Ana Sayfa Blog Sayfa 6

Türk kurucu ortaklı Hollanda merkezli Ore Energy, 43 milyon dolar yatırım aldı

Hollanda merkezli enerji depolama girişimi Ore Energy, 37.3 milyon euro, güncel kurla yaklaşık 43 milyon dolar değerinde A serisi yatırım aldı. Yatırım turuna Plural ve HV Capital ortaklaşa liderlik ederken, Positron Ventures da yatırımcılar arasında yer aldı.

2023 yılında Aytaç Yılmaz, Rutil Özdemir ve Yaiza Gonzalez Garcia tarafından kurulan Ore Energy, yenilenebilir enerjinin uzun süreli olarak depolanmasını sağlayan demir-hava batarya sistemleri geliştiriyor. Girişim, yeni yatırımı ilk üretim tesisinin kurulması, seri üretim altyapısının oluşturulması ve üretim ekibinin genişletilmesi için kullanacak. Şirketin hedefleri arasında 2028 yılına kadar gigawatt-saat ölçeğinde üretim kapasitesine ulaşmak da bulunuyor.

Yenilenebilir enerjiyi 100 saate kadar depoluyor

Ore Energy tarafından geliştirilen bataryalar, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi kesintili kaynaklardan elde edilen elektriği 100 saate kadar depolayabiliyor. Böylece güneşin olmadığı veya rüzgârın yeterli seviyede esmediği birkaç günlük dönemlerde depolanan enerji yeniden elektrik şebekesine aktarılabiliyor.

Girişimin teknolojisi, geleneksel bataryalarda kullanılan lityum ve kobalt gibi maliyetli ve tedariki sınırlı ham maddeler yerine demir, su ve havadan yararlanıyor. Batarya boşalırken demir oksijenle tepkimeye girerek paslanıyor ve enerji üretiyor. Şarj sırasında ise bu süreç tersine çevrilerek pas yeniden demire dönüştürülüyor. Bu yaklaşımın, daha düşük maliyetli ve Avrupa merkezli bir tedarik zinciriyle üretilebilen enerji depolama sistemlerinin geliştirilmesine olanak sağlaması hedefleniyor.

Ore Energy’nin geliştirdiği uzun süreli enerji depolama sistemleri; elektrik şebekelerinin yanı sıra yüksek ve kesintisiz enerjiye ihtiyaç duyan yapay zekâ veri merkezleri ile sanayi tesislerini de hedefliyor. Girişim, yenilenebilir enerji üretiminin yüksek olduğu dönemlerde ortaya çıkan fazla elektriği depolayarak enerji kayıplarını ve fosil yakıtlara duyulan ihtiyacı azaltmayı amaçlıyor.

Ticarileşme çalışmaları hızlanıyor

Ore Energy, Temmuz 2025’te Delft’te geliştirdiği ilk demir-hava batarya sistemini elektrik şebekesine bağladı. Şirket ayrıca Şubat 2026’da Fransa’daki EDF Lab les Renardières tesisinde, Avrupa Birliği’nin StoRIES programı kapsamında yürütülen 100 saatlik enerji depolama pilotunu tamamladı.

Girişim son olarak Hollandalı enerji ve telekomünikasyon şirketi Budget Thuis ile toplam 1 GWh kapasiteli demir-hava enerji depolama sistemi kurulmasını kapsayan bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın 400 MWh kapasiteli ilk aşamasının 2028 yılında devreye alınması planlanıyor.

Yeni yatırımla birlikte pilot projelerden seri üretim aşamasına geçmeye hazırlanan Ore Energy, demir-hava bataryalarını uzun süreli enerji depolamada yaygın kullanılan bir şebeke altyapısına dönüştürmeyi hedefliyor.

Demir, su ve havayla 100 saate kadar enerji depoluyor

Ore Energy’nin geliştirdiği teknoloji, enerjiyi demir elektrotların kontrollü biçimde paslanması ve bu işlemin tersine çevrilmesi prensibiyle depolayıp geri veriyor. Sistem deşarj olurken metalik demir pasa dönüşüyor; batarya yeniden şarj edildiğinde ise pas tekrar metalik demire çevriliyor.

Girişimin geliştirdiği bataryalarda lityum ve kobalt gibi pahalı ve tedariki sınırlı kritik ham maddeler yerine demir, su ve hava kullanılıyor. Şirket, bu sayede bataryaların tamamen Avrupa merkezli bir tedarik zinciriyle üretilebileceğini belirtiyor. Modüler olarak geliştirilen sistemler, yenilenebilir enerjiyi 100 saate kadar depolayabiliyor.

Ore Energy’nin aktardığına göre geliştirdiği demir-hava bataryaları, uzun süreli depolamada enerji kapasitesi başına lityum iyon bataryalardan yaklaşık 10 kat daha düşük maliyet sunabiliyor. Teknolojinin özellikle elektrik şebekeleri, sanayi tesisleri ve yüksek enerji tüketimine sahip yapay zekâ veri merkezleri için kesintisiz yenilenebilir enerji sağlaması hedefleniyor.

İlk üretim tesisi kurulacak

Ore Energy, aldığı yeni yatırımı ilk üretim tesisini kurmak, üretim süreçlerini endüstriyel ölçekte doğrulamak ve üretim, ticari operasyonlar ile şirket operasyonlarındaki ekibini büyütmek için kullanacak. Girişim, 2028 yılına kadar gigawatt-saat ölçeğinde üretim kapasitesine ulaşmayı planlıyor.

