Ana Sayfa Blog

IFA Berlin 2026 açıldı: Yapay zeka ve robotik fuarın merkezinde

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen IFA Berlin 2026, 4 Eylül itibarıyla ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. 8 Eylül’e kadar devam edecek fuarın ilk gününde gerçekleştirilen geleneksel IFA Opening Tour, bu yıl teknoloji dünyasının gündemini belirleyen yapay zeka, robotik, tüketici teknolojileri ve akıllı ev çözümlerine odaklandı.

Açılış turuna Almanya Federal Dijital Dönüşüm ve Kamu Modernizasyonu Bakanı Dr. Karsten Wildberger liderlik etti. Heyette Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı Parlamenter Devlet Sekreteri Dr. Silke Launert, Berlin Belediye Başkanı ve Finans Senatörü Stefan Evers ile Berlin Belediye Başkanı ve Ekonomi, Enerji ve Kamu İşletmeleri Senatörü Franziska Giffey de yer aldı.

Heyet, fuar alanındaki Alman ve uluslararası teknoloji şirketlerini ziyaret ederek yeni nesil ürün ve teknolojileri yerinde inceledi. Açılış turunda AMD, Bosch, Kärcher, Miele, Liebherr, JURA, AEG, Hama, Xiaomi, FRITZ!, Meta x CUPRA, Fix First, L’Atitude 52°N, Metz ve LG Electronics gibi şirketlerin sergilediği yenilikler öne çıktı.

Wildberger, açılış sırasında özellikle yapay zekanın artık günlük hayatta kullanılan teknoloji ürünlerinin içine giderek daha fazla girdiğine dikkat çekerken, robotik teknolojilerini de dönemin en önemli eğilimlerinden biri olarak değerlendirdi. Donanım, yazılım ve yapay zekanın birlikte gelişmesinin Almanya gibi güçlü sanayi altyapısına sahip ülkeler açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu vurguladı.

IFA 2026’nın açılışında ana gündem: Kişisel yapay zeka

Fuarın teknoloji gündemini belirleyen en önemli başlıklardan biri ise Personal AI – Kişisel Yapay Zeka oldu.

IFA 2026’nın resmi açılış konuşmasını AMD Computing and Graphics Group Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Jack Huynh gerçekleştirdi. “The Era of Personal AI: The Future of Imagination” başlıklı konuşmasında Huynh, yapay zekanın yalnızca komut verilen bir teknoloji olmaktan çıkarak kullanıcıyı ve bağlamını anlayan daha kişisel bir yapıya doğru ilerlediğini anlattı.

AMD’nin ortaya koyduğu vizyonda özellikle cihaz üzerinde çalışan yapay zeka, kullanıcı gizliliği ve kontrolü ile teknolojinin kişiye uyum sağlaması öne çıkıyor. Buna göre bilgisayarların geleceği, yalnızca kullanıcının verdiği komutları yerine getiren cihazlardan, ihtiyaçları öngörebilen ve insanlarla birlikte çalışan sistemlere doğru ilerliyor.

Startuplar da IFA’nın önemli parçalarından biri

Açılış turunun durakları arasında IFA Next alanı da bulunuyor. Startup’ları, teknoloji geliştiricilerini ve küresel teknoloji şirketlerini bir araya getiren bölüm, IFA’nın yalnızca büyük tüketici elektroniği markalarının yeni ürünlerini sergilediği bir fuar olmaktan çıkarak yeni teknolojilerin ve erken aşama inovasyonların da buluşma noktası olma hedefini gösteriyor.

IFA’nın 4 Eylül programında startup hikayelerinden yapay zeka uygulamalarına, geleceğin ticaret modellerinden kişisel teknolojiye kadar birçok farklı başlık sahnelere taşındı.

Berlin’de teknoloji dünyasının gündemi 8 Eylül’e kadar devam edecek

IFA Berlin 2026, 4-8 Eylül tarihleri arasında Messe Berlin’de devam edecek. Bu yıl fuarın ilk gününden ortaya çıkan tablo ise teknoloji sektörünün önümüzdeki dönem gündeminin yalnızca “yapay zeka” kelimesinden ibaret olmayacağını gösteriyor.

Yapay zekanın cihazların içine girmesi, robotikle birleşmesi ve günlük hayatta gerçek kullanım alanlarına dönüşmesi, IFA Berlin 2026’nın daha ilk gününde fuarın ana hikayelerinden biri haline gelmiş durumda.

Elektrikli araçları Seviye-4 otonom platformlara dönüştürmeyi hedefleyen girişim: Trustia AI

2025 yılında İstanbul’da kurulan Trustia AI, otonom sürüş teknolojileri, robotaksi ve savunma sanayisine yönelik yapay zeka sistemleri geliştiriyor. İki kurucu ortak ve 1-5 kişilik bir ekiple faaliyet gösteren girişim, seri üretim elektrikli araçları ve taktik insansız kara araçlarını mevcut araç altyapısını tamamen değiştirmeden otonom hale getirmeye yönelik donanım ve yazılım çözümleri üzerinde çalışıyor.

Bugüne kadar özkaynaklarıyla geliştirilen Trustia AI’nin merkezinde, mevcut araçlara sonradan entegre edilebilen modüler bir donanım kiti ile otonom sürüş yazılımı bulunuyor. Şirket, başta Hyundai Ioniq 5 olmak üzere seri üretim elektrikli araçların yanı sıra savunma tarafındaki taktik insansız kara araçlarını da hedefliyor.

Mevcut araçları otonom hale getiren retrofit model geliştiriyor

Otonom sürüş alanındaki birçok şirket, donanım ve yazılımı sıfırdan geliştirilmiş özel araç platformları üzerinde çalışıyor. Trustia AI ise farklı bir yaklaşım benimseyerek halihazırda seri üretimde bulunan araçların otonom sürüş kabiliyetleriyle donatılmasına odaklanıyor.

Girişimin değer önerisi, otonom araç filosu oluşturmak isteyen şirketlerin tamamen yeni araç geliştirmek yerine mevcut elektrikli araçlarını retrofit donanım kiti ile dönüştürebilmesine dayanıyor.

Trustia AI, geliştirdiği çözümün bir araca yaklaşık 48 saat içerisinde entegre edilebileceğini belirtiyor.

Şirketin paylaştığı bilgilere göre geliştirdiği modüler kitin hedeflenen maliyeti yaklaşık 35 bin dolar seviyesinde. Bu modelle özellikle robotaksi ve filo işletmecilerinin otonom araçlara geçişte karşılaştığı yüksek başlangıç yatırımının azaltılması hedefleniyor.

Trustia AI, kendi hesaplamalarına göre çözümünün filo operatörlerine yüzde 70’e varan sermaye tasarrufu sağlayabileceğini ve yaklaşık 14 aylık amortisman süresine ulaşabileceğini öngörüyor.

LiDAR, radar ve kameraları tek sistemde birleştiriyor

  • Trustia AI’nin geliştirdiği dönüşüm sisteminin donanım tarafında, aracın çevresini algılayabilmesi için farklı sensör teknolojileri birlikte kullanılıyor.
  • Girişimin mevcut mimarisinde Ouster OS2-128 LiDAR, Livox Mid-360 LiDAR sensörleri, Continental 77 GHz radarlar ve dört GMSL2 HDR kamera yer alıyor.
  • Toplanan sensör verilerinin işlenmesi için ise araç içerisinde NVIDIA Jetson AGX Orin 64 GB merkezi bilgisayar kullanılıyor.
  • Sistemin araca fiziksel olarak entegre edilmesinin ardından direksiyon, gaz ve fren gibi araç kontrolleriyle iletişim kuruluyor. Trustia AI, bu tarafta galvanik izolasyonlu Kvaser CAN-FD altyapısını kullanarak aracın aktüatörlerine deterministik kontrol komutlarının aktarılmasını sağlıyor.

Böylece algılama, konumlandırma, rota planlama ve araç kontrolünün tek bir sistem içerisinde birlikte çalışması hedefleniyor.

Kara kutu yapay zeka yerine deterministik yaklaşım

Trustia AI’nin teknoloji yaklaşımında öne çıkan noktalardan biri, sürüş kararlarının tamamen uçtan uca derin öğrenme modellerine bırakılmaması.

