Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Yapay zeka destekli hukuk teknolojileri girişimi Safahat, Insha GSYF’den 590 bin dolar ön tohum yatırım aldı

Türkiye merkezli katılım bankası Albaraka Türk, finansal teknolojilerin yanı sıra geleceğe yön veren yenilikçi girişimleri destekleme vizyonu doğrultusunda yatırımlarını sürdürüyor.

Albaraka Türk, iştiraki Albaraka Portföy Yönetimi ve Insha Ventures iş birliğiyle kurulan Insha Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (Insha GSYF) aracılığıyla, yapay zekâ tabanlı hukuk teknolojileri geliştiren Safahat.ai‘ın toplam 590 bin doları tutarındaki ön tohum yatırım turunda yer aldı.

Ayrıca yatırım kapsamında Safahat.ai; Insha Ventures’ın stratejik büyüme, teknoloji, iş geliştirme ve fintek ekosistemindeki deneyiminden de yararlanarak ürün ve iş modelini ölçeklendirmeyi hedefliyor.

Hukuki iş süreçlerini uçtan uca otomatikleştiriyor

Safahat.ai; icra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir yapay zekâ platformunda bir araya getiriyor. Platform; takip açılışından haciz aşamasına kadar toplu dosya yönetimi ve dilekçe üretiminin yanı sıra dava dosyalarının analizi, süreç takibi, sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi gibi yüksek hacimli hukuki operasyonların otomatikleştirilmesine imkân sağlıyor. Türk hukukuna ve Türkçe hukuki dile özel uyarlanmış yapay zekâ altyapısıyla çalışan Safahat.ai, kurumların veri güvenliği ihtiyaçlarını gözeten on-premises çalışma modeli sayesinde şirketlerin kendi altyapılarında konumlandırılabiliyor. Bu yapı özellikle bankalar, finans kuruluşları ve regülasyon yoğun sektörlerde hukuki verilerin kurum dışına çıkmadan işlenmesine olanak tanırken hukuk profesyonellerinin tekrarlayan operasyonel işlerden ziyade hukuki muhakeme, kontrol ve karar gerektiren alanlara odaklanmasını destekliyor.

Yapay zekâ, içerik üretiminin yanı sıra iş süreçlerini de destekliyor

Safahat.ai’nin ayrıştığı alanlardan biri, yapay zekâyı yalnızca içerik üretiminde değil; dosya sınıflandırma, önceliklendirme ve iş dağıtımı gibi süreçlerde de kullanması.

  • Platformun öne çıkan yetkinlikleri arasında;
  • İcra takibi süreçlerinde toplu dosya yönetimi ve otomasyon,
  • Dava dosyası analizi, dilekçe hazırlama ve süreç takibi,
  • Sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi,
  • Yapay zekâ destekli dosya sınıflandırma ve önceliklendirme,
  • İş dağıtımı ve operasyonel karar süreçlerinin desteklenmesi,
  • Kurum içi sistemlerle çift yönlü entegrasyon,
  • Verinin kurum dışına çıkmadığı on-premises çalışma modeli yer alıyor.

Hasan Sami Bayansar: “Safahat.ai’nin önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz”

“Bugün hukuk ekiplerinin en önemli ihtiyaçlarından biri, artan iş yükünü daha verimli yönetebilmek. Özellikle yüksek hacimli dosyalarda hız kadar veri güvenliği ve süreçlerin doğru yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Safahat.ai’nin bu ihtiyaca Türk hukukuna ve Türk hukuk diline özel geliştirdiği teknolojiyle cevap vermesini değerli buluyoruz. Insha Ventures olarak, Insha GSYF üzerinden yatırım yaptığımız Safahat.ai’nin fintekleşme sürecinde stratejik bir rol üstlenerek, fintek alanındaki deneyim ve yetkinliklerimizle yeni nesil finansal hizmetlerin geliştirilmesine öncülük etmeyi hedefliyoruz.”

Ahmet Necip Arslan: “Bu yatırımla, hukuk dünyasının dijital dönüşümünü Türkiye’den başlatarak global bir standarda taşımayı hedefliyoruz”

“Safahat olarak, hukuki süreçlerin uçtan uca otomasyonunu sağlayan yapay zekâ tabanlı bir platform geliştiriyoruz. İcra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir ekosistemde birleştirerek bankaların, hukuk bürolarının, kamu kurumlarının ve kurumsal müşterilerimizin operasyonel yükünü önemli ölçüde azaltmayı hedefliyoruz. Bizi farklı kılan, Türk mevzuatı ve içtihatları üzerine inşa ettiğimiz, halüsinasyonsuz ve doğrulanabilir çıktılar üreten yapay zekâ altyapımız ile müşterilerimizin veri güvenliği ihtiyaçlarına cevap veren kurum içi (on-premises) kurulum modelimiz. Aynı teknolojiyi İngiltere pazarı için de geliştiriyor, Körfez ülkelerine yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. CoFunds Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ve Insha GSYF’nin stratejik yatırımı ve teknoloji desteğiyle, Türkiye’de geliştirdiğimiz bu teknolojiyi hızla küresel pazarlara taşıyarak ülkemizi dünya yapay zekâ ve hukuk teknolojileri sahnesinde en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.”

Meta, Threads akışında Meta AI yanıtlarını Türkiye’de kullanıma sundu

Meta, Threads akışında Meta AI yanıtlarını Türkiye dahil birçok ülkede kullanıma sunduğunu açıkladı. Bu güncellemeyle kullanıcılar, AI yardımıyla gerçek zamanlı bilgi alabiliyor ve sohbetlere katılabiliyor.

Sohbet öncelikli bir platform olan Threads’e gelen bu güncelleme, insanların sohbetten ayrılmadan bir trend veya son dakika haberi hakkında bilgi almasına ya da öneriler görmesine yardımcı olmak için tasarlandı. Meta AI, Temmuz ayında dünya genelinde Threads’deki Direkt Mesajlarda (DM) kullanıma sunulmuştu. DM’lerde kullanıcılara sorularını özel olarak sorma fırsatı sunulurken, akıştaki Meta AI bunu herkese açık sohbetlere taşıyor.

Threads akışında Meta AI nasıl kullanılır?