Şirket, teknolojisini ticari ölçekte kullanıma hazırlamak için ilk anlaşmalarını da gerçekleştirdi. Ore Energy, Hollandalı enerji ve telekomünikasyon şirketi Budget Thuis ile 1 gigawatt-saat kapasiteli uzun süreli enerji depolama anlaşması imzaladı. Girişimin Fransız enerji şirketi EDF ile yürüttüğü pilot çalışmalar ise demir-hava bataryalarının gerçek şebeke koşullarındaki performansının test edilmesini sağladı.

Ore Energy, 2035 yılına kadar demir-hava bataryalarını uzun süreli enerji depolama alanında standart şebeke altyapılarından biri haline getirmeyi hedefliyor. Şirket, yenilenebilir kaynaklardan üretilen ancak şebeke kapasitesi yetersizliği nedeniyle kullanılamayan elektriği depolayarak enerji kayıplarını ve fosil yakıt bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor.

Ergün Holding, taksitle araç sahibi olma imkanı sunan Otosende’yi satın aldı

2017 yılında finansal hizmetler alanına adım atan ve 1 milyon müşteriye ulaşan Ergün Holding, taksitle araç sahibi olma imkânı sunan yeni nesil otomotiv platformu Otosende‘yi satın aldı. Otosende ile artık aynı ekosistemde doğrudan son kullanıcının karşısına çıkıyor.

Satın almayı değerlendiren Ergün Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Özbey Ergün, kararın veriye dayandığını vurguladı:

“Bu sektöre yabancı değiliz; otomotiv değer zincirine yıllardır finansman sağlıyoruz. Bu süreçte çok net bir şey gördük: Türkiye’de araç almak isteyen, çok büyük bir kitle var. Otosende tam bu ihtiyaç için kurulmuş ve çalıştığını kanıtlamış bir platform. Biz de finansman gücümüzü, teknoloji altyapımızı ve 1 milyonluk müşteri tabanımızı bu platformun arkasına koyuyoruz. Hedefimiz, araç sahibi olmayı Türkiye’de çok daha geniş bir kesim için mümkün kılmak.”

Yatırım kararında Otosende’nin büyüme potansiyelinin, dijital operasyon kabiliyetinin ve faaliyet gösterdiği pazarın gelecek perspektifinin belirleyici olduğunu ifade eden Ergün, satın almanın ardından platformun teknoloji altyapısının güçlendirileceğini, hizmet ağının genişletileceğini ve holdingin mevcut müşteri tabanına yönelik yeni çözümlerin devreye alınacağını söyledi.

Otosende Genel Müdürü Aziz Yeter: “Hedeflerimizi Çok Daha İleriye Taşıyacağız”

Otosende Genel Müdürü Aziz Yeter, Ergün Holding çatısı altına katılmanın şirketin büyüme yolculuğunda bir dönüm noktası olduğunu belirtti: “Kurulduğumuz günden bu yana amacımız, araç sahibi olmayı daha erişilebilir hale getirmek ve müşterilerimize hızlı, güvenilir bir deneyim yaşatmaktı. Bugüne kadar birçok müşterimizi aracına kavuşturduk. Ergün Holding’in finansal gücü, teknoloji yatırımları ve dijital dönüşüm alanındaki deneyimi sayesinde bu hedefi çok daha ileriye taşıyacağız. Hizmet ağımızı genişletirken teknolojik altyapımızı da güçlendirerek müşterilerimize daha yenilikçi, daha hızlı ve daha kapsayıcı çözümler sunacağız.”

1 Ağustos’ta yeni dönem: Yapay zeka reklamlarına ve influencer iş birliklerine sıkı denetim geliyor

1 Ağustos 2026 itibarıyla Türkiye’de dijital reklam ve e-ticaret uygulamalarında daha şeffaf bir dönem başlıyor. 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği; yapay zekâ ile oluşturulan reklamlardan influencer iş birliklerine, hedefli reklamlardan indirim kampanyalarına kadar birçok alanı yeniden düzenliyor.

Yeni dönemde, tüketicinin satın alma kararını önemli ölçüde etkileyecek biçimde yapay zeka kullanılması veya gerçek insandan ayırt edilemeyen dijital karakterlere yer verilmesi açıkça belirtilecek. Gerçek bir kişinin yapay zeka ile oluşturulan dijital kopyasının, ürünü kullanmış ya da tavsiye etmiş gibi gösterilmesi ise yasak olacak.

Influencer’ların ücret, ücretsiz veya indirimli ürün, hizmet ya da etkinlik katılımı karşılığında yaptığı paylaşımlarda “Reklam” veya “Tanıtım” ifadesi kullanılacak. Bu bilgi, kullanıcı içeriği ilk gördüğünde anlaşılacak büyüklükte yer alacak; hikâye serilerinde her paylaşım ayrı ayrı etiketlenecek ve reklam verenin kimliği belirtilecek.