Girişim, daha öngörülebilir ve matematiksel olarak takip edilebilir bir yapı geliştirdiğini belirtiyor.

Trustia AI’nin otonomi altyapısında Kinematik Hibrit A*, 3D NDT LiDAR SLAM ve Pure Pursuit gibi algoritmalar kullanılıyor. Şirket bu yapıyı “deterministik seyrüsefer çekirdeği” olarak tanımlıyor.

Başvuruda paylaşılan bilgilere göre Trustia AI, kendi test ortamında gerçekleştirdiği 1.301 testin tamamını başarıyla geçtiğini belirtiyor.

Sistemin araç çalıştırıldığında 3D NDT LiDAR SLAM kullanarak çevrenin haritalandırılması ve aracın konumunun belirlenmesini sağlaması hedefleniyor. Trustia AI, mevcut sisteminde yaklaşık 2 santimetre seviyesinde lokalizasyon hassasiyeti üzerinde çalıştığını ifade ediyor.

Robotaksi ve savunma teknolojilerine aynı altyapıyla yaklaşmayı hedefliyor

Trustia AI’nin hedeflediği kullanım alanı yalnızca sivil otonom mobiliteyle sınırlı değil.

Girişim, geliştirdiği teknoloji altyapısını taktik insansız kara araçlarında da kullanmayı hedefliyor.

Savunma versiyonunda araçların taktik komuta-kontrol konsolu üzerinden uzaktan yönetilebilmesi ve farklı görev senaryolarında kullanılabilmesi üzerine çalışmalar yürütülüyor.

Bu yapı sayesinde aynı temel otonomi altyapısının hem robotaksi ve otonom kargo gibi ticari kullanım alanlarında hem de savunma sanayisindeki insansız kara araçlarında değerlendirilmesi planlanıyor.

Trustia AI, bu yaklaşımın otonom sürüş ve insansız kara aracı teknolojilerindeki kritik dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlamasını hedefliyor.

İlk hedef Hyundai Ioniq 5 ile Seviye-4 testleri

Trustia AI’nin kısa vadeli yol haritasında ilk olarak Hyundai Ioniq 5 üzerinde geliştirilen dönüşüm kitinin tamamlanması bulunuyor.

Şirket, aracın kapalı alanlarda ve kontrollü kampüs ortamlarında SAE Seviye-4 otonom sürüş testlerini gerçekleştirmeyi planlıyor.

Orta vadede ise geliştirdiği sistemi gerçek filo operasyonlarında test etmeyi ve otonom mobilite şirketleriyle pilot uygulamalar başlatmayı hedefliyor.

Şirketin planları arasında Dubai’de düzenlenen RTA Dubai World Challenge for Self-Driving Transport yarışmasına katılmak ve bu süreç üzerinden Orta Doğu pazarına açılmak da bulunuyor.

Türkiye tarafında ise filo operatörleriyle birlikte ilk otonom pilot filoların oluşturulması hedefleniyor.

2028’e kadar 500’den fazla araçlık dönüşüm hedefi

  • Trustia AI’nin uzun vadeli hedefi geliştirdiği retrofit modelini ölçeklendirmek.

Girişim, 2028 yılına kadar Türkiye ve Doğu Avrupa’da önemli otonom sürüş kiti sağlayıcılarından biri olmayı ve 500’den fazla aracın dönüşümünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Şirketin önündeki en önemli aşamalardan biri, mevcut prototip ve test çalışmalarını gerçek saha uygulamalarına ve ticari pilotlara dönüştürmek olacak.

Trustia AI aynı zamanda geliştirdiği sistemi yalnızca belirli bir otomobil modeliyle sınırlı tutmak yerine farklı elektrikli araçlara uygulanabilecek modüler bir altyapıya dönüştürmeyi planlıyor.

İstanbul merkezli girişim, önümüzdeki dönemde mevcut elektrikli araçları ve insansız kara araçlarını otonom platformlara dönüştüren donanım-yazılım altyapısını geliştirerek hem sivil mobilite hem de savunma teknolojileri tarafında ölçeklenmeyi hedefliyor. Teknoloji geliştirme sürecinin yanında farklı kuluçka, teknoloji ve girişimcilik programlarında da çalışmalarını sürdürüyor; ancak şirketin ana odağını ürünün saha testlerinin tamamlanması, retrofit kitin ticarileştirilmesi ve ilk filo uygulamalarının hayata geçirilmesi oluşturuyor.

Depolama süreçlerini dijitalleştiren yerli girişim: Troy Depo

2023 yılında İstanbul’da kurulan lojistik teknolojileri girişimi Troy Depo, depolama ihtiyacı bulunan bireysel ve kurumsal kullanıcıların doğru depo alanını bulmasından taşıma operasyonuna, sözleşmeden ödemeye kadar uzanan süreci tek bir dijital platform üzerinden yönetmesini sağlıyor.

LogTech alanında faaliyet gösteren ve bugün 6-10 kişilik bir ekiple çalışmalarını sürdüren Troy Depo, kendisini “depolamanın Airbnb’si” yaklaşımıyla konumlandırıyor. Henüz dış yatırım almayan girişim, depolama sektöründeki parçalı yapıyı teknolojiyle daha kolay yönetilebilir hale getirmeye odaklanıyor.

Troy Depo’nun geliştirdiği model; kullanıcının ihtiyacını analiz etmek, uygun depo alternatifini belirlemek, taşıma operasyonunu planlamak ve devamındaki süreçleri dijital ortama taşıyarak tek noktadan yönetmek üzerine kurulu.

Depolamadaki parçalı süreci tek noktada topluyor

Depolama ihtiyacı ortaya çıktığında kullanıcıların karşılaştığı ilk sorunlardan biri, ne kadar alana ihtiyaç duyduğunu doğru şekilde belirleyememesi oluyor. Bunun ardından hangi deponun ihtiyaçlara daha uygun olduğu, seçeneklerin nasıl karşılaştırılması gerektiği ve fiyatların hangi kriterlere göre değiştiği gibi farklı sorular ortaya çıkıyor.

Depo seçiminin ardından paketleme ve taşıma gibi operasyonların da sürece dahil olması kullanıcıların farklı hizmet sağlayıcılarla iletişim kurmasını gerektirebiliyor.

Troy Depo’nun başvurusunda dikkat çektiği sorunlardan biri de bu parçalı yapı. Kullanıcılar eşyalarının nerede ve hangi koşullarda saklandığından operasyonun hangi aşamada olduğuna kadar farklı konularda yeterli görünürlüğe sahip olmayabiliyor.

Sözleşme, ödeme, erişim ve operasyon yönetiminin farklı kanallardan ilerlemesi de depolama deneyimini daha karmaşık hale getirebiliyor. Yanlış depo seçimi, taşıma sırasında yaşanabilecek problemler veya başlangıçta öngörülmeyen ek maliyetler de kullanıcı tarafındaki önemli endişeler arasında bulunuyor.

Troy Depo ise bu süreci baştan sona tek bir kullanıcı deneyimine dönüştürmeyi hedefliyor.

İhtiyaç analizinden depoya girişe kadar süreç dijital olarak yönetiliyor

Troy Depo’da süreç ilk olarak kullanıcının depolama ihtiyacının analiz edilmesiyle başlıyor. Müşteri temsilcileri, kullanıcıların ihtiyaç duyduğu alan ve depolama beklentilerini belirlemelerine yardımcı oluyor.

Ardından kullanıcı için uygun depo seçenekleri oluşturuluyor ve teklif süreci başlıyor.

Kullanıcılar Troy Depo paneli üzerinden taleplerini oluşturabiliyor, kendilerine sunulan teklifleri değerlendirebiliyor ve devam eden operasyonlarını takip edebiliyor.

Teklif kabul edildikten sonra taşıma operasyonu planlanarak eşyaların depoya giriş süreci gerçekleştiriliyor.

Troy Depo, yalnızca depo bulma ve taşıma tarafını değil, sürecin idari tarafını da dijitalleştiriyor. Depolamaya ilişkin sözleşme ve ödeme işlemleri de platform üzerinden gerçekleştirilebiliyor.