  • Hesabı herkese açık olan kullanıcılar @meta.ai etiketini kullanarak paylaşımlarında Meta AI’ı etiketleyebilir veya bir paylaşıma soru veya prompt ile yanıt verebilir.
  • Muse Spark ile desteklenen Meta AI, @meta.ai hesabından herkese açık bir şekilde yanıt verir.
  • Bu yanıt herkes tarafından görülebilir. Çoklu dil desteği sayesinde Meta AI, onu etiketleyen paylaşımın dilinde yanıt verir.
  • Meta AI tarafından yazılmış yanıtları daha az görmek isteyen kullanıcılar @meta.ai hesabını sessize alabilir, Meta AI paylaşımlarında “İlgilenmiyorum” seçeneğine tıklayabilir veya kendi paylaşımlarının altındaki Meta AI yanıtlarını gizleyebilir.

Neova Sigorta, müşteri odaklı dijital hizmet platformu Neova Mobil’i yeniledi

Sigorta sektöründe öncü yaklaşımı ve yenilikçi hizmetleriyle öne çıkan şirketlerden Neova Sigorta, müşteri deneyimini odağına alan Neova Mobil’i yeni yüzüyle kullanıcılarla buluşturdu. Uygulama, süreçleri sadeleştirip erişimi kolaylaştırırken kullanıcıların poliçe ve ilgili işlemlerini tek bir platform üzerinden yönetmesine imkân tanıyor.

Tüm sigortalar tek platformda

Neova Mobil; Kasko, Konut, Seyahat Sağlık, Tamamlayıcı Sağlık, Ferdi Kaza ve Kritik Hastalıklar gibi farklı ürün gruplarına ait poliçe detaylarının tek bir ekran üzerinden görüntülenmesine olanak sağlıyor. Kullanıcılar; Sağlığım, Aracım, Evim ve Seyahatim kategorileri üzerinden poliçe detaylarının yanı sıra teminat ve limitlerini, ödeme bilgilerini, geçmiş poliçelerini ve hasar dosyalarını görüntüleyebiliyor; hasar dosyalarının statülerini takip edebiliyor.

Sağlığım kategorisinde Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ve grup sağlık poliçelerine ilişkin detaylara erişilebilirken, kullanıcılar TSS kapsamında elden hasar oluşturma işlemlerini de gerçekleştirebiliyor. Poliçe bilgileri, teminatlar, ödeme detayları, anlaşmalı kurumlar ve hasar süreçlerine ilişkin bilgilere hızlı ve sade bir arayüz üzerinden ulaşılabiliyor.

Hızlı, sade ve kullanıcı odaklı deneyim

Yenilenen teknik altyapısı sayesinde Neova Mobil, daha hızlı işlem süreçleri ve kullanıcıların daha az eforla işlem yapabildiği bir deneyim sunuyor. Modern tasarımı ve kullanıcı dostu arayüzü ile öne çıkan uygulama, sigorta süreçlerini herkes için daha anlaşılır ve erişilebilir hale getiriyor. Login olan kullanıcılar tüm poliçelerine tek ekrandan ulaşabilirken, teminat detaylarını kolayca görüntüleyebiliyor ve sigorta süreçlerini uçtan uca yönetebiliyor.

İhtiyaç anında yanında

Neova Mobil, yalnızca poliçe yönetimiyle sınırlı kalmayarak ihtiyaç anında kullanıcıya hızlı erişim imkânı da sunuyor. Non-login ekranında kullanıcılar; teklif alabiliyor, çağrı merkezi bilgilerine ulaşabiliyor, anlaşmalı kurumları görüntüleyebiliyor ve acil durum numaralarına erişebiliyor. Sağlık kategorisinde yer alan elden hasar oluşturma özelliği sayesinde kullanıcılar, faturalarını sisteme girerek süreçlerini hızlı ve pratik bir şekilde yönetebiliyor.

“Sigortayı daha erişilebilir hale getiriyoruz”

Neova Mobil’e ilişkin değerlendirmelerde bulunan Neova Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Sami Kaya: “Neova Mobil’i yalnızca bir mobil uygulama olarak konumlamıyoruz. Bu platform, müşterilerimizle kurduğumuz temasın geliştirilerek yeniden ele alındığı, hizmet yaklaşımımızın dijitalleştiği stratejik bir adımı temsil ediyor. Kullanıcılarımızın poliçe ve sigorta işlemlerine daha hızlı, daha kolay ve daha bütüncül şekilde erişebilmesini sağlarken, sigortayı günlük hayatın doğal bir parçası haline getiriyoruz. Bugün Neova Mobil üzerinden Seyahat Sağlık Sigortası satın alınabilirken, önümüzdeki dönemde ilk olarak Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nı, ardından planlamalarımız doğrultusunda diğer ürünlerimizi de kademeli olarak mobil kanal üzerinden sunmayı hedefliyoruz. Amacımız, ihtiyaç anında erişilebilen ve tüm süreçlerin tek noktadan yönetilebildiği bir deneyim sunmak.”

Venturi Space, yapay zeka destekli Ay aracı ALTA LUNA’yı tanıttı

Venturi Space, gelecekte Ay’da kurulması planlanan yaşam alanlarının çevresindeki operasyonlarda kullanılmak üzere geliştirdiği yeni mobilite aracı ALTA LUNA’yı tanıttı. Tek kişilik araç, astronot tarafından kullanılabildiği gibi yapay zekâ destekli sistemleri sayesinde otonom olarak da görev yapabilecek.

Ay ve Mars için mobilite teknolojileri geliştiren Venturi Space, yeni Ay aracı ALTA LUNA’yı Paris’te düzenlenen International Space Summit kapsamında tanıttı.

Gelecekte Ay yüzeyinde kurulması planlanan üslerin çevresindeki operasyonlara odaklanan ALTA LUNA; astronot taşımaktan yük transferine, arazi hazırlığından altyapı çalışmalarına kadar farklı görevleri yerine getirecek şekilde geliştiriliyor.

Yaklaşık 300 kilogram hedef ağırlığa sahip kompakt araç, özellikle dar alanlarda yüksek manevra kabiliyeti sunmayı amaçlıyor. Venturi Space, ALTA LUNA’da Ay araçlarında yaygın olarak kullanılan tekerlekli mimariden farklı olarak paletli bir yapı üzerinde çalışıyor. Şirkete göre bu tercih, aracın daha dik eğimlerde hareket edebilmesini sağlayacak.