İndirim kampanyalarında üzeri çizilen eski fiyat, kampanyadan önceki son 10 gün içinde ilgili satış kanalında uygulanan en düşük fiyat olacak. “İki al bir öde” veya belirli tutarın üzerindeki alışverişlere avantaj sağlayan koşullu kampanyalar da aynı kurallara tabi tutulacak. Böylece tüketicilerin yapay indirimler, gizli reklamlar ve yanıltıcı yapay zekâ içerikleriyle karşılaşmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Oleka Capital, yapay zeka ajanları geliştiren Tasklet’ın 13 milyon dolarlık yatırım turuna katıldı

Erken büyüme aşamasındaki teknoloji şirketlerine yatırım yapan Oleka Capital, San Francisco merkezli yapay zeka şirketi Tasklet’in 13 milyon dolarlık Seri A öncesi köprü yatırım turuna katıldığını duyurdu.

Andrew Lee ve Jonny Dimond tarafından kurulan Tasklet, şirketlerin günlük iş akışlarını yapay zeka ajanlarına devretmesini sağlayan bulut tabanlı bir platform geliştiriyor.

Tasklet’in ajanları şirketlerin kullandığı farklı yazılımlara ve veri kaynaklarına bağlanarak araştırma yapmak, rapor hazırlamak, müşteri ilişkileri sistemlerini güncellemek, e-postaları sınıflandırmak ve veri işlemek gibi süreçleri otonom biçimde yürütebiliyor. Bulut üzerinde kesintisiz çalışan ajanlar, tek seferlik görevleri yerine getirmenin ötesinde devamlılık gösteren iş akışlarının sorumluluğunu üstlenebiliyor.

Tasklet’in yatırımcıları arasında dünyanın önde gelen teknoloji yatırım fonlarından Union Square Ventures ve Lightspeed Venture Partners’ın yanı sıra Y Combinator, yapay zeka alanının öncü isimlerinden Jeff Dean, Stripe’ın kurucuları Patrick ve John Collison bulunuyor. Oleka Capital, tamamlanan yatırımla birlikte bu güçlü yatırımcı grubuna katıldı.

Tasklet, bir önceki yatırım turunda 175 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım almıştı. 13 milyon dolarlık Seri A öncesi köprü yatırım turunda ise şirketin değerlemesi açıklanmadı.

Tasklet, 2026’nın ilk dört ayında yüzde 1.200’ün üzerinde büyüme kaydetti. Şirket, bireysel yapay zeka kullanıcılarına yönelik bir araç olmanın ötesine geçerek ekiplerin ajanları, kurumsal bilgileri, uygulama bağlantılarını ve iş süreçlerini ortak bir ortamda yönetebildiği kurumsal bir yapay zeka altyapısı oluşturmayı hedefliyor.

Tasklet’in kurucu ortağı ve CEO’su Andrew Lee, daha önce Google tarafından satın alınan Firebase’in kurucu ortağı ve yöneticisiydi. Kurucu ortak Jonny Dimond ise Firebase’in erken dönem ekibinde yer aldı ve daha sonra Google Cloud Firestore’un teknik liderliğini üstlendi. Tasklet ekibi; Firebase, Google, Amazon ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinden gelen isimleri bir araya getiriyor.

Oleka Capital Yönetici Ortağı İlker Sözdinler, yatırım kararına ilişkin şunları söyledi:

“En iyi yatırım tezleri bir Excel dosyasında değil, günlük kullanım alışkanlıklarında ortaya çıkıyor. Tasklet’i ilk kez Ocak 2026’da Harvard Business School’da Jeff Bussgang’ın dersinde, bir ‘case study’ olarak gördüm. Merak edip kullanmaya başladıktan kısa süre sonra Andrew ile yapay zeka ajanlarının geleceği ve Tasklet’in uzun vadeli vizyonu üzerine konuşmaya başladık. Aynı dönemde Oleka ekibi olarak Tasklet’i kendi günlük iş akışlarımızın merkezine yerleştirdik. Araştırma, raporlama, veri analizi ve bilgi akışımızın önemli bir bölümünü Tasklet ajanlarıyla yürütmeye başladık. Bir yatırımcı olarak bir ürünü yalnızca dışarıdan değerlendirmek yerine her gün aktif biçimde kullanmak, ürünün yarattığı değeri ve gelişimini çok daha yakından görmemizi sağladı. Zaman içinde ürünün gelişim hızını, ekibin kullanıcı geri bildirimlerini ne kadar hızlı ürüne yansıttığını ve şirketin büyümesini yakından takip ettik. Kurucu ekibin geçmişi, uygulama kabiliyeti ve Tasklet’in çalışanların iş yapış biçimini değiştirme potansiyeli bir araya geldiğinde yatırım kararı bizim için doğal bir adıma dönüştü. Andrew ve tüm Tasklet ekibinin uzun vadeli yolculuğuna ortak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”

Tasklet yatırımı, Oleka Capital’ın uluslararası ölçekte yüksek rekabetin bulunduğu teknoloji yatırımlarına erişim stratejisinin yeni bir örneğini oluşturuyor. Oleka’nın portföyünde, Birleşik Krallık ve ABD’de faaliyet gösteren, Avrupa’nın en hızlı büyüyen eğitim teknolojisi şirketlerinden Zen Educate; Avrupa’daki KOBİ’lere finansal hizmetler sunan neobank Wamo ve Türkiye’den doğarak bankalar ve fintech’ler için finansal suçlarla mücadele çözümleri geliştiren regtech şirketi Onlayer da bulunuyor.