Böylece kullanıcıların farklı şirketler, kişiler ve iletişim kanalları arasında ilerlemesi yerine operasyonun mümkün olduğunca tek noktadan yönetilebilmesi amaçlanıyor.

Yapay zeka destekli depolama asistanı Troyi, 7/24 hizmet veriyor

Troy Depo’nun teknoloji altyapısında öne çıkan ürünlerden biri ise şirketin geliştirdiği yapay zeka destekli depolama asistanı Troyi.

7 gün 24 saat hizmet verecek şekilde geliştirilen Troyi, kullanıcıların depolama süreçleriyle ilgili sorularını yanıtlıyor ve ihtiyaç duydukları bilgilere ulaşmalarına yardımcı oluyor.

Troyi ile özellikle depolama sürecinin başındaki bilgilendirme ve yönlendirme işlemlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi hedefleniyor.

Yapay zeka asistanının devreye alınması, Troy Depo’nun depolama sektöründeki operasyonların daha büyük bölümünü teknoloji üzerinden yönetme stratejisinin de önemli parçalarından biri.

Şirket, yapay zekanın yanı sıra geliştirdiği kullanıcı paneliyle tekliften operasyona, sözleşmeden ödemeye kadar farklı aşamaları aynı dijital altyapı içerisinde birleştiriyor.

Troy Depo 2026’yı teknoloji yılı olarak belirledi

Troy Depo, 2026 yılını şirket içerisinde “teknoloji yılı” olarak konumlandırdı.

Bu kapsamda girişim, kullanıcı panelinde çok sayıda geliştirme gerçekleştirerek operasyonlarının daha büyük bölümünü dijital ortama taşıdı. Troyi’nin kullanıma açılması da şirketin bu dönemde attığı teknoloji odaklı adımlardan biri oldu.

Troy Depo’nun teknoloji stratejisi yalnızca kullanıcıların çevrim içi ortamda depo aramasına dayanmıyor. Şirket; depo ihtiyacının belirlenmesinden tekliflerin yönetilmesine, taşıma operasyonundan sözleşme ve ödeme süreçlerine kadar uzanan yapının birbirine bağlı şekilde çalışmasını hedefliyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda girişimin temel değer önerisi “doğru depo, dijital planlama ve uçtan uca yönetim” üzerine şekilleniyor.

2027’de büyüme ve yayılmaya odaklanacak

Teknoloji altyapısını geliştirmeyi odağına aldığı 2026’nın ardından Troy Depo, 2027 yılını büyüme ve yayılma yılı olarak belirledi.

Şirket, geliştirdiği dijital panel ve yapay zeka destekli Troyi ile oluşturduğu depolama deneyimini daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırmayı hedefliyor.

2023’ten bu yana faaliyetlerini sürdüren ve henüz yatırım almayan Troy Depo’nun önündeki önemli adımlardan biri, teknoloji altyapısını güçlendirdikten sonra geliştirdiği modeli daha geniş ölçekte yaygınlaştırmak olacak.

Kuruluşunun ardından BTM’nin kuluçka programında da yer alan İstanbul merkezli girişim, bugün tek kurucu ortak ve 6-10 kişilik ekibiyle faaliyetlerini sürdürüyor.

Troy Depo’nun uzun vadeli yaklaşımı; depolama ihtiyacı oluştuğunda kullanıcının ayrı ayrı depo, taşıma ve operasyon şirketleri aramak zorunda kalmadığı, ihtiyaç analizinden doğru deponun bulunmasına ve taşıma operasyonundan ödeme ile sözleşmeye kadar tüm sürecin tek bir dijital platform üzerinden yönetilebildiği bir yapı oluşturmak üzerine kurulu.

İsviçre merkezli Sika, Türkiye merkezli Akkim’in satın alımını tamamladı

İsviçre merkezli özel kimyasallar şirketi Sika, Türkiye merkezli yapıştırıcı ve sızdırmazlık ürünleri üreticisi Akkim’in satın alma sürecini tamamladığını duyurdu.

Satın almayla birlikte Sika, özellikle sızdırmazlık ve yapıştırıcılar alanındaki küresel faaliyetlerini büyütmeyi hedefliyor. Akkim’in Türkiye’deki üretim altyapısının yanı sıra Doğu Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki dağıtım ağı da Sika’nın bölgedeki erişimini güçlendirecek.

Akkim, 2025 yılında yaklaşık 220 milyon İsviçre Frangı net satış geliri elde etti. Şirketin ürün portföyünde inşaat sektörünün farklı kullanım alanlarına yönelik yapıştırıcı, sızdırmazlık ve çeşitli kimyasal çözümler bulunuyor.

Sika, Akkim’in mevcut üretim kapasitesini ve ihracat yetkinliğini kullanarak sızdırmazlık ve yapıştırıcılar iş kolu için bölgede yeni bir üretim ve tedarik merkezi oluşturmayı planlıyor.

Satın alma sürecini değerlendiren Sika EMEA Bölge Müdürü Christoph Ganz, Akkim’in Sika bünyesine katılmasını şirketin bu alandaki büyüme stratejisinin önemli adımlarından biri olarak değerlendirdi. Ganz, iki şirketin ürün portföyleri, markaları ve ekiplerinin bir araya gelmesiyle yeni pazarlarda büyüme fırsatlarının ortaya çıkacağını ifade etti.

Merkezi İsviçre’de bulunan Sika; inşaat ve endüstri sektörlerine yönelik yapıştırma, sızdırmazlık, güçlendirme ve koruma çözümleri geliştiriyor. Şirket bugün 103 ülkede faaliyet gösterirken, dünya genelinde 400’den fazla üretim tesisine sahip. Sika, 2025 yılında 33 bin 700 çalışanıyla 11,2 milyar İsviçre Frangı satış geliri elde etti.

Dental süreçleri yapay zeka ile tek platformda buluşturan yerli girişim: Biosmile AI

2025 yılında İzmir’de kurulan sağlık teknolojileri girişimi Biosmile AI, diş hastaneleri, poliklinikler ve diş teknisyenlerinin kullandığı yazılım süreçlerini tek bir ekosistem içerisinde bir araya getirmeyi hedefliyor. Yapay zeka destekli çözümler geliştiren girişim, özellikle dental sektörde kullanılan yüksek maliyetli, karmaşık ve çoğunlukla yurt dışı menşeli yazılımlara alternatif oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.

2025 yılında İzmir’de Bahattin Berke Çoban ve Samet Arda Altınyürek tarafından kurulan sağlık teknolojileri girişimi Biosmile AI, şu anda yaklaşık 5 kişilik bir ekiple faaliyet gösteriyor. Girişim, tedavi planlamasından üretim çıktısının hazırlanmasına kadar uzanan sürecin daha bütünleşik bir şekilde yönetilebilmesini amaçlıyor.

Dental sektörde klinikler, hastaneler ve laboratuvarlar farklı ihtiyaçları için birden fazla yazılımdan yararlanabiliyor. Bu durum yazılım maliyetlerinin yükselmesinin yanı sıra farklı sistemler arasında veri ve iş akışı yönetimini de zorlaştırabiliyor. Biosmile AI ise bu süreçleri tek bir ekosistem içerisinde toplayarak işletmelerin hem operasyonel yükünü hem de farklı yazılımlara olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.

Tedavi planından üretime uzanan bir dental ekosistem

Biosmile AI’nin temel yaklaşımı yalnızca belirli bir klinik operasyonunu dijitalleştirmek yerine, dental tedavi ve üretim sürecinin farklı aşamalarını birbirine bağlayan bir yazılım altyapısı oluşturmak üzerine kurulu.

Girişim; diş hastaneleri, poliklinikler ve diş teknisyenlerinin tedavi planlamasından üretim süreçlerine kadar ihtiyaç duyduğu araçları yapay zeka desteğiyle tek platform üzerinden sunmayı amaçlıyor.

Böylece kullanıcıların farklı üreticilere ait birbirinden bağımsız programlar arasında geçiş yapmak yerine daha merkezi bir sistem üzerinden çalışabilmesi hedefleniyor. Biosmile AI, bu yaklaşım sayesinde özellikle yazılım maliyetlerini ve farklı platformlar arasında çalışırken oluşan zaman kaybını azaltmayı amaçlıyor.

