Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Ankara merkezli Basil’de kurucu ekip exit etti, yeni süreç Zeynep Köksal Yaykıran liderliğinde başlayacak

Sağlıklı fast casual restoran markası Basil’de kurucu ekip hisselerini devrederek şirketten exit etti. Sercan Değirmenci, Hüseyin Helvacı ve Zafer Elcik tarafından 2022 yılında kurulan Basil, yeni dönemde Zeynep Köksal Yaykıran liderliğinde büyüme yolculuğuna devam edecek.

ODTÜ’den üç arkadaşın Türkiye’den sağlıklı ve ölçeklenebilir bir fast casual marka çıkarma hedefiyle hayata geçirdiği Basil, dört yıllık süreçte 5 şubeye ulaştı. Salata, bowl, burrito ve farklı sağlıklı öğün seçenekleri sunan marka, operasyonlarını daha kurumsal ve ölçeklenebilir bir yapıya taşıyarak Türkiye genelinde büyümeyi hedefliyor.

Gerçekleşen hisse devrinin ardından kurucu ortaklar Sercan Değirmenci, Hüseyin Helvacı ve Zafer Elcik, Basil’deki aktif rollerinden de ayrılıyor. Yeni ortaklık yapısıyla birlikte markanın operasyonları ve mevcut şubeleri Zeynep Köksal Yaykıran liderliğinde devam edecek.

Basil’in erken dönem yatırımcılarından Mehmet Atakan Foça ise yeni dönemde de şirkette yatırımcı olarak yer almaya devam edecek.

Basil daha ölçeklenebilir bir yapıya geçmeyi hedefliyor

Ağustos 2022’de kurulan Basil, kuruluşundan itibaren yerli üreticilerle çalışma, kaliteli ürün kullanımı ve sürdürülebilir bir operasyon modeli oluşturma yaklaşımıyla hareket etti.

Marka yalnızca restoran zinciri olarak değil; tedarik, mutfak operasyonları, müşteri deneyimi ve dijital sipariş altyapısı dahil olmak üzere farklı noktalara ölçeklenebilecek bir yapı üzerine geliştirildi.

Yeni dönemde Basil’in mevcut marka değerlerinin korunmasının yanı sıra operasyonların daha kurumsal hale getirilmesi, yeni noktalara ulaşılması ve markanın Türkiye genelinde yaygınlaştırılması planlanıyor.

Basil Kurucu Ortağı Hüseyin Helvacı, exit süreciyle ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi; “Basil bizim için bir restoranın çok ötesinde, Türkiye’den sağlıklı, erişilebilir ve sürdürülebilir bir fast casual marka çıkabileceğine dair en net kanıt. Ağustos 2022’de başlayan bu yolculuğun bugün gerçek bir markaya ve 5 şubelik bir yapıya dönüşmüş olmasından gurur duyuyoruz. Kurucu ekip olarak Basil’in tohumlarını biz attık; şimdi markanın bir sonraki büyüme aşaması için doğru yapıya geçtiğine inanıyoruz.”

Basil’in yeni dönem liderliğini üstlenen Zeynep Köksal Yaykıran; “Basil bugüne kadar Türkiye’de temiz içerikli, hızlı, ulaşılabilir ve sağlıklı yemek kategorisinde güçlü ve benzerlerinden ayrışan bir marka oldu. Biz bu değeri koruyarak Basil’i daha kurumsal, daha ölçeklenebilir ve daha güçlü bir yapıya taşıyacağız.”

Türkiye’de temiz içerikli ve sağlıklı yemeğe erişimi yaygınlaştırmanın temel hedeflerinden biri olduğunu belirten Yaykıran, Basil’i farklı beslenme ve diyet ihtiyaçlarına cevap verebilen ve günün farklı saatlerinde tercih edilebilecek bir marka olarak büyütmek istediklerini ifade etti.

Mehmet Atakan Foça yatırımcı olarak devam edecek

Basil’in erken dönem yatırımcılarından Mehmet Atakan Foça; “İlk günden bu yana Türkiye’den güçlü bir sağlıklı yemek markası çıkabileceğine inandığım için Basil’de yer alıyorum. Kurucu ekibin ortaya koyduğu vizyon ve markanın bugün geldiği nokta çok değerli. Yeni dönemde de Basil’de yer almaktan mutluluk duyuyor, markanın büyüme yolculuğuna destek vermeyi istiyorum.”

Kurucu ekibin exit’iyle Basil’in kuruluş ve ilk büyüme dönemi tamamlanırken, marka bundan sonraki süreçte Zeynep Köksal Yaykıran liderliğinde yeni şubeler ve daha ölçeklenebilir bir operasyon modeliyle büyümeyi hedefliyor.

Hangi girişimler yatırım alıyor? Yatırımcılar bir girişimde neye bakıyor? | Başak Zorlutuna, e2vc

Bu bölümde, e2vc’den Başak Zorlutuna Bükümcü ile girişim sermayesi dünyasını, e2vc’nin yatırım yaklaşımını ve bugüne kadar destekledikleri girişimleri konuştuk.

Başak Zorlutuna ile gerçekleştirdiğimiz videocast’te; bir girişimin yatırımcı radarına nasıl girdiğinden yatırım kararlarında öne çıkan kriterlere, kurucu-yatırımcı ilişkisinden mevcut piyasa koşullarında yatırımcıların nasıl düşündüğüne kadar pek çok başlığı ele aldık.

Ayrıca e2vc’nin yatırım yaptığı girişimlerden, portföy şirketleriyle kurduğu ilişkiden ve Türkiye ile Avrupa girişimcilik ekosistemindeki fırsatlardan bahsettik.

e2vc video içeriğinde öne çıkan başlıklar:

  • e2vc hangi girişimlere ve kuruculara yatırım yapıyor?
  • Bir yatırım kararında hangi kriterler belirleyici oluyor?
  • İyi bir girişim ile yatırım yapılabilir bir girişim arasındaki fark ne?
  • Yatırımcılar bugün girişimlerde hangi metriklere daha fazla bakıyor?
  • Kurucu ve yatırımcı arasındaki ilişki nasıl kurulmalı?
  • e2vc’nin portföyünden öne çıkan yatırımlar ve deneyimler

Xiaomi Türkiye, eski cihazlar için E-Atık Programı’nı başlattı

Xiaomi Türkiye, elektronik atıkların geri dönüşüme