Oleka Capital, Türkiye’den dünyaya açılan teknoloji şirketlerinin yanı sıra küresel ölçekte kategori lideri olma potansiyeli taşıyan uluslararası şirketlere de yatırım yapıyor. Oleka, sermayenin yanında strateji, finans, iş geliştirme ve bölgesel bağlantılarıyla portföy şirketlerinin büyümesini destekliyor.

Enlila, ABD merkezli Crescenta Biosciences’ın %50,1 hissesini 24 milyon dolara satın aldı

Türkiye İş Bankası Grubu iştiraki İş Girişim Sermayesi, biyoteknoloji alanındaki büyüme stratejisini uluslararası ölçeğe taşıyan satın alma hamlesini tamamladı. Şirketin sağlık teknolojileri ve ilaç AR-GE odaklı şirketi olan ve aynı zamanda ortaklık yapısında %10 pay ile Harvard Üniversitesi’nin yer aldığı Enlila, ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Crescenta Biosciences, Inc.’in %50,1 oranındaki çoğunluk hissesini 24 milyon dolara satın aldı.

Türkiye İş Bankası Grubu iştiraki olan İş Girişim Sermayesi tarafından kurulan ve ortaklık yapısında %10 hisse ile Harvard Üniversitesi’nin yer aldığı Enlila, finans ve girişimciliğin gücünü bir araya getirerek akademik keşifleri desteklemeyi amaçlayan bir biyoteknoloji girişimidir. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu ile yapılan sponsorlu araştırma ve lisans anlaşması çerçevesinde, kronik hastalıkların tedavisine yönelik terapötik çözümlere odaklanan Enlila’nın, araştırmaları klinik öncesi aşamadan itibaren desteklemek üzere 10 yıl boyunca yaklaşık 39 milyon dolar tutarında finansal taahhüdü bulunmaktadır.

“Bilim yolunda alanlarında fark yaratan Türk Hocalarımızla yürümenin gururunu yaşıyoruz”

İş Girişim Sermayesi Genel Müdürü Kubilay Aykol, kapanış işlemleri tamamlanan yatırıma ilişkin açıklamasında şöyle dedi: “Gökhan Hocamızın bilimsel liderliğinde ve Harvard Üniversitesi ortaklığıyla geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz Enlila’ya, biyoteknolojide aynı hedeflere farklı araçlarla yönelen Crescenta’yı da dahil ettik. Ortaklıkla, bu alanda insanlığa fayda sağlayabilecek her yolu aynı çatı altında birleştirmiş, adımlarımızı güçlendirmiş oluyoruz. Aynı zamanda akademik, finansal ve girişimsel gücü bir araya getirme fırsatı da yakalamış olduk. Ülkemiz için hedeflerimiz çok büyük. Bu uzun yolu uluslararası arenada fark yaratan Türk Hocalarımızla yürümenin gururunu yaşıyoruz.”

Harvard ortaklığı ve akademik güç küresel pazarda buluştu

Söz konusu yatırım; Princeton kökenli akademisyen ve girişimci Emre Koyuncu’nun kurucu ortağı olduğu Crescenta Biosciences’ın yenilikçi biyoteknoloji çözümlerini, derin teknoloji odaklı sağlık projelerini ve klinik çalışmalarını küresel ölçekte hızlandırmayı hedefliyor. Bünyesinde Harvard Üniversitesi ortaklığını ve akademik birikimini barındıran Enlila’nın finansal ve stratejik desteği, ABD biyoteknoloji pazarında yenilikçi tedavilerin geliştirilmesinde kaldıraç görevi görecek.

İki şirketi finansal bir ortaklığın ötesine taşıyan unsur ise aynı bilimsel temel üzerinde buluşmaları. Bu durumu Enlila Genel Müdürü Burçe Kabatepe şöyle değerlendiriyor: “Enlila, FABP4 alanındaki çalışmalarıyla dünyada öncü bir isim olan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in bilimsel liderliğinde kuruldu. Crescenta’nın keşif platformu farklı bir yaklaşımla ilerliyor olsa da yağ asitine bağlanan proteinler ve immünometabolizma alanında kesişen yanları var. Bu da bize inandığımız bilimsel vizyona, iki farklı açıdan yatırım yapma fırsatı sunuyor.”

Bu ortaklığın Crescenta tarafındaki karşılığını, keşif programlarının hızlanması açısından kritik bir adım olarak tanımlayan şirketin CEO’su Dr. Emre Koyuncu ise;

“Enlila’nın Harvard Üniversitesi’ndeki köklü bilimsel temeliyle güç birliği yapmak, Crescenta programlarımızın klinik aşamalarını başarıyla tamamlama hedefimiz için çok kritik bir adım. Bu ortaklık, iki ekibin yıllardır aynı bilimsel soruları farklı açılardan takip etmesinin doğal bir sonucu. Gücümüze güç katarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.”

Satın almaya ilişkin sermaye artırımı ve kapanış işlemleri resmi olarak tamamlandı.

Virasoft, geliştirdiği dijital patoloji görüntüleme ve yönetim yazılımı için FDA onayı aldı

Yerli girişim Virasoft, web tabanlı dijital patoloji görüntüleme ve yönetim yazılımı ViraSight için Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA)‘den 510(k) onayı (K251952) aldığını duyurdu.