Masaüstü ve mobil cihazlardan kullanılabiliyor

Biosmile AI’nin geliştirdiği platform masaüstü ve mobil uygulamalar üzerinden kullanılabilecek şekilde tasarlanıyor.

Girişim, altyapısını private cloud modeli üzerine konumlandırıyor. Böylece dental kurumların ve profesyonellerin ihtiyaç duyduğu yazılım hizmetlerinin bulut tabanlı ancak kontrollü bir altyapı içerisinde sunulması hedefleniyor.

Platformun uzun vadeli hedeflerinden biri, dental sağlık hizmetlerinde kullanılan farklı dijital araçları daha bütünleşik bir çalışma ortamına dönüştürmek. Bu kapsamda Biosmile AI, yalnızca bir klinik yönetim yazılımı olarak değil, tedavi planlaması ve üretim süreçlerinin birbirine bağlandığı kapsamlı bir dental teknoloji ekosistemi oluşturmayı amaçlıyor.

Sağlık Bakanlığı süreçleri ve e-Nabız entegrasyonu hedefleniyor

Biosmile AI’nin önümüzdeki dönemdeki önemli hedeflerinden biri sağlık sektöründeki regülasyon süreçlerinin tamamlanması.

Girişim, Sağlık Bakanlığı kapsamında gerekli regülasyon süreçlerini tamamladıktan sonra e-Nabız ile entegrasyon gerçekleştirmeyi planlıyor.

Bu entegrasyonun ardından şirketin hedefleri arasında kamu tarafına açılmak da bulunuyor. Biosmile AI, devlet diş hastanelerinde kullanılan yazılım süreçlerine yönelik çalışmalar gerçekleştirmeyi ve geliştirdiği teknolojiyi kamu sağlık altyapısında da konumlandırmayı hedefliyor.

Bu doğrultuda girişimin yol haritası yalnızca özel diş klinikleri ve polikliniklerle sınırlı kalmıyor. Regülasyon ve entegrasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından daha geniş ölçekte sağlık kurumlarına hizmet verebilecek bir altyapı oluşturulması planlanıyor.

İşe alım süreçlerini yapay zeka ile hızlandıran yerli girişim: Plena Pro

Yapay zekânın şirketlerin operasyonlarına entegrasyonu hızlanırken, dönüşümün etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği alanlardan biri de insan kaynakları oluyor. Özellikle yüksek hacimli işe alım yapan şirketlerde CV değerlendirmeden mülakata, teklif sürecinden çalışan evraklarının hazırlanmasına kadar pek çok operasyon artık tek bir dijital akış üzerinden yönetilebiliyor.

İnsan kaynakları teknolojileri alanında faaliyet gösteren yerli girişim Plena Pro da yapay zekâ destekli altyapısıyla iş ilanının oluşturulmasından SGK işe giriş bildirimine kadar uzanan işe alım sürecini dijitalleştiriyor.

Şirket tarafından paylaşılan verilere göre sistem, geleneksel yöntemlerle 3-5 iş günü sürebilen işe giriş hazırlıklarının 15 dakikanın altına indirilmesini sağlarken, aynı İK ekibinin yönetebildiği aday kapasitesini de 3 kata kadar artırabiliyor.

İK ekiplerinin zamanının yüzde 60’ı rutin işlere gidiyor

İnsan kaynakları departmanlarında dijital dönüşüm ihtiyacının arkasında önemli bir operasyonel yük bulunuyor.

Amerikan Verimlilik ve Kalite Merkezi’nin (APQC) 2025 araştırmasına göre İK ekipleri çalışma zamanlarının yaklaşık yüzde 60’ını idari ve rutin işlere ayırıyor. Çalışanların yalnızca yüzde 20’si ise insan kaynaklarının şirket stratejisinde kritik bir rol oynadığını düşünüyor.

Türkiye’de açıklanan 2026-2030 Ulusal Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında yapay zekânın özel sektörde yaygınlaştırılmasının öncelikler arasında yer alması da şirketlerin operasyonel süreçlerinde yapay zekâ kullanımını daha önemli hale getiriyor.

  • Bu dönüşümün uygulama alanlarından birini de işe alım teknolojileri oluşturuyor.
  • CV değerlendirmeden video mülakata kadar yapay zekâ kullanılıyor
  • Plena Pro’nun geliştirdiği sistemde işe alım süreci iş ilanının hazırlanmasıyla başlıyor.

Platformda yapay zekâ; ilan hazırlama, CV’lerin ayrıştırılması ve skorlanması gibi süreçlerde kullanılıyor. Ardından IVR üzerinden sesli görüşme, video mülakat, vaka çalışmaları ve teklif süreçleri aynı sistem üzerinden ilerletilebiliyor.

Sistemin dikkat çeken taraflarından biri ise dijital sürecin iş teklifinin kabul edilmesiyle sona ermemesi.

Teklif sonrasında sözleşmelerin e-imza ile tamamlanması, e-Devlet doğrulaması, adayların gerekli belgeleri telefonlarından yüklemesi, belgelerin kontrol edilmesi ve SGK işe giriş bildiriminin hazırlanması aynı dijital akışın içerisinde gerçekleştiriliyor.

Toplanan çalışan verileri daha sonra bordro ve izin yönetimi gibi diğer insan kaynakları sistemlerine aktarılabiliyor.

Böylece İK ekiplerinin her çalışan için ayrı ayrı kayıt oluşturması ve eksik belgeleri manuel olarak takip etmesi ihtiyacının azaltılması hedefleniyor.

Aday değerlendirme süresi 5 günden 1-2 saate düşebiliyor

Plena Pro tarafından paylaşılan verilere göre yapay zekâ destekli altyapıyla iş ilanı hazırlama süresi 5 dakikanın altınaindirilebiliyor.

Adayların değerlendirilmesi ve kısa listenin oluşturulması ise geleneksel süreçlerde 5 güne kadar uzayabilirken platform üzerinden 1-2 saat içerisinde tamamlanabiliyor.

İşe giriş hazırlıklarında daha belirgin bir zaman kazanımı ortaya çıkıyor. Normal şartlarda 3-5 iş günü sürebilen hazırlıkların 15 dakikanın altına indirilebildiği belirtiliyor.

Şirket ayrıca evrak tamamlama oranının ilk günden yüzde 95’in üzerine çıktığını; mobil ve self-servis çözümler sayesinde rutin İK taleplerinin yüzde 40’a varan oranda azaltılabildiğini paylaşıyor.

Bu dönüşümün İK profesyoneli başına ayda ortalama 8-10 saatlik ek odaklanma alanı oluşturduğu belirtiliyor.

Yoğun işe alım yapan sektörlerde yapay zekânın etkisi daha belirgin

İşe alım teknolojilerindeki bu dönüşüm özellikle çalışan sirkülasyonunun ve işe alım hacminin yüksek olduğu sektörler açısından önem taşıyor.

Perakende, lojistik, çağrı merkezi ve hizmet sektörleri gibi aynı anda yüzlerce pozisyon için işe alım yapılabilen alanlarda adaylarla iletişim kurmak, mülakatları gerçekleştirmek ve işe giriş belgelerini tamamlamak İK ekipleri açısından ciddi bir operasyon oluşturabiliyor.

Plena Pro’nun sisteminde IVR teknolojisi kullanılarak çok sayıda adayla aynı gün içerisinde sesli görüşme gerçekleştirilebiliyor. Video mülakatlar ise adayların kendilerine uygun zamanlarda tamamlanabiliyor.

Teklif ve evrak süreçlerinin mobil cihazlar üzerinden yürütülmesiyle adayların işe başlama sürecindeki bekleme sürelerinin azaltılması hedefleniyor.

BİS Çözüm Genel Müdür Yardımcısı ve Ortağı Gizem Güneşdoğdu, sistem sayesinde aynı İK ekibinin ek kadroya ihtiyaç duymadan üç kata kadar daha fazla adayı yönetebildiğini belirtiyor.