Yapay zekâ destekli otonom sürüş

ALTA LUNA iki farklı çalışma moduna sahip olacak. Araç bir astronot tarafından kullanılabileceği gibi tamamen otonom şekilde de hareket edebilecek.

Otonom sürüş sisteminde LiDAR, stereo kameralar ve yapay zekâ teknolojileri birlikte kullanılacak. Yapay zekâ sistemi, manuel kullanım sırasında da astronota sürüş konusunda destek verecek.

Araç otonom moddayken kazı, arazi düzleştirme, saha hazırlığı, güzergâh oluşturma ve temel altyapı çalışmalarının yanı sıra yük taşımacılığı gibi operasyonları gerçekleştirebilecek.

Venturi Space ayrıca birden fazla ALTA LUNA aracının koordineli şekilde çalışabileceği bir yapı geliştiriyor. Böylece araçların Ay yüzeyindeki büyük ölçekli görevlerde bir filo olarak birlikte hareket edebilmesi hedefleniyor.

Astronotun sağlık verilerini de takip edecek

ALTA LUNA’nın elektronik sistemleri astronotun uzay giysisiyle bağlantı kurabilecek ve sağlık verilerini takip edebilecek.

Astronotun sağlık problemi yaşaması durumunda aracın otonom olarak üsse geri dönmesi planlanıyor. Sistem aynı zamanda sürüş ve görev güvenliği açısından kritik bilgileri astronota aktaracak. Yaklaşan güneş fırtınaları gibi uzay ortamına ilişkin riskler de araç üzerinden bildirilebilecek.

NASA’nın Artemis programında kullanılan teknolojilerden yararlanıyor

ALTA LUNA’da Venturi Space tarafından geliştirilen batarya ve batarya yönetim sistemi kullanılacak.

Söz konusu teknolojiler, Venturi Space’in stratejik ortağı Venturi Astrolab tarafından geliştirilen CLV-1 Ay aracında da yer alıyor. CLV-1, NASA tarafından Artemis programı kapsamında kullanılmak üzere seçilen araçlardan biri.

2021 yılında kurulan Venturi Space, Ay ve Mars için mobilite teknolojileri geliştiriyor. Şirket; yüksek performanslı bataryalar, batarya yönetim sistemleri ve Ay yüzeyine uygun özel tekerlek teknolojileri üzerinde çalışıyor.

Venturi Space’in üzerinde çalıştığı projeler arasında ALTA LUNA’nın yanı sıra MONA LUNA isimli Ay aracı da bulunuyor. Şirketin teknoloji sağladığı Venturi Astrolab tarafından geliştirilen FLIP aracının ise 2026 sonuna kadar Ay’ın güney kutbuna gönderilmesi planlanıyor.

Venturi Space Başkanı Gildo Pastor, ALTA LUNA’nın gelecekte Ay’da yaşayacak insanların günlük operasyonlarını destekleyen araçlardan biri olmasını hedeflediklerini belirtiyor. Şirket, Ay’daki yerleşimlerin gelişmesiyle birlikte ulaşım, lojistik, altyapı ve arazi çalışmalarında farklı görevleri yerine getiren mobilite araçlarına ihtiyaç duyulacağını öngörüyor.

IFA Berlin 2026 açıldı: Yapay zeka ve robotik fuarın merkezinde

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen IFA Berlin 2026, 4 Eylül itibarıyla ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. 8 Eylül’e kadar devam edecek fuarın ilk gününde gerçekleştirilen geleneksel IFA Opening Tour, bu yıl teknoloji dünyasının gündemini belirleyen yapay zeka, robotik, tüketici teknolojileri ve akıllı ev çözümlerine odaklandı.

Açılış turuna Almanya Federal Dijital Dönüşüm ve Kamu Modernizasyonu Bakanı Dr. Karsten Wildberger liderlik etti. Heyette Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı Parlamenter Devlet Sekreteri Dr. Silke Launert, Berlin Belediye Başkanı ve Finans Senatörü Stefan Evers ile Berlin Belediye Başkanı ve Ekonomi, Enerji ve Kamu İşletmeleri Senatörü Franziska Giffey de yer aldı.

Heyet, fuar alanındaki Alman ve uluslararası teknoloji şirketlerini ziyaret ederek yeni nesil ürün ve teknolojileri yerinde inceledi. Açılış turunda AMD, Bosch, Kärcher, Miele, Liebherr, JURA, AEG, Hama, Xiaomi, FRITZ!, Meta x CUPRA, Fix First, L’Atitude 52°N, Metz ve LG Electronics gibi şirketlerin sergilediği yenilikler öne çıktı.

Wildberger, açılış sırasında özellikle yapay zekanın artık günlük hayatta kullanılan teknoloji ürünlerinin içine giderek daha fazla girdiğine dikkat çekerken, robotik teknolojilerini de dönemin en önemli eğilimlerinden biri olarak değerlendirdi. Donanım, yazılım ve yapay zekanın birlikte gelişmesinin Almanya gibi güçlü sanayi altyapısına sahip ülkeler açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu vurguladı.

IFA 2026’nın açılışında ana gündem: Kişisel yapay zeka

Fuarın teknoloji gündemini belirleyen en önemli başlıklardan biri ise Personal AI – Kişisel Yapay Zeka oldu.

IFA 2026’nın resmi açılış konuşmasını AMD Computing and Graphics Group Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Jack Huynh gerçekleştirdi. “The Era of Personal AI: The Future of Imagination” başlıklı konuşmasında Huynh, yapay zekanın yalnızca komut verilen bir teknoloji olmaktan çıkarak kullanıcıyı ve bağlamını anlayan daha kişisel bir yapıya doğru ilerlediğini anlattı.

AMD’nin ortaya koyduğu vizyonda özellikle cihaz üzerinde çalışan yapay zeka, kullanıcı gizliliği ve kontrolü ile teknolojinin kişiye uyum sağlaması öne çıkıyor. Buna göre bilgisayarların geleceği, yalnızca kullanıcının verdiği komutları yerine getiren cihazlardan, ihtiyaçları öngörebilen ve insanlarla birlikte çalışan sistemlere doğru ilerliyor.