Bu onay, ViraSight’ın FDA onaylı Hamamatsu NanoZoomer S360MD ve Leica Aperio GT450 DX dijital preparat tarama sistemleriyle oluşturulan formalin fikse, parafine gömülü (FFPE) doku preparatlarının primer tanı amacıyla dijital ortamda değerlendirilmesinde kullanılmasına olanak tanıyor. Böylece Virasoft, Amerika Birleşik Devletleri’nde primer tanı için FDA onaylı dijital patoloji yazılımı sunan sınırlı sayıdaki şirket arasında yerini aldı.

Dijital patoloji, patoloji laboratuvarlarında iş süreçlerini dönüştürmeye devam ediyor. Uzaktan konsültasyon imkânlarının artması, uzman görüşüne erişimin kolaylaşması, iş akışlarının hızlanması ve yapay zekâ destekli tanı uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık kuruluşları, tüm süreçleri tek bir platform üzerinden yönetebilecek entegre çözümlere yöneliyor.

ViraSight, Virasoft’un kurumsal patoloji platformu Pathora’nın dijital patoloji modülü olarak geliştirildi

Bağımsız bir görüntüleyici olmanın ötesine geçen Pathora; laboratuvar operasyonlarını, numune ve vaka yönetimini, dijital patolojiyi, raporlamayı, analitik uygulamaları, yapay zekâ entegrasyonlarını ve kurumsal sistemlerle birlikte çalışabilirliği tek bir platform altında buluşturuyor. ViraSight’ın FDA onayı almasıyla birlikte laboratuvarlar, biyopsinin kabulünden nihai patoloji raporunun oluşturulmasına kadar uzanan tüm süreci tek ve entegre bir dijital iş akışı içinde yönetebiliyor.

Virasoft’un kurucu ortağı ve co-CEO’su Samet Ayaltı, verdiği demeçte;

“FDA 510(k) onayı, bizim için yalnızca bir düzenleyici onay değil; geliştirdiğimiz teknolojinin kalite, güvenlik ve klinik performans açısından uluslararası standartları karşıladığının güçlü bir göstergesidir. Sağlık teknolojilerinde gerçek inovasyon, yalnızca yeni çözümler geliştirmekle değil, aynı zamanda güven oluşturmakla mümkündür. FDAnın titiz değerlendirme süreci, güvenli ve etkin teknolojilerin sağlık profesyonellerine ulaşmasını sağlamayı amaçlıyor. ViraSight’ın bu süreci başarıyla tamamlamış olmasından ve çözümümüzü ABD’deki patoloji laboratuvarlarının kullanımına sunacak olmaktan büyük gurur duyuyoruz.”

FDA değerlendirme sürecinde ViraSight; teknik performans, görüntü kalitesi, ölçüm doğruluğu, kullanılabilirlik ve insan faktörleri alanlarında kapsamlı testlerden başarıyla geçti. Değerlendirme sonucunda yazılımın, onay kapsamındaki kullanım amacı doğrultusunda yasal olarak pazarda bulunan benzer ürünlerle eşdeğer performans gösterdiği belirlendi.

ViraSight için alınan FDA 510(k) onayı, Virasoft’un uçtan uca dijital patoloji ekosistemi oluşturma vizyonunda önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Dijital dönüşümünü hızlandıran patoloji laboratuvarları için Pathora; laboratuvar bilgi yönetimi, dijital patoloji, raporlama, analitik, yapay zekâ ve kurumsal sistem entegrasyonlarını tek platformda bir araya getirerek hem bugünün operasyonel ihtiyaçlarını karşılıyor hem de hassas tıbbın geleceğine güçlü bir altyapı sunuyor.

ebebek’ten bebeveynler için yapay zeka destekli sesli asistan: AILin

Türkiye’nin anne-bebek ürünleri perakendesindeki öncü markalarından ebebek, bebeveynlerin hayatını kolaylaştıran hizmetlerine bir yenisini daha ekledi. Markanın 25 yıllık deneyimi ve rehberlik yaklaşımıyla geliştirilen yapay zeka destekli sesli asistan AILin, çağrı merkezi üzerinden bebeveynlerin sorularını yanıtlıyor ve ihtiyaç duydukları desteğe daha kolay ulaşmalarına yardımcı oluyor.

Doğal konuşma diliyle çalışan AILin, bebeveynlerin taleplerini anlayarak ihtiyaç duydukları bilgiyi kısa sürede sunuyor. Ürünlerle ilgili merak edilen ayrıntılardan stok durumuna, verilen bir siparişin hangi aşamada olduğundan kargo takibine kadar günlük alışveriş deneyiminde sıkça karşılaşılan birçok konuda yanıt veriyor.

AILin yalnızca soruları yanıtlamakla kalmıyor, bebeveynlerin ihtiyaçlarına uygun seçeneklere ulaşmasına da destek oluyor. Aranan ürünün bulunması, farklı seçeneklerin değerlendirilmesi veya bebeğin gelişim dönemine uygun ihtiyaçların belirlenmesi gibi konularda ebebek’in rehberlik yaklaşımını çağrı merkezi deneyimine taşıyor. Böylece bebeveynler, hem alışveriş süreçleriyle ilgili bilgi alabiliyor hem de kendileri için doğru seçeneğe daha kolay yöneliyor.