Yapay zekâ İK ekiplerinin rolünü de değiştirebilir

İnsan kaynaklarında yapay zekâ kullanımının etkisi yalnızca süreçlerin hızlanmasıyla sınırlı olmayabilir.

CV inceleme, belge kontrolü, veri girişi, eksik evrak takibi ve çalışan kayıtlarının oluşturulması gibi tekrar eden operasyonların otomatikleşmesi, İK profesyonellerinin zamanını daha stratejik alanlara yönlendirmesine olanak sağlayabilir.

Böylece insan kaynakları ekiplerinin operasyonel süreçlerden ziyade kurum kültürü, çalışan deneyimi, yeteneklerin elde tutulması ve çalışan esenliği gibi alanlara daha fazla odaklanması mümkün hale gelebilir.

Plena Pro örneği de yapay zekânın iş dünyasındaki kullanımının yalnızca içerik üretimi veya veri analizinden ibaret olmadığını; şirketlerin en temel operasyonlarından biri olan işe alım ve çalışan yönetimi süreçlerinin de yeniden tasarlanmaya başladığını gösteriyor.

Yurt dışında şirket kurmak: Türk girişimcinin global yol haritası

Dubai'de şirket kurmak

On yıl öncesine kadar yurt dışında şirket kurmak, ağırlıklı olarak büyük ölçekli grupların ve ihracat odaklı şirketlerin gündemindeydi.

Bugün tablo belirgin biçimde farklı: Uluslararası pazar yerlerinde satış yapan bir KOBİ, yurt dışındaki müşterilerine yazılım geliştiren bir serbest çalışan ya da bölgesel büyüme planlayan bir yatırımcı için yabancı bir ülkede tüzel kişilik kurmak, olağan bir stratejik karar hâline geldi. Kuruluş süreçlerinin dijitalleşmesi ve fintech tabanlı kurumsal bankacılığın yaygınlaşması, geçmişte aylar süren yapılanmayı günler mertebesine indirdi.

World Company Setup ile hazırladığımız bu içerikte üç temel soruya yanıt arıyoruz. Girişimcileri sınır ötesine yönelten dinamikler neler, hangi merkez hangi iş modeline hitap ediyor ve doğru ülke hangi kriterlere göre seçilmeli?

İş dünyası neden sınır ötesine yöneliyor?

Türk girişimcilerini yurt dışında yapılanmaya yönelten motivasyonlar dört ana başlıkta toplanabilir:

  • Döviz bazlı operasyon: Geliri dolar veya euro olan bir işletmenin gider ve fiyatlama tarafını da aynı para biriminde kurgulaması, kur dalgalanmalarının bilanço üzerindeki etkisini sınırlar ve uzun vadeli planlamayı kolaylaştırır.
  • Ödeme altyapılarına erişim: Stripe, Paddle ve PayPal ticari hesapları ile küresel pazaryeri entegrasyonları, desteklenen ülkelerde kurulu tüzel kişiliklerle çok daha sorunsuz çalışır. Birçok girişim için yurt dışı şirket, ürünü dünya pazarına sunabilmenin teknik ön koşuludur.
  • Pazar ve müşteri algısı: AB, Körfez veya ABD müşterisine kendi bölgesinden fatura kesebilmek; sözleşme, iade ve vergi süreçlerinde güven oluşturur ve kurumsal satışlarda önemli bir avantaj sağlar.
  • Yatırımcı ve finansman erişimi: Uluslararası fonlar, yatırım yapacakları şirketin tanıdık bir hukuk sisteminde kurulu olmasını tercih eder; küresel büyüme hedefleyen girişimlerde yurt dışı ana şirket yapısı standart uygulama hâline gelmiştir.

Üç girişimci profili, üç farklı globalleşme stratejisi

1. E-Ticaret ve KOBİ sahipleri: Pazara yakın yapılanma

Pazaryeri satıcıları ve ihracatçı KOBİ’ler için yurt dışı şirket, satış kanalının doğal bir uzantısıdır. Avrupa’ya satış yapan bir işletme için AB içindeki bir tüzel kişilik KDV ve lojistik süreçlerini sadeleştirir; Körfez pazarına odaklanan bir işletme için Dubai merkezli yapı depolama, gümrük ve bölgesel pazar yeri erişimini tek çatı altında toplar; Asya’dan tedarik eden bir işletme için Hong Kong‘daki bir kurumsal hesap tedarikçi ödemelerini hızlandırır. Bu profilde doğru soru “hangi ülke popüler” değil, “müşterim ve tedarikçim nerede” sorusudur.

2. Serbest çalışanlar ve dijital girişimciler: Konumdan bağımsız şirket

Hizmet ihracatı yapan bu profil için öncelikler düşük idari yük, uzaktan yönetim imkânı ve ödeme altyapısı uyumudur. Estonya’nın tamamen dijital şirket modeli, minimum maliyetle başlamak isteyenlere hitap eder.

Dubai ise şirket kuruluşu oturum izni ve kişisel gelir vergisi avantajını da eklemek isteyenler için öne çıkar.

İki seçenek arasındaki tercih çoğu zaman tek bir soruyla netleşir: Fiilen taşınma planlanıyor mu, yoksa şirket uzaktan mı yönetilecek?

3. Kurumsal yatırımcılar: Bölgesel merkez kurgusu

Birden fazla pazarda iştiraki bulunan yatırımcılar için yurt dışı yapı, operasyonların toplandığı bölgesel bir merkez anlamına gelir. Avrupa iştirakleri için Estonya gibi AB içi holding noktaları, Asya-Pasifik için Hong Kong, Körfez ve Afrika hattı için Dubai ön plana çıkar. Bu ölçekte kararın ana parametreleri; temettü akışının stopajsız yönetimi, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması ağları ve uzun süreli oturum programlarıdır.

Türk girişimciler neden Dubai’yi tercih ediyor?

Son yıllarda Türk iş dünyasının yurt dışı yapılanma haritasında bir merkez belirgin biçimde öne çıktı: Dubai. Bu tercihin arkasında ölçülebilir ve stratejik gerekçeler bulunuyor:

  • Tek yapıda çoklu kazanım: Şirket kuruluşu; yatırımcı vizesi yoluyla oturum iznini, kişisel gelir vergisinin bulunmamasını ve dolara sabitlenmiş para biriminin sağladığı öngörülebilirliği bir arada sunar. Popüler merkezler arasında bu üç unsuru tek kurulumda birleştiren başka bir seçenek bulunmamaktadır.
  • İki kıtanın kavşağında pazar erişimi: Körfez, Afrika ve Güney Asya’ya açılan lojistik altyapı, İstanbul’a yaklaşık dört saatlik uçuş mesafesiyle birleştiğinde Dubai, Türk ihracatçısı için doğal bir bölgesel üs konumundadır.
  • Girişimci dostu kuruluş süreci: Serbest bölgelerde yüzde yüz yabancı sahiplik standarttır, tek ortaklı kuruluş mümkündür ve sürecin büyük bölümü uzaktan tamamlanabilir; lisans çoğu durumda birkaç gün içinde hazır olur.

Bununla birlikte Dubai’nin kendi denklemi de göz önünde bulundurulmalıdır: Kuruluş ve yıllık sahip olma maliyeti Estonya gibi alternatiflerin üzerindedir ve 2026 itibarıyla kurumlar vergisi mevzuatı, serbest bölge avantajlarını belirli koşullara bağlamıştır. Sürecin şartlarını, gerekli belgeleri ve serbest bölge seçeneklerini uçtan uca değerlendirmek isteyenler için Dubai’de şirket kurmak sayfası adım adım kapsamlı bir başlangıç noktası sunmaktadır. Doğru kurgulanan bir Dubai yapısı, bölgeye satış yapmayı veya taşınmayı planlayan girişimciler için hâlen piyasadaki en güçlü değer paketlerinden biridir.