Startuplar da IFA’nın önemli parçalarından biri

Açılış turunun durakları arasında IFA Next alanı da bulunuyor. Startup’ları, teknoloji geliştiricilerini ve küresel teknoloji şirketlerini bir araya getiren bölüm, IFA’nın yalnızca büyük tüketici elektroniği markalarının yeni ürünlerini sergilediği bir fuar olmaktan çıkarak yeni teknolojilerin ve erken aşama inovasyonların da buluşma noktası olma hedefini gösteriyor.

IFA’nın 4 Eylül programında startup hikayelerinden yapay zeka uygulamalarına, geleceğin ticaret modellerinden kişisel teknolojiye kadar birçok farklı başlık sahnelere taşındı.

Berlin’de teknoloji dünyasının gündemi 8 Eylül’e kadar devam edecek

IFA Berlin 2026, 4-8 Eylül tarihleri arasında Messe Berlin’de devam edecek. Bu yıl fuarın ilk gününden ortaya çıkan tablo ise teknoloji sektörünün önümüzdeki dönem gündeminin yalnızca “yapay zeka” kelimesinden ibaret olmayacağını gösteriyor.

Yapay zekanın cihazların içine girmesi, robotikle birleşmesi ve günlük hayatta gerçek kullanım alanlarına dönüşmesi, IFA Berlin 2026’nın daha ilk gününde fuarın ana hikayelerinden biri haline gelmiş durumda.

Elektrikli araçları Seviye-4 otonom platformlara dönüştürmeyi hedefleyen girişim: Trustia AI

2025 yılında İstanbul’da kurulan Trustia AI, otonom sürüş teknolojileri, robotaksi ve savunma sanayisine yönelik yapay zeka sistemleri geliştiriyor. İki kurucu ortak ve 1-5 kişilik bir ekiple faaliyet gösteren girişim, seri üretim elektrikli araçları ve taktik insansız kara araçlarını mevcut araç altyapısını tamamen değiştirmeden otonom hale getirmeye yönelik donanım ve yazılım çözümleri üzerinde çalışıyor.

Bugüne kadar özkaynaklarıyla geliştirilen Trustia AI’nin merkezinde, mevcut araçlara sonradan entegre edilebilen modüler bir donanım kiti ile otonom sürüş yazılımı bulunuyor. Şirket, başta Hyundai Ioniq 5 olmak üzere seri üretim elektrikli araçların yanı sıra savunma tarafındaki taktik insansız kara araçlarını da hedefliyor.

Mevcut araçları otonom hale getiren retrofit model geliştiriyor

Otonom sürüş alanındaki birçok şirket, donanım ve yazılımı sıfırdan geliştirilmiş özel araç platformları üzerinde çalışıyor. Trustia AI ise farklı bir yaklaşım benimseyerek halihazırda seri üretimde bulunan araçların otonom sürüş kabiliyetleriyle donatılmasına odaklanıyor.

Girişimin değer önerisi, otonom araç filosu oluşturmak isteyen şirketlerin tamamen yeni araç geliştirmek yerine mevcut elektrikli araçlarını retrofit donanım kiti ile dönüştürebilmesine dayanıyor.

Trustia AI, geliştirdiği çözümün bir araca yaklaşık 48 saat içerisinde entegre edilebileceğini belirtiyor.

Şirketin paylaştığı bilgilere göre geliştirdiği modüler kitin hedeflenen maliyeti yaklaşık 35 bin dolar seviyesinde. Bu modelle özellikle robotaksi ve filo işletmecilerinin otonom araçlara geçişte karşılaştığı yüksek başlangıç yatırımının azaltılması hedefleniyor.

Trustia AI, kendi hesaplamalarına göre çözümünün filo operatörlerine yüzde 70’e varan sermaye tasarrufu sağlayabileceğini ve yaklaşık 14 aylık amortisman süresine ulaşabileceğini öngörüyor.

LiDAR, radar ve kameraları tek sistemde birleştiriyor

  • Trustia AI’nin geliştirdiği dönüşüm sisteminin donanım tarafında, aracın çevresini algılayabilmesi için farklı sensör teknolojileri birlikte kullanılıyor.
  • Girişimin mevcut mimarisinde Ouster OS2-128 LiDAR, Livox Mid-360 LiDAR sensörleri, Continental 77 GHz radarlar ve dört GMSL2 HDR kamera yer alıyor.
  • Toplanan sensör verilerinin işlenmesi için ise araç içerisinde NVIDIA Jetson AGX Orin 64 GB merkezi bilgisayar kullanılıyor.
  • Sistemin araca fiziksel olarak entegre edilmesinin ardından direksiyon, gaz ve fren gibi araç kontrolleriyle iletişim kuruluyor. Trustia AI, bu tarafta galvanik izolasyonlu Kvaser CAN-FD altyapısını kullanarak aracın aktüatörlerine deterministik kontrol komutlarının aktarılmasını sağlıyor.

Böylece algılama, konumlandırma, rota planlama ve araç kontrolünün tek bir sistem içerisinde birlikte çalışması hedefleniyor.

Kara kutu yapay zeka yerine deterministik yaklaşım

Trustia AI’nin teknoloji yaklaşımında öne çıkan noktalardan biri, sürüş kararlarının tamamen uçtan uca derin öğrenme modellerine bırakılmaması.

Girişim, daha öngörülebilir ve matematiksel olarak takip edilebilir bir yapı geliştirdiğini belirtiyor.

Trustia AI’nin otonomi altyapısında Kinematik Hibrit A*, 3D NDT LiDAR SLAM ve Pure Pursuit gibi algoritmalar kullanılıyor. Şirket bu yapıyı “deterministik seyrüsefer çekirdeği” olarak tanımlıyor.

Başvuruda paylaşılan bilgilere göre Trustia AI, kendi test ortamında gerçekleştirdiği 1.301 testin tamamını başarıyla geçtiğini belirtiyor.