Günün her saatinde bebeveynlerin yanında

0216 325 11 11 numaralı çağrı merkezi üzerinden hizmet veren AILin, bebeveynlerin sorularına günün her saatinde yanıt veriyor. Daha kapsamlı destek gerektiren durumlarda ise çağrıyı müşteri temsilcilerine yönlendirerek kesintisiz bir hizmet deneyimi sunuyor. ebebek, bebeveynlerin hayatını kolaylaştıran ve ihtiyaç duydukları anda yanlarında olan çözümleri geliştirmeye devam ediyor.

İTÜ’nün akademik gücü, Arçelik’in teknoloji deneyimiyle buluşuyor

Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketlerinden Arçelik ile dünyanın en köklü üniversitesinden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), 1773 İTÜ Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) ile birlikte bilimsel bilgi ile sanayinin teknoloji geliştirme deneyimini buluşturan kapsamlı bir iş birliği protokolü imzaladı. Üç yıllık protokol kapsamında; ortak ar-ge (araştırma-geliştirme) ve ür-ge (ürün-geliştirme) çalışmalarından teknoloji transferine, öğrencilere yönelik uygulamalı eğitim ve kariyer olanaklarından bitirme projelerine uzanan geniş bir çalışma alanını kapsıyor.

Protokolün imza töreni İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde gerçekleşti. Törene İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, 1773 İTÜ Teknoloji Transfer Ofisi Genel Müdürü Dr. Bilal Çinici, Arçelik CEO’su Can Dinçer, Arçelik Üretim ve Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nihat Bayız, Arçelik Sürdürülebilirlik, Kalite ve Müşteri Hizmetlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatih Özkadı, Arçelik İnsan Kaynakları Kıdemli Direktörü Fikri Özdemir, Arçelik Ar-Ge Kıdemli Direktörü Soner Kahraman ile İTÜ ve Arçelik temsilcileri katıldı.

Törende konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal verdiği demeçte;

“Üniversite-sanayi ilişkilerini; birlikte öğrenmenin, birlikte geliştirmenin ve iş birliğinden daha çok birlikte iş yapma kültürünün güçlendiği uzun soluklu bir ekosistem olarak değerlendiriyoruz. Arçelik ile imzaladığımız protokolü de araştırmadan teknoloji transferine, eğitimden uygulamaya uzanan çok boyutlu bir birlikte geliştirme modeli olarak görüyoruz. Akademik yetkinliği ve bilgiyi teknolojiye, ürüne ve uygulanabilir çözümlere dönüştürmenin yolu, sanayiyle kurulan uzun soluklu bir birlikte iş yapma kültüründen geçiyor. Arçelik ile attığımız bu adımla üniversitemizin 253 yıllık bilim ve mühendislik birikimini sanayinin araştırma, üretim ve teknoloji geliştirme deneyimiyle buluşturuyoruz. 1773 İTÜ Teknoloji Transfer Ofisimizin katkısıyla; sürdürülebilir malzemelerden enerji verimliliğine, sağlıklı yaşam teknolojilerinden yapay zekâya uzanan alanlarda ortak araştırma ve ürün geliştirme çalışmaları yürüteceğiz. Üretilen bilginin teknolojiye, ürüne ve ölçeklenebilir çözümlere dönüşmesini; geliştirilen çalışmaların ulusal ve uluslararası destek mekanizmalarıyla daha güçlü bir etki oluşturmasını hedefliyoruz. Öğrencilerimizin sanayinin gerçek problem alanlarıyla erken aşamada buluşmalarını, araştırma kültürü kazanmalarını ve daha mezun olmadan teknoloji geliştirme süreçlerine doğrudan katılmalarını çok kıymetli buluyoruz. Arçelik bünyesinde görev yapan İTÜ mezunları, iki kurum arasında yıllar içinde oluşan güçlü bağın ve birlikte üretme kültürünün en anlamlı göstergelerinden biri. Başta Arçelik CEO’su ve değerli mezunumuz Can Dinçer olmak üzere, mezunlarımızın Arçelik’in teknoloji geliştirme süreçlerine ve küresel büyüme yolculuğuna liderlik ederken üniversitemizle yeni çalışma alanlarının gelişmesine katkı sunmalarını ayrıca kıymetli buluyoruz.”

Protokol çerçevesinde sağlıklı ve uzun süreli gıda koruma, akıllı pişirme, çevreye saygılı sürdürülebilir malzemeler, hava ve su arıtma, enerji verimli soğutma teknolojileri, temizlik ve hijyen teknolojileri ve yapay zekâ gibi alanlarda ortak çalışmalar yürütülmesi hedefleniyor. Bu süreçte 1773 İTÜ Teknoloji Transfer Ofisi; İTÜ’nün akademik birikimi ile Arçelik’in 35 yıllık ar-ge ve teknoloji geliştirme deneyimini ortak projelerde buluşturacak. Geliştirilecek projelerin Avrupa Birliği Çerçeve Programları ve TÜBİTAK gibi ulusal ve uluslararası destek mekanizmalarından yararlanması da değerlendirilecek.