Alternatif merkezler: Karşılaştırmalı bakış

Dubai her iş modeli için tek doğru yanıt değildir; güçlü alternatiflerin her biri farklı bir stratejiye hizmet eder:

Tablodaki beş merkez birbirinin rakibi olmaktan çok, farklı sorulara verilmiş farklı yanıtlardır. Singapur, kurumsal itibarın ve hukuk güvenliğinin öncelikli olduğu senaryolarda değerlendirilir: Rekabetçi kurumlar vergisi, yeni kurulan şirketlere tanınan kademeli istisnalar ve iş yapma kolaylığı sıralamalarındaki üst düzey konumuyla, Güneydoğu Asya’da büyüme planlayan şirketler için bölgenin referans adresidir. Yerleşik bir yerel direktör bulundurma zorunluluğu gibi ek gereklilikler ise sunduğu kurumsal güvencenin doğal bir karşılığı olarak değerlendirilebilir. Aynı girişimcinin e-ticaret operasyonu için Dubai’yi, yazılım gelirleri için Estonya’yı kullandığı hibrit yapılar da giderek yaygınlaşmaktadır. Özetle, iş modelinizi hangi satırda görüyorsanız kısa listenizin ilk adayı o merkezdir; nihai kararı ise kendi verilerinizle yapacağınız bir fizibilite çalışması belirlemelidir.

Doğru ülke nasıl seçilir? 4 soruluk karar çerçevesi!

Ülke seçiminde tanıtım vaatleri yerine aşağıdaki dört soruya verilecek yanıtlar belirleyicidir:

  • Para akışım nereden geliyor, nereye gidiyor? Müşterinin ve tedarikçinin coğrafyası, ülke tercihinin ilk ve en önemli filtresidir.
  • Kârı çekecek miyim, işletmeye mi yatıracağım? Kârını büyümeye yönlendirenler için vergilendirmenin dağıtım anına ertelendiği modeller; düzenli kâr payı çekmeyi planlayanlar için kişisel gelir vergisi bulunmayan merkezler öne çıkar.
  • Oturum veya taşınma planım var mı? Fiziksel taşınma hedefleniyorsa şirket kuruluşuyla birlikte vize imkânı sunan merkezler listenin başına geçer; uzaktan yönetim hedefleniyorsa tamamen dijital modeller daha verimlidir.
  • Toplam sahip olma maliyetine hazır mıyım? Kuruluş ücreti buzdağının görünen kısmıdır; yıllık yenileme, muhasebe ve uyum maliyetleri en az kuruluş maliyeti kadar önemlidir.

Bu dört soruya verilen yanıtları somut seçeneklerle eşleştirmek için ülke bazlı şirket kuruluş süreçleri üzerinden ülkeleri karşılaştırmalı olarak incelemek pratik bir başlangıç sağlar. Nihai yapının Türkiye tarafındaki mali müşavirle birlikte kurgulanması ise vergi planlamasını en baştan sağlam bir zemine oturtur.

Sık sorulan sorular (SSS)

Yurt dışında şirket kurmak yasal mı?

Tamamen yasaldır. Türk vatandaşları yurt dışında serbestçe şirket kurabilir. Önemli olan, elde edilen gelirlerin Türkiye’deki beyan düzeni içinde ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde planlanmasıdır.

Türkiye’deki şirketimi kapatmam gerekir mi?

Hayır. Uygulamada en yaygın model paralel yapıdır: Türkiye’deki şirket yerel operasyonu, yurt dışındaki şirket ise küresel satış ve tahsilatı yürütür. İki yapı arasındaki ticari ilişkinin mali müşavir eşliğinde kurgulanması gerekir.

En hızlı kuruluş hangi ülkelerde mümkün?

Estonya’da e-Residency altyapısıyla ve Dubai serbest bölgelerinde kuruluş çoğunlukla birkaç gün içinde tamamlanır. Süreyi asıl belirleyen unsurlar, belgelerin eksiksiz hazırlanması ve banka hesabı açılış aşamasıdır.

Bütçe açısından en uygun seçenek hangisi?

Salt kuruluş ve yıllık maliyet karşılaştırmasında Estonya genellikle en ekonomik seçenektir. Dubai’de toplam maliyet daha yüksektir; ancak bu maliyetin karşılığında oturum izni, kişisel gelir vergisi avantajı ve bölgesel pazar erişimi gibi diğer merkezlerin tek pakette sunmadığı unsurlar elde edilir. Bu nedenle değerlendirmeyi yalnızca fiyat üzerinden değil, toplam değer üzerinden yapmak daha sağlıklı sonuç verir.

Stripe ve benzeri ödeme altyapıları için hangi ülkeler uygun?

Stripe ve muadili altyapılar, destekledikleri ülkelerde kurulu şirketlerle çalışır; ABD, Estonya ve Hong Kong bu açıdan en yaygın tercihler arasındadır. Hedeflenen ödeme altyapısının güncel ülke listesi, kuruluş kararından önce mutlaka kontrol edilmelidir.

Şirketle birlikte oturum izni hangi merkezlerde sağlanıyor?

Bu alanda öne çıkan merkez Dubai’dir: Lisans sahibi kurucu, yatırımcı vizesi alabilir; belirli yatırım eşiklerinde uzun süreli Golden Visa da gündeme gelebilir. Estonya’nın e-Residency programı ise dijital bir kimlik niteliğindedir ve oturum izni sağlamaz.

Vergi tarafında beni ne bekliyor?

Türkiye’de yerleşik girişimciler dünya genelindeki gelirlerini Türkiye’de beyan eder; yürürlükteki çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları aynı gelirin iki kez vergilendirilmesini engeller. Doğru planlanan bir yapıda yurt dışı avantajları korunurken tam vergi uyumu sağlanır. Kuruluş öncesinde yapılacak kısa bir mali müşavir çalışması, sürecin en yüksek getirili adımlarından biridir.

Banka hesabı açmak zor mu?

Geleneksel bankalar titiz bir inceleme süreci yürütür; iş modelinin tutarlı belgelerle sunulması onay sürecini hızlandırır. Fintech tabanlı kurumsal hesaplar ise çoğu merkezde uzaktan ve birkaç gün içinde açılabilmektedir.

Prestij projesi değil, standart bir kurumsal araç

Yurt dışında şirket kurmak artık bir prestij projesi değil, küresel ölçekte faaliyet gösteren her işletmenin araç setindeki standart bir enstrümandır. Bu süreçte başarılı olanlar, en popüler ülkeyi seçenler değil; kendi para akışına, büyüme planına ve yaşam tercihlerine en uygun merkezi belirleyip yapıyı baştan doğru kurgulayanlardır. Körfez hattında büyümeyi ve tek kurulumla oturum dahil kapsamlı bir paket elde etmeyi hedefleyenler için Dubai güçlü bir ilk aday; dijital ve düşük maliyetli bir başlangıç arayanlar için Estonya, Asya ticareti için ise Hong Kong konumunu korumaktadır.

Bu içerik World Company Setup iş birliğiyle hazırlanmıştır. İçerikte yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki, vergisel veya mali danışmanlık niteliği taşımaz.

Erdem Yurdanur’dan köpek yürüyüşlerini dijital arşive dönüştüren yeni girişim: PeeMap

Köpek sahiplerinin günlük yürüyüşlerini kayıt altına almasını, rotalarını harita üzerinde takip etmesini ve köpekleriyle geçirdikleri anları zaman içinde dijital bir arşive dönüştürmesini sağlayan PeeMap kullanıma sunuldu. Girişimci ve yatırımcı kimliğiyle yakından tanıdığımız Erdem Yurdanur’un, 5,5 yaşındaki köpeği Otis ile yaptığı günlük yürüyüşlerden ilham alarak geliştirdiği PeeMap, iOS ve Android cihazlarda kullanılabiliyor.

PeeMap’in çıkış noktası ise klasik bir masa başı girişim fikrinden oldukça farklı. Yurdanur’un aktardığına göre fikir, Haziran 2026’da eşi Ayşegül ve köpeği Otis ile birlikte Belgrad’da geçirdiği dönemde ortaya çıktı. Otis ile her gün birkaç kez yürüyüşe çıkan Yurdanur, köpeklerin belirli noktaları koklaması ve kendi izlerini bırakması üzerinden ilk olarak bu davranışların harita üzerinde kaydedilebileceği oyunlaştırılmış bir ürün fikri üzerinde düşünmeye başladı.