Sistemin araç çalıştırıldığında 3D NDT LiDAR SLAM kullanarak çevrenin haritalandırılması ve aracın konumunun belirlenmesini sağlaması hedefleniyor. Trustia AI, mevcut sisteminde yaklaşık 2 santimetre seviyesinde lokalizasyon hassasiyeti üzerinde çalıştığını ifade ediyor.

Robotaksi ve savunma teknolojilerine aynı altyapıyla yaklaşmayı hedefliyor

Trustia AI’nin hedeflediği kullanım alanı yalnızca sivil otonom mobiliteyle sınırlı değil.

Girişim, geliştirdiği teknoloji altyapısını taktik insansız kara araçlarında da kullanmayı hedefliyor.

Savunma versiyonunda araçların taktik komuta-kontrol konsolu üzerinden uzaktan yönetilebilmesi ve farklı görev senaryolarında kullanılabilmesi üzerine çalışmalar yürütülüyor.

Bu yapı sayesinde aynı temel otonomi altyapısının hem robotaksi ve otonom kargo gibi ticari kullanım alanlarında hem de savunma sanayisindeki insansız kara araçlarında değerlendirilmesi planlanıyor.

Trustia AI, bu yaklaşımın otonom sürüş ve insansız kara aracı teknolojilerindeki kritik dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlamasını hedefliyor.

İlk hedef Hyundai Ioniq 5 ile Seviye-4 testleri

Trustia AI’nin kısa vadeli yol haritasında ilk olarak Hyundai Ioniq 5 üzerinde geliştirilen dönüşüm kitinin tamamlanması bulunuyor.

Şirket, aracın kapalı alanlarda ve kontrollü kampüs ortamlarında SAE Seviye-4 otonom sürüş testlerini gerçekleştirmeyi planlıyor.

Orta vadede ise geliştirdiği sistemi gerçek filo operasyonlarında test etmeyi ve otonom mobilite şirketleriyle pilot uygulamalar başlatmayı hedefliyor.

Şirketin planları arasında Dubai’de düzenlenen RTA Dubai World Challenge for Self-Driving Transport yarışmasına katılmak ve bu süreç üzerinden Orta Doğu pazarına açılmak da bulunuyor.

Türkiye tarafında ise filo operatörleriyle birlikte ilk otonom pilot filoların oluşturulması hedefleniyor.

2028’e kadar 500’den fazla araçlık dönüşüm hedefi

  • Trustia AI’nin uzun vadeli hedefi geliştirdiği retrofit modelini ölçeklendirmek.

Girişim, 2028 yılına kadar Türkiye ve Doğu Avrupa’da önemli otonom sürüş kiti sağlayıcılarından biri olmayı ve 500’den fazla aracın dönüşümünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Şirketin önündeki en önemli aşamalardan biri, mevcut prototip ve test çalışmalarını gerçek saha uygulamalarına ve ticari pilotlara dönüştürmek olacak.

Trustia AI aynı zamanda geliştirdiği sistemi yalnızca belirli bir otomobil modeliyle sınırlı tutmak yerine farklı elektrikli araçlara uygulanabilecek modüler bir altyapıya dönüştürmeyi planlıyor.

İstanbul merkezli girişim, önümüzdeki dönemde mevcut elektrikli araçları ve insansız kara araçlarını otonom platformlara dönüştüren donanım-yazılım altyapısını geliştirerek hem sivil mobilite hem de savunma teknolojileri tarafında ölçeklenmeyi hedefliyor. Teknoloji geliştirme sürecinin yanında farklı kuluçka, teknoloji ve girişimcilik programlarında da çalışmalarını sürdürüyor; ancak şirketin ana odağını ürünün saha testlerinin tamamlanması, retrofit kitin ticarileştirilmesi ve ilk filo uygulamalarının hayata geçirilmesi oluşturuyor.

Depolama süreçlerini dijitalleştiren yerli girişim: Troy Depo

2023 yılında İstanbul’da kurulan lojistik teknolojileri girişimi Troy Depo, depolama ihtiyacı bulunan bireysel ve kurumsal kullanıcıların doğru depo alanını bulmasından taşıma operasyonuna, sözleşmeden ödemeye kadar uzanan süreci tek bir dijital platform üzerinden yönetmesini sağlıyor.

LogTech alanında faaliyet gösteren ve bugün 6-10 kişilik bir ekiple çalışmalarını sürdüren Troy Depo, kendisini “depolamanın Airbnb’si” yaklaşımıyla konumlandırıyor. Henüz dış yatırım almayan girişim, depolama sektöründeki parçalı yapıyı teknolojiyle daha kolay yönetilebilir hale getirmeye odaklanıyor.

Troy Depo’nun geliştirdiği model; kullanıcının ihtiyacını analiz etmek, uygun depo alternatifini belirlemek, taşıma operasyonunu planlamak ve devamındaki süreçleri dijital ortama taşıyarak tek noktadan yönetmek üzerine kurulu.

Depolamadaki parçalı süreci tek noktada topluyor

Depolama ihtiyacı ortaya çıktığında kullanıcıların karşılaştığı ilk sorunlardan biri, ne kadar alana ihtiyaç duyduğunu doğru şekilde belirleyememesi oluyor. Bunun ardından hangi deponun ihtiyaçlara daha uygun olduğu, seçeneklerin nasıl karşılaştırılması gerektiği ve fiyatların hangi kriterlere göre değiştiği gibi farklı sorular ortaya çıkıyor.

Depo seçiminin ardından paketleme ve taşıma gibi operasyonların da sürece dahil olması kullanıcıların farklı hizmet sağlayıcılarla iletişim kurmasını gerektirebiliyor.

Troy Depo’nun başvurusunda dikkat çektiği sorunlardan biri de bu parçalı yapı. Kullanıcılar eşyalarının nerede ve hangi koşullarda saklandığından operasyonun hangi aşamada olduğuna kadar farklı konularda yeterli görünürlüğe sahip olmayabiliyor.

Sözleşme, ödeme, erişim ve operasyon yönetiminin farklı kanallardan ilerlemesi de depolama deneyimini daha karmaşık hale getirebiliyor. Yanlış depo seçimi, taşıma sırasında yaşanabilecek problemler veya başlangıçta öngörülmeyen ek maliyetler de kullanıcı tarafındaki önemli endişeler arasında bulunuyor.