Arçelik CEO’su Can Dinçer: “Teknoloji geliştirme deneyimimizi İTÜ’nün bilimsel birikimiyle buluşturacağız”

Arçelik CEO’su Can Dinçer ise, “71 yıllık yolculuğumuz boyunca gücümüzü teknolojiden, bilimden ve sürekli öğrenme kültüründen aldık. Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında milyonlarca tüketiciye ulaşan ürün ve çözümler geliştiriyoruz. Yapay zekâdan ileri malzemelere, enerji verimliliğinden yeni nesil üretim teknolojilerine uzanan güçlü bir teknoloji birikimine sahibiz. Bu birikimi daha ileri taşımak için üniversitelerle kurduğumuz iş birliklerine büyük önem veriyoruz. Arçelik’in teknoloji geliştirme deneyimini, ülkemizin mühendislik ve sanayileşme yolculuğuna köklü geçmişiyle yön veren İTÜ’nün bilimsel birikimi ve mühendislik gücüyle buluşturarak çalışmalarımıza yeni bir ivme kazandıracağız. Öğrencilerin daha eğitimleri sırasında gerçek problemlere temas etmesini, araştırma kültürü kazanmasını ve geleceğin yetkinliklerini geliştirmesini destekleyeceğiz. Bir İTÜ mezunu olarak, kariyerimin temelini atan üniversitemle Arçelik adına böyle bir iş birliğine imza atmaktan ayrıca mutluluk duyuyorum. Bu kıymetli ortaklığın ülkemizin teknoloji ekosistemine ve nitelikli insan kaynağına uzun vadeli katkı sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.

Öğrencilere ve teknolojiye yönelik geniş kapsamlı iş birliği

İş birliği ile öğrencilerin akademik programlarında edindikleri bilgi ve becerileri gerçek çalışma alanlarına taşımalarını desteklemek üzere staj, mentorluk ve gelişim programları yürütülecek. Arçelik’in faaliyet gösterdiği ülkelerden İTÜ’de öğrenim gören öğrenciler için başlangıçta Mısır, Pakistan, Rusya, Bangladeş ve Romanya’daki şirket operasyonlarında staj olanakları sunulması hedefleniyor. Bu kapsamda, mühendislik alanında fırsat eşitliğini desteklemek amacıyla kadın mühendislik öğrencilerine yönelik mentorluk çalışmaları planlanıyor. Ayrıca uluslararası öğrencilerin teknik ve kişisel gelişimlerini destekleyecek programların da bu kapsamda yer alması öngörülüyor.

Protokol çerçevesinde lisans bitirme tasarım projeleri ve yüksek lisans tezleri üzerinde ortak çalışmalar yürütülmesi hedefleniyor. Her yıl hem mühendislik odaklı hem de işletme ve ekonomi alanlarındaki bitirme tasarım projelerinin desteklenmesi hedefleniyor. Protokolün, tarafların mutabakatıyla yeni araştırma alanları ve projelerle genişletilmesi hedefleniyor.

5 girişimin Slush’a götürüleceği Lonca Girişimcilik Merkezi başvuruları 31 Temmuz’da kapanıyor

Türkiye’nin öncü katılım finans kuruluşu Kuveyt Türk bünyesinde faaliyet gösteren Lonca Girişimcilik Merkezi, küresel pazarlara açılmaya hazır teknoloji girişimlerini dünyanın en önemli girişimcilik organizasyonlarından biri olan Slush 2026‘ya taşıyacak Lonca Global Programı için başvuruları almaya devam ediyor.

Programa seçilecek beş teknoloji girişimi, Helsinki’de düzenlenecek Slush 2026 kapsamında uluslararası yatırımcılar, kurumsal şirketler ve girişimcilik ekosisteminin önde gelen temsilcileriyle bir araya gelme fırsatı yakalayacak.

31 Temmuz 2026’ya kadar başvuruların kabul edileceği program; ürününü geliştirmiş, ölçeklenme potansiyeli yüksek ve küresel pazarlara açılmaya hazır teknoloji girişimlerini hedefliyor.

Şimdi başvur: https://loncagirisim.com

Uçtan uca globalleşme desteği

Lonca Global Programı, girişimleri yalnızca uluslararası bir etkinliğe götürmekle kalmıyor; küresel büyüme yolculuğunu bütüncül bir yaklaşımla destekliyor. Programa seçilecek girişimlere Slush 2026 katılım desteğinin yanı sıra küresel yatırımcı sunumlarına yönelik mentorluk, küresel görünürlüğü artıracak iletişim çalışmaları ve etkinlik sonrasında da devam edecek ekosistem destekleri sunuyor.
Böylece girişimler uluslararası pazarlarda müşteri kazanımı, stratejik iş birlikleri ve yatırım süreçleri açısından da önemli fırsatlar elde etme şansı yakalıyor.

“Hedefimiz girişimlerimizin küresel başarı hikâyelerine katkı sunmak”

Kuveyt Türk Dijital Bankacılık ve Ödeme Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Okan Acar, Lonca Global Programı’nın Türkiye girişimcilik ekosisteminin uluslararası rekabet gücünü artırmayı hedeflediğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye’de geliştirilen teknoloji girişimlerinin artık yalnızca yerel pazarda değil, küresel ölçekte de güçlü oyuncular haline gelme potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Lonca Global Programı’nı da bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdik. Amacımız girişimlerimizi yalnızca uluslararası etkinliklere taşımak değil; onları yatırımcılarla, potansiyel müşterilerle ve stratejik iş ortaklarıyla buluşturarak küresel büyüme yolculuklarını hızlandırmak.”