Ancak fikir kısa süre içinde yalnızca köpeklerin işaretlediği noktaları gösteren sosyal bir oyundan daha kapsamlı bir ürüne dönüştü. Yurdanur, uygulamanın başka kullanıcıların varlığına ihtiyaç duymadan tek başına da değer üretmesi gerektiği düşüncesinden hareket ederek; yürüyüş rotalarının kaydedildiği, en sık ziyaret edilen bölgelerin görülebildiği, fotoğraf ve videoların yürüyüşlerle ilişkilendirilebildiği ve zaman içinde köpeğin yaşamına ilişkin dijital bir hafızanın oluştuğu bir yapı üzerine çalışmaya başladı.

Köpeğinizle yürüdüğünüz mahalle zamanla kişisel bir haritaya dönüşüyor

PeeMap, köpek sahiplerinin GPS üzerinden yürüyüşlerini takip ederek rotalarını haritaya işlemesine olanak sağlıyor. Kullanıcılar yürüyüş sırasında süre ve rota bilgilerini takip edebiliyor; geçtikleri bölgeler ise kişisel ısı haritalarında zaman içinde belirginleşiyor.

Uygulamada köpeğin işediği, kakasını yaptığı, oyun oynadığı, yüzdüğü veya başka bir köpekle tanıştığı anlar da yürüyüş sırasında işaretlenebiliyor. Fotoğraf ve videolar yürüyüş kayıtlarına eklenebilirken, birden fazla köpek için ayrı profiller oluşturmak ve yürüyüş geçmişlerini ayrı ayrı takip etmek de mümkün. PeeMap ayrıca keşfedilen bölgeler üzerinden kartlar ve oyunlaştırılmış öğeler sunuyor.

Uygulamanın güncel sürümünde yürüyüş mesafesi, süre, tempo ve yükseklik kazanımı gibi veriler de takip edilebiliyor. Aile üyeleri veya köpek gezdiricileri bakım çevresine eklenebiliyor ve böylece köpeğin kim tarafından, ne zaman yürüyüşe çıkarıldığı ortak şekilde takip edilebiliyor.

PeeMap’in temel yürüyüş takibi, profil ve harita özellikleri ücretsiz olarak sunulurken, uygulamada isteğe bağlı ücretli özellikler de bulunuyor.

PeeMap’in ilk prototipi yapay zeka desteğiyle ortaya çıktı

PeeMap’in geliştirme sürecinde yapay zekâ araçlarından da yararlanıldı. Yurdanur, fikri ilk olarak Claude üzerinde detaylandırarak basit bir prototip oluşturduğunu, ardından projeyi Kokteyl’deki ortaklarıyla paylaştığını belirtiyor.

İlk etapta esprili bir “çiş haritası” fikri olarak başlayan proje, demonun ortaya çıkmasıyla birlikte Kokteyl ekibinin üzerinde çalışmaya başladığı bir ürüne dönüştü. Kod geliştirme süreçlerinin yapay zekâ araçlarıyla hızlandığı günümüzde PeeMap’in ilk çalışan MVP’si de kısa sürede hazırlandı. Yurdanur, ürünü geliştirme sürecinde Otis ile birlikte aktif olarak kullandığını ve gerçek bir kullanıcı olarak test etmeyi sürdürdüğünü ifade ediyor.

Yurdanur, PeeMap’i yalnızca bir yürüyüş takip uygulaması olarak değil, zaman içerisinde köpeğin hayat hikâyesini kaydeden “yaşayan bir harita ve dijital yaşam arşivi” olarak konumlandırıyor.

PeeMap’in önünde daha geniş bir ürün vizyonu bulunuyor

Mevcut ürünün, Yurdanur’un PeeMap için düşündüğü uzun vadeli yapının henüz ilk aşaması olduğu belirtiliyor. Ürünün ilerleyen dönemlerinde sağlık kayıtlarının daha kapsamlı biçimde tutulması, aile üyeleriyle ortak kullanımın geliştirilmesi, güvenilir köpek gezdiricileri ve bakım çevresi oluşturulması, sosyal keşif özellikleri ile yeni kart ve rozet sistemlerinin eklenmesi planlanıyor. (Erdem Yurdanur)

Bu özelliklerle PeeMap’in yalnızca yürüyüş kaydeden bir uygulamadan çıkarak köpek sahibinin günlük rutini, köpeğin fiziksel aktiviteleri, anıları ve çevresiyle kurduğu ilişkilerin bir araya geldiği daha kapsamlı bir platforma dönüşmesi hedefleniyor.

Erdem Yurdanur’dan girişimcilik ekosistemine “yatırım haberi” eleştirisi

PeeMap’in duyurulmasının ardından Yurdanur, girişimcilik ekosistemindeki dikkat ekonomisine ilişkin de dikkat çekici bir değerlendirme yaptı.

Yeni bir ürünün arkasındaki fikir, emek ve çözdüğü probleme ilişkin yaptığı ilk paylaşımın sınırlı ilgi gördüğünü belirten Yurdanur, aynı girişimin yüksek bir değerlemeyle yatırım aldığına ilişkin bir duyuru yapılması halinde çok daha fazla etkileşim göreceğini düşündüğünü ifade etti.

Yurdanur değerlendirmesinde, “Ekosistemin bir girişimde ne çözüldüğüne değil de sadece ‘kaç para toplandığına’ odaklanması gerçekten üzücü” ifadelerini kullandı.

PeeMap tarafında ise odağın yatırım veya lansman iletişiminden çok evcil hayvan sahiplerine gerçek bir kullanım değeri sunmak olduğunu vurgulayan Yurdanur, ürünü özellikle fikir ve ürünün kendisini merak eden köpek sahiplerinin deneyimlemesini istediğini belirtti.

Bu yaklaşım PeeMap’in hikâyesini de farklılaştırıyor. Ortada açıklanan bir yatırım turu veya değerleme yerine, kurucunun kendi günlük hayatında karşılaştığı bir ihtiyaçtan doğan, ilk kullanıcısı yine kurucunun kendisi olan ve kullanıcı geri bildirimleriyle gelişmesi hedeflenen bir ürün bulunuyor.

PeeMap şu anda iOS ve Android platformlarında kullanıma açık. Yurdanur ve Kokteyl ekibi, ilk kullanıcıların geri bildirimleri doğrultusunda ürünü geliştirmeye devam etmeyi planlıyor.

Chobani, ABD’deki 1.2 milyar dolarlık yatırımıyla yeni büyüme dönemini başlatıyor

Gıda sektörünün öncü markalarından Chobani, önümüzdeki beş yıl içinde Pensilvanya’nın Allentown kentinde yaklaşık 1,2 milyar dolarlık yatırımla 140 bin metrekarelik dünya standartlarında bir üretim ve lojistik yerleşkesi kurmayı planladığını açıkladı. 900’den fazla yeni iş imkânı yaratacak olan tesis, şirketin büyüme hedeflerinde stratejik bir merkez rolü oynayacak.

Keurig Dr Pepper (KDP) ile genişletilen iş birliği doğrultusunda Chobani, KDP’nin Allentown’daki mevcut üretim tesisini, depolama alanlarını, ekipmanlarını ve altyapısını devralacak. İlk olarak 2021 yılında faaliyete geçen modern tesis, Chobani’nin yeni ekipman, teknoloji ve üretim kabiliyetleriyle kapasitesini artırması için güçlü bir zemin sunuyor.

Son üç yılda yıllık ortalama yüzde 20 büyüme kaydeden Chobani, bu istikrarlı performansın verdiği güvenle geleceğe yatırım yapmayı sürdürüyor. Şirket, Allentown’daki tesisinde 20 yıllık süt ürünleri uzmanlığını ve çiftlikten gelen taze sütü temel alarak, geleneksel süte kıyasla daha yüksek protein ve daha düşük şeker içeren yeni bir süt geliştirecek. Ailelere yönelik çoklu porsiyon ambalajlarda sunulacak bu ürünler, aynı zamanda gerçek içeriklerle üretilen yüksek proteinli içecekler gibi yeni nesil süt ürünleri kategorisinin de temelini oluşturacak.