Troy Depo ise bu süreci baştan sona tek bir kullanıcı deneyimine dönüştürmeyi hedefliyor.

İhtiyaç analizinden depoya girişe kadar süreç dijital olarak yönetiliyor

Troy Depo’da süreç ilk olarak kullanıcının depolama ihtiyacının analiz edilmesiyle başlıyor. Müşteri temsilcileri, kullanıcıların ihtiyaç duyduğu alan ve depolama beklentilerini belirlemelerine yardımcı oluyor.

Ardından kullanıcı için uygun depo seçenekleri oluşturuluyor ve teklif süreci başlıyor.

Kullanıcılar Troy Depo paneli üzerinden taleplerini oluşturabiliyor, kendilerine sunulan teklifleri değerlendirebiliyor ve devam eden operasyonlarını takip edebiliyor.

Teklif kabul edildikten sonra taşıma operasyonu planlanarak eşyaların depoya giriş süreci gerçekleştiriliyor.

Troy Depo, yalnızca depo bulma ve taşıma tarafını değil, sürecin idari tarafını da dijitalleştiriyor. Depolamaya ilişkin sözleşme ve ödeme işlemleri de platform üzerinden gerçekleştirilebiliyor.

Böylece kullanıcıların farklı şirketler, kişiler ve iletişim kanalları arasında ilerlemesi yerine operasyonun mümkün olduğunca tek noktadan yönetilebilmesi amaçlanıyor.

Yapay zeka destekli depolama asistanı Troyi, 7/24 hizmet veriyor

Troy Depo’nun teknoloji altyapısında öne çıkan ürünlerden biri ise şirketin geliştirdiği yapay zeka destekli depolama asistanı Troyi.

7 gün 24 saat hizmet verecek şekilde geliştirilen Troyi, kullanıcıların depolama süreçleriyle ilgili sorularını yanıtlıyor ve ihtiyaç duydukları bilgilere ulaşmalarına yardımcı oluyor.

Troyi ile özellikle depolama sürecinin başındaki bilgilendirme ve yönlendirme işlemlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi hedefleniyor.

Yapay zeka asistanının devreye alınması, Troy Depo’nun depolama sektöründeki operasyonların daha büyük bölümünü teknoloji üzerinden yönetme stratejisinin de önemli parçalarından biri.

Şirket, yapay zekanın yanı sıra geliştirdiği kullanıcı paneliyle tekliften operasyona, sözleşmeden ödemeye kadar farklı aşamaları aynı dijital altyapı içerisinde birleştiriyor.

Troy Depo 2026’yı teknoloji yılı olarak belirledi

Troy Depo, 2026 yılını şirket içerisinde “teknoloji yılı” olarak konumlandırdı.

Bu kapsamda girişim, kullanıcı panelinde çok sayıda geliştirme gerçekleştirerek operasyonlarının daha büyük bölümünü dijital ortama taşıdı. Troyi’nin kullanıma açılması da şirketin bu dönemde attığı teknoloji odaklı adımlardan biri oldu.

Troy Depo’nun teknoloji stratejisi yalnızca kullanıcıların çevrim içi ortamda depo aramasına dayanmıyor. Şirket; depo ihtiyacının belirlenmesinden tekliflerin yönetilmesine, taşıma operasyonundan sözleşme ve ödeme süreçlerine kadar uzanan yapının birbirine bağlı şekilde çalışmasını hedefliyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda girişimin temel değer önerisi “doğru depo, dijital planlama ve uçtan uca yönetim” üzerine şekilleniyor.

2027’de büyüme ve yayılmaya odaklanacak

Teknoloji altyapısını geliştirmeyi odağına aldığı 2026’nın ardından Troy Depo, 2027 yılını büyüme ve yayılma yılı olarak belirledi.

Şirket, geliştirdiği dijital panel ve yapay zeka destekli Troyi ile oluşturduğu depolama deneyimini daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırmayı hedefliyor.

2023’ten bu yana faaliyetlerini sürdüren ve henüz yatırım almayan Troy Depo’nun önündeki önemli adımlardan biri, teknoloji altyapısını güçlendirdikten sonra geliştirdiği modeli daha geniş ölçekte yaygınlaştırmak olacak.

Kuruluşunun ardından BTM’nin kuluçka programında da yer alan İstanbul merkezli girişim, bugün tek kurucu ortak ve 6-10 kişilik ekibiyle faaliyetlerini sürdürüyor.

Troy Depo’nun uzun vadeli yaklaşımı; depolama ihtiyacı oluştuğunda kullanıcının ayrı ayrı depo, taşıma ve operasyon şirketleri aramak zorunda kalmadığı, ihtiyaç analizinden doğru deponun bulunmasına ve taşıma operasyonundan ödeme ile sözleşmeye kadar tüm sürecin tek bir dijital platform üzerinden yönetilebildiği bir yapı oluşturmak üzerine kurulu.

İsviçre merkezli Sika, Türkiye merkezli Akkim’in satın alımını tamamladı

İsviçre merkezli özel kimyasallar şirketi Sika, Türkiye merkezli yapıştırıcı ve sızdırmazlık ürünleri üreticisi Akkim’in satın alma sürecini tamamladığını duyurdu.

Satın almayla birlikte Sika, özellikle sızdırmazlık ve yapıştırıcılar alanındaki küresel faaliyetlerini büyütmeyi hedefliyor. Akkim’in Türkiye’deki üretim altyapısının yanı sıra Doğu Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki dağıtım ağı da Sika’nın bölgedeki erişimini güçlendirecek.

Akkim, 2025 yılında yaklaşık 220 milyon İsviçre Frangı net satış geliri elde etti. Şirketin ürün portföyünde inşaat sektörünün farklı kullanım alanlarına yönelik yapıştırıcı, sızdırmazlık ve çeşitli kimyasal çözümler bulunuyor.

Sika, Akkim’in mevcut üretim kapasitesini ve ihracat yetkinliğini kullanarak sızdırmazlık ve yapıştırıcılar iş kolu için bölgede yeni bir üretim ve tedarik merkezi oluşturmayı planlıyor.

Satın alma sürecini değerlendiren Sika EMEA Bölge Müdürü Christoph Ganz, Akkim’in Sika bünyesine katılmasını şirketin bu alandaki büyüme stratejisinin önemli adımlarından biri olarak değerlendirdi. Ganz, iki şirketin ürün portföyleri, markaları ve ekiplerinin bir araya gelmesiyle yeni pazarlarda büyüme fırsatlarının ortaya çıkacağını ifade etti.

Merkezi İsviçre’de bulunan Sika; inşaat ve endüstri sektörlerine yönelik yapıştırma, sızdırmazlık, güçlendirme ve koruma çözümleri geliştiriyor. Şirket bugün 103 ülkede faaliyet gösterirken, dünya genelinde 400’den fazla üretim tesisine sahip. Sika, 2025 yılında 33 bin 700 çalışanıyla 11,2 milyar İsviçre Frangı satış geliri elde etti.

Dental süreçleri yapay zeka ile tek platformda buluşturan yerli girişim: Biosmile AI

2025 yılında İzmir’de kurulan sağlık teknolojileri girişimi Biosmile AI, diş hastaneleri, poliklinikler ve diş teknisyenlerinin kullandığı yazılım süreçlerini tek bir ekosistem içerisinde bir araya getirmeyi hedefliyor. Yapay zeka destekli çözümler geliştiren girişim, özellikle dental sektörde kullanılan yüksek maliyetli, karmaşık ve çoğunlukla yurt dışı menşeli yazılımlara alternatif oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.

2025 yılında İzmir’de Bahattin Berke Çoban ve Samet Arda Altınyürek tarafından kurulan sağlık teknolojileri girişimi Biosmile AI, şu anda yaklaşık 5 kişilik bir ekiple faaliyet gösteriyor. Girişim, tedavi planlamasından üretim çıktısının hazırlanmasına kadar uzanan sürecin daha bütünleşik bir şekilde yönetilebilmesini amaçlıyor.

Dental sektörde klinikler, hastaneler ve laboratuvarlar farklı ihtiyaçları için birden fazla yazılımdan yararlanabiliyor. Bu durum yazılım maliyetlerinin yükselmesinin yanı sıra farklı sistemler arasında veri ve iş akışı yönetimini de zorlaştırabiliyor. Biosmile AI ise bu süreçleri tek bir ekosistem içerisinde toplayarak işletmelerin hem operasyonel yükünü hem de farklı yazılımlara olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.

Tedavi planından üretime uzanan bir dental ekosistem

Biosmile AI’nin temel yaklaşımı yalnızca belirli bir klinik operasyonunu dijitalleştirmek yerine, dental tedavi ve üretim sürecinin farklı aşamalarını birbirine bağlayan bir yazılım altyapısı oluşturmak üzerine kurulu.

Girişim; diş hastaneleri, poliklinikler ve diş teknisyenlerinin tedavi planlamasından üretim süreçlerine kadar ihtiyaç duyduğu araçları yapay zeka desteğiyle tek platform üzerinden sunmayı amaçlıyor.

Böylece kullanıcıların farklı üreticilere ait birbirinden bağımsız programlar arasında geçiş yapmak yerine daha merkezi bir sistem üzerinden çalışabilmesi hedefleniyor. Biosmile AI, bu yaklaşım sayesinde özellikle yazılım maliyetlerini ve farklı platformlar arasında çalışırken oluşan zaman kaybını azaltmayı amaçlıyor.

Masaüstü ve mobil cihazlardan kullanılabiliyor

Biosmile AI’nin geliştirdiği platform masaüstü ve mobil uygulamalar üzerinden kullanılabilecek şekilde tasarlanıyor.

Girişim, altyapısını private cloud modeli üzerine konumlandırıyor. Böylece dental kurumların ve profesyonellerin ihtiyaç duyduğu yazılım hizmetlerinin bulut tabanlı ancak kontrollü bir altyapı içerisinde sunulması hedefleniyor.

Platformun uzun vadeli hedeflerinden biri, dental sağlık hizmetlerinde kullanılan farklı dijital araçları daha bütünleşik bir çalışma ortamına dönüştürmek. Bu kapsamda Biosmile AI, yalnızca bir klinik yönetim yazılımı olarak değil, tedavi planlaması ve üretim süreçlerinin birbirine bağlandığı kapsamlı bir dental teknoloji ekosistemi oluşturmayı amaçlıyor.

Sağlık Bakanlığı süreçleri ve e-Nabız entegrasyonu hedefleniyor

Biosmile AI’nin önümüzdeki dönemdeki önemli hedeflerinden biri sağlık sektöründeki regülasyon süreçlerinin tamamlanması.

Girişim, Sağlık Bakanlığı kapsamında gerekli regülasyon süreçlerini tamamladıktan sonra e-Nabız ile entegrasyon gerçekleştirmeyi planlıyor.

Bu entegrasyonun ardından şirketin hedefleri arasında kamu tarafına açılmak da bulunuyor. Biosmile AI, devlet diş hastanelerinde kullanılan yazılım süreçlerine yönelik çalışmalar gerçekleştirmeyi ve geliştirdiği teknolojiyi kamu sağlık altyapısında da konumlandırmayı hedefliyor.

Bu doğrultuda girişimin yol haritası yalnızca özel diş klinikleri ve polikliniklerle sınırlı kalmıyor. Regülasyon ve entegrasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından daha geniş ölçekte sağlık kurumlarına hizmet verebilecek bir altyapı oluşturulması planlanıyor.

İşe alım süreçlerini yapay zeka ile hızlandıran yerli girişim: Plena Pro

Yapay zekânın şirketlerin operasyonlarına entegrasyonu hızlanırken, dönüşümün etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği alanlardan biri de insan kaynakları oluyor. Özellikle yüksek hacimli işe alım yapan şirketlerde CV değerlendirmeden mülakata, teklif sürecinden çalışan evraklarının hazırlanmasına kadar pek çok operasyon artık tek bir dijital akış üzerinden yönetilebiliyor.

İnsan kaynakları teknolojileri alanında faaliyet gösteren yerli girişim Plena Pro da yapay zekâ destekli altyapısıyla iş ilanının oluşturulmasından SGK işe giriş bildirimine kadar uzanan işe alım sürecini dijitalleştiriyor.

Şirket tarafından paylaşılan verilere göre sistem, geleneksel yöntemlerle 3-5 iş günü sürebilen işe giriş hazırlıklarının 15 dakikanın altına indirilmesini sağlarken, aynı İK ekibinin yönetebildiği aday kapasitesini de 3 kata kadar artırabiliyor.

İK ekiplerinin zamanının yüzde 60’ı rutin işlere gidiyor

İnsan kaynakları departmanlarında dijital dönüşüm ihtiyacının arkasında önemli bir operasyonel yük bulunuyor.

Amerikan Verimlilik ve Kalite Merkezi’nin (APQC) 2025 araştırmasına göre İK ekipleri çalışma zamanlarının yaklaşık yüzde 60’ını idari ve rutin işlere ayırıyor. Çalışanların yalnızca yüzde 20’si ise insan kaynaklarının şirket stratejisinde kritik bir rol oynadığını düşünüyor.

Türkiye’de açıklanan 2026-2030 Ulusal Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında yapay zekânın özel sektörde yaygınlaştırılmasının öncelikler arasında yer alması da şirketlerin operasyonel süreçlerinde yapay zekâ kullanımını daha önemli hale getiriyor.

  • Bu dönüşümün uygulama alanlarından birini de işe alım teknolojileri oluşturuyor.
  • CV değerlendirmeden video mülakata kadar yapay zekâ kullanılıyor
  • Plena Pro’nun geliştirdiği sistemde işe alım süreci iş ilanının hazırlanmasıyla başlıyor.

Platformda yapay zekâ; ilan hazırlama, CV’lerin ayrıştırılması ve skorlanması gibi süreçlerde kullanılıyor. Ardından IVR üzerinden sesli görüşme, video mülakat, vaka çalışmaları ve teklif süreçleri aynı sistem üzerinden ilerletilebiliyor.

Sistemin dikkat çeken taraflarından biri ise dijital sürecin iş teklifinin kabul edilmesiyle sona ermemesi.

Teklif sonrasında sözleşmelerin e-imza ile tamamlanması, e-Devlet doğrulaması, adayların gerekli belgeleri telefonlarından yüklemesi, belgelerin kontrol edilmesi ve SGK işe giriş bildiriminin hazırlanması aynı dijital akışın içerisinde gerçekleştiriliyor.

Toplanan çalışan verileri daha sonra bordro ve izin yönetimi gibi diğer insan kaynakları sistemlerine aktarılabiliyor.

Böylece İK ekiplerinin her çalışan için ayrı ayrı kayıt oluşturması ve eksik belgeleri manuel olarak takip etmesi ihtiyacının azaltılması hedefleniyor.

Aday değerlendirme süresi 5 günden 1-2 saate düşebiliyor

Plena Pro tarafından paylaşılan verilere göre yapay zekâ destekli altyapıyla iş ilanı hazırlama süresi 5 dakikanın altınaindirilebiliyor.

Adayların değerlendirilmesi ve kısa listenin oluşturulması ise geleneksel süreçlerde 5 güne kadar uzayabilirken platform üzerinden 1-2 saat içerisinde tamamlanabiliyor.

İşe giriş hazırlıklarında daha belirgin bir zaman kazanımı ortaya çıkıyor. Normal şartlarda 3-5 iş günü sürebilen hazırlıkların 15 dakikanın altına indirilebildiği belirtiliyor.

Şirket ayrıca evrak tamamlama oranının ilk günden yüzde 95’in üzerine çıktığını; mobil ve self-servis çözümler sayesinde rutin İK taleplerinin yüzde 40’a varan oranda azaltılabildiğini paylaşıyor.

Bu dönüşümün İK profesyoneli başına ayda ortalama 8-10 saatlik ek odaklanma alanı oluşturduğu belirtiliyor.

Yoğun işe alım yapan sektörlerde yapay zekânın etkisi daha belirgin

İşe alım teknolojilerindeki bu dönüşüm özellikle çalışan sirkülasyonunun ve işe alım hacminin yüksek olduğu sektörler açısından önem taşıyor.

Perakende, lojistik, çağrı merkezi ve hizmet sektörleri gibi aynı anda yüzlerce pozisyon için işe alım yapılabilen alanlarda adaylarla iletişim kurmak, mülakatları gerçekleştirmek ve işe giriş belgelerini tamamlamak İK ekipleri açısından ciddi bir operasyon oluşturabiliyor.

Plena Pro’nun sisteminde IVR teknolojisi kullanılarak çok sayıda adayla aynı gün içerisinde sesli görüşme gerçekleştirilebiliyor. Video mülakatlar ise adayların kendilerine uygun zamanlarda tamamlanabiliyor.

Teklif ve evrak süreçlerinin mobil cihazlar üzerinden yürütülmesiyle adayların işe başlama sürecindeki bekleme sürelerinin azaltılması hedefleniyor.

BİS Çözüm Genel Müdür Yardımcısı ve Ortağı Gizem Güneşdoğdu, sistem sayesinde aynı İK ekibinin ek kadroya ihtiyaç duymadan üç kata kadar daha fazla adayı yönetebildiğini belirtiyor.

Yapay zekâ İK ekiplerinin rolünü de değiştirebilir

İnsan kaynaklarında yapay zekâ kullanımının etkisi yalnızca süreçlerin hızlanmasıyla sınırlı olmayabilir.

CV inceleme, belge kontrolü, veri girişi, eksik evrak takibi ve çalışan kayıtlarının oluşturulması gibi tekrar eden operasyonların otomatikleşmesi, İK profesyonellerinin zamanını daha stratejik alanlara yönlendirmesine olanak sağlayabilir.

Böylece insan kaynakları ekiplerinin operasyonel süreçlerden ziyade kurum kültürü, çalışan deneyimi, yeteneklerin elde tutulması ve çalışan esenliği gibi alanlara daha fazla odaklanması mümkün hale gelebilir.

Plena Pro örneği de yapay zekânın iş dünyasındaki kullanımının yalnızca içerik üretimi veya veri analizinden ibaret olmadığını; şirketlerin en temel operasyonlarından biri olan işe alım ve çalışan yönetimi süreçlerinin de yeniden tasarlanmaya başladığını gösteriyor.