Acar sözlerini şöyle sürdürdü: “London Tech Week ile başlattığımız uluslararası açılımımızı şimdi Slush 2026 ile bir adım daha ileri taşıyoruz. Bu programın en önemli farkı ise ulaşım ve konaklama desteğinin ötesinde global mentorluk programlarına, yatırımcı eşleştirmelerinden uluslararası görünürlük çalışmalarına kadar girişimlerimizin ihtiyaç duyacağı tüm süreçleri uçtan uca planlamamız. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan teknoloji girişimlerinin küresel pazarlarda daha güçlü yer edinmesine ve ülkemizin teknoloji ihracatına katkı sağlayacak başarı hikâyelerinin çoğalmasına destek olmak.”

Küresel vizyonu olan teknoloji girişimleri başvurabiliyor

Programa; Türkiye’de faaliyet gösteren, ürününü doğrulamış, ölçeklenebilir iş modeline sahip, uluslararası pazarlara açılmayı hedefleyen ve büyüme aşamasına yaklaşmış teknoloji girişimleri başvurabilecek. Başvurular 31 Temmuz 2026 tarihine kadar www.loncagirisim.com üzerinden gerçekleştirilebilecek. Değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan 5 girişim, Slush 2026 kapsamında Helsinki’de Türkiye girişimcilik ekosistemini temsil edecek.

Bu içerik iş birliği kapsamında üretilmiştir.

Muse Spark 1.1 ile yenilenen Meta AI, soruları yanıtlamakla kalmayıp aksiyon almaya geçiyor

Meta, en yeni yapay zeka modeli Muse Spark 1.1 ile güçlendirilen Meta AI için önemli güncellemeler duyurdu. Şirket, insanların yapay zekayla etkileşim kurma biçiminde dönüm noktası niteliğinde bir değişime işaret eden bir güncellemeyle Meta AI’ın, soruları yanıtlamakla kalmayıp artık aksiyon alabildiğini açıkladı. Meta, güncellenen asistanın artık planlar oluşturabildiğini, takvim ve e-posta uygulamalarına sorunsuz bir şekilde bağlanabildiğini, sunum için görsel slaytlar hazırlayabildiğini ve çok adımlı görevleri bağımsız olarak yürütebildiğini ifade etti.

Plan yapan, süreci takip eden ve harekete geçen bir asistan

Meta, bu son güncelleme sayesinde asistanın sürekli komutlara veya hatırlatmalara ihtiyaç duymadan devam niteliğindeki eylemleri de gerçekleştirebildiğini belirtti.

Öne çıkan yeni özellikler şunları içeriyor:

Otomatik Günlük Bilgilendirmeler ve Görev Yönetimi: Meta AI, kişiselleştirilmiş günlük özetler sunmak, takvimdeki çakışmaları bildirmek ve haftalık yemek planları, trend bildirimleri veya en güncel spor ayakkabı koleksiyonları hakkında bilgilendirmeler gibi güncellemeleri istenen zamanlarda iletmek için takvimler ve e-postalarla senkronize olabiliyor.

Kapsamlı Araştırma ve Slayt Oluşturma: Asistan, web kaynakları, akademik makaleler ve topluluk içeriklerinden elde ettiği bilgileri dakikalar içinde derleyebiliyor. Kullanıcılar bu araştırma bulgularını anında görsel sunum slaytlarına veya proje konsept panolarına dönüştürebiliyor.

Gerçek Zamanlı Yönlendirme: Kullanıcılar bir rapor veya plan üzerinde çalışırken Meta AI’ı yönlendirebiliyor ve nihai sonucun ihtiyaçlarına uygun olmasını sağlamak için odak noktasını, üslubunu veya yapısını gerçek zamanlı olarak değiştirebiliyor.

Kaydedilen Projelere Kolay Erişim: Meta AI tarafından oluşturulan her program, rapor ve görsel pano tek bir konumda saklanıyor. Böylece kullanıcılar projelerini kolayca tekrar ziyaret edebiliyor, geliştirebiliyor veya paylaşabiliyor.

Kişisel süper zekaya doğru bir sonraki adım

Bu güncellemenin Meta’nın kişisel bir süper zeka inşa etme vizyonunu temsil ettiğini vurgulayan şirket, bireysel bağlamı anlayan, ihtiyaçları öngören ve zaman alan görevleri yerine getirerek kullanıcıların en çok önem verdikleri konulara odaklanmasını sağlayan bir yapay zeka geliştirdiklerini ifade etti.

Meta, yeni özelliklerin belirli pazarlarda Meta AI uygulaması ve meta.ai üzerinden kullanıma sunulmaya başladığını, önümüzdeki haftalarda bu özellikleri WhatsApp da dahil olmak üzere ek ülkelere ve platformlara genişletmeyi planladıklarını duyurdu. Aynı zamanda şirket, kullanıcıların standart etkileşimlerde bulunma, kişiselleştirilmiş öneriler aracılığıyla alışveriş yapma veya tamamen özel sohbetler için Gizli (Incognito) sohbetleri kullanma seçenekleriyle deneyimleri üzerindeki tam kontrolü ellerinde tutmaya devam ettiklerinin de altını çizdi.