Allentown yerleşkesi stratejik konumuyla da dikkat çekiyor. ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ına yaklaşık 800 kilometre mesafe içinde yer alan tesis, ülkenin en büyük tüketici pazarlarına hızlı erişim sağlayarak ürünlerin tüketicilere güvenle ulaşmasını kolaylaştıracak. 10 ayrı üretim hattının kurulması planlanan tesis sayesinde Chobani, yeni ürünlerini hızla ölçeklendirirken inovasyonu fikirden rafa daha kısa sürede taşıyacak.

Yatırıma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Chobani Kurucusu ve CEO’su Hamdi Ulukaya, fabrikayı ilk ziyaret ettiğinde buradaki potansiyeli hemen fark ettiğini belirterek “Bu tesise ilk adım attığımda burada çok özel bir potansiyel olduğunu gördüm. Tesis, ekipman, ölçek harikaydı ancak en önemlisi buradaki insanlardı. Kaliteli gıda üretmeyi çok iyi bilen, inanılmaz yetenekli bir ekip zaten mevcut. Temel çok sağlam ve bu temelin üzerine sıra dışı bir gelecek inşa etme fırsatımız var. Etrafınıza baktığınızda ise Pensilvanya’nın nesillerdir Amerika’nın en kaliteli sütlerini üreten köklü süt çiftliklerini görüyorsunuz. Bu benim için her şey demek; çünkü bana Chobani’yi başlattığımız ve çiftçilerimizin 20 yılı aşkın süredir hikâyemizin bir parçası olduğu New York’un kuzeyini hatırlatıyor.” dedi.

Yerel ekonomi birlikte büyüyor

4 bin 300’den fazla süt çiftliğine ve köklü bir tarım-üretim geleneğine ev sahipliği yapan Pensilvanya’da hayata geçirilen bu yatırım, eyaletteki süt üreticileri için önemli bir pazar oluşturacak. Tesis tam kapasiteye ulaştığında Pensilvanya’dan yıllık 1,36 milyar litrenin üzerinde süt tedarik edilmesi hedefleniyor.

Chobani ve Keurig Dr Pepper ortaklığı derinleşiyor

Allentown operasyonu, Chobani ile Keurig Dr Pepper (KDP) arasındaki stratejik iş birliğinin daha da güçlenmesini sağlıyor. Anlaşma, tesis operasyonlarının Chobani’ye devrini, KDP’nin Chobani’deki hisselerinin geri alımını ve genişletilmiş bir dağıtım ortaklığını kapsıyor. KDP’nin ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine ulaşan doğrudan mağaza teslimat ağı, Chobani ürünlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılmasında önemli fırsatlar sunuyor. Tesisteki bazı mevcut çalışanlar KDP bünyesinde kalmaya devam ederken, diğer tüm çalışanlara Chobani bünyesine geçiş teklifi sunularak istihdamda süreklilik sağlanıyor.

Keurig Dr Pepper CEO’su Tim Cofer, anlaşmayla ilgili olarak, “Bu işlemler Chobani ile olan ortaklığımızın başarısını yansıtıyor ve her iki kuruluşa da değer katacak şekilde tasarlandı. Finansal esnekliğimizi artırırken üretim ağımızın verimliliğini güçlendiriyor ve dağıtım ortaklığımızı büyütüyor. Tesisin, stratejik hedefleri bölgeyle örtüşen yeni bir sahibin yönetiminde büyümesini sürdürmesinden memnuniyet duyuyoruz,” değerlendirmesinde bulundu.

Chobani’den ABD’deki üretim ağına 4 milyar doları aşan yatırım

Allentown tesisi, Chobani’nin bir sonraki büyüme dönemine hazırlık amacıyla ABD genelindeki üretim ağına yaptığı 4 milyar doları aşan toplam yatırım hamlesinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Şirket bu kapsamda New York’un Rome kentinde yeni bir süt işleme tesisi kuruyor, Idaho Twin Falls’taki üretimini genişletiyor, New York New Berlin’deki ilk tesisini modernize ediyor ve Michigan Norton Shores’ta La Colombe içeceklerinin üretildiği fabrikayı büyütüyor. Bu yatırımlar Chobani’ye daha esnek, hızlı ve dayanıklı bir üretim altyapısı kazandırırken yerel istihdama ve tarımsal kalkınmaya katkı sağlamayı sürdürüyor.

PayTR’ın kadın girişimcilere Sanal POS desteğinden 1.500 işletme yararlandı

Finansal teknolojiler alanındaki 17 yıllık deneyimiyle 200 binden fazla üye iş yerine yeni nesil ödeme çözümleri sunan PayTR, kadın girişimcilerin dijital ekonomide daha güçlü yer edinmesini desteklemeye devam ediyor.

PayTR’ın geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği Kadın Girişimcilere Özel yüzde 0 Komisyonlu Sanal POS Kampanyası bu yıl da devam ediyor. Kampanya kapsamında kadın girişimciler, 50 bin TL işlem hacmine kadar tek çekim işlemlerinde yüzde 0 komisyon avantajından yararlanabiliyor.

Kadın girişimcilerin dijitalleşme süreçlerini kolaylaştırmayı ve işlerini sürdürülebilir biçimde büyütmelerine katkı sağlamayı amaçlayan kampanyadan bugüne kadar 1.500 kadın girişimci faydalandı.

Kadın girişimcilerin e-ticaret haritasında 6 şehir öne çıkıyor

Kampanyaya ilişkin veriler, kadın girişimcilerin Türkiye genelindeki e-ticaret faaliyetlerine dair dikkat çekici bir tablo da ortaya koyuyor. Kampanyaya en yoğun katılım İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Antalya ve Muğla’dan gerçekleşirken, kadın girişimcilerin faaliyet gösterdiği sektörler arasında ev dekorasyonu, hazır giyim, aksesuar, hediyelik eşya ve kozmetik öne çıkıyor.

PayTR, sunduğu komisyon avantajıyla kadın girişimcilerin ödeme alma maliyetlerini azaltmanın yanı sıra, işlerini online ortama taşımalarını ve dijital kanallarda büyümelerini kolaylaştırmayı hedefliyor.

Merve Tezel: “Kadın girişimcilerin dijital ekonomide daha fazla yer almasını desteklemeyi önemsiyoruz”

Kadın girişimcilerin ekonomiye daha güçlü katılımını desteklemenin PayTR için önemli bir öncelik olduğunu belirten PayTR CEO’su Merve Tezel, şunları söyledi: “Kadın girişimciliğini desteklemek yalnızca ekonomik bir kazanım değil, aynı zamanda kapsayıcı ve sürdürülebilir bir finansal ekosistem oluşturmanın temel unsurlarından biri. Biz de PayTR olarak 17 yıldır işletmelerin dijitalleşme yolculuğunu, başta Sanal POS olmak üzere yenilikçi ödeme çözümlerimizle destekliyoruz. Kadın girişimcilere yönelik yüzde 0 komisyonlu Sanal POS kampanyamızla e-ticarete girişte önemli maliyet kalemlerinden birini azaltmayı, kadın girişimcilerin dijital ekonomide daha güçlü yer edinmelerine ve girişimcilerin işlerini dijital dünyada güvenle büyütmelerine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bugün 1.500 kadın girişimcinin bu destekten yararlanmış olması bizim için çok değerli. Önümüzdeki dönemde de finansal okuryazarlıktan katma değerli hizmetlere uzanan farklı alanlarda girişimcilik ekosistemine yönelik fırsatlar sunmaya devam edeceğiz.”

“PayTR’la İşini Büyütenler” film serisinde kadın girişimcilerin hikayeleri

PayTR, kadın girişimcilere sunduğu finansal avantajların yanı sıra girişimcilerin hikayelerini görünür kılmayı da hedefliyor. “PayTR’la İşini Büyütenler” film serisinde, kendi markalarını kuran ve işlerini dijital kanallarda büyüten kadın girişimcilerin yolculuklarına yer veriliyor.

Kadın girişimcilerin hikayelerini izlemek için PayTR Ödeme Hizmetleri YouTube kanalını ziyaret edebilir, kampanyaya ilişkin detaylı bilgiye ise PayTR’ın internet sitesinde yer alan ilgili kampanya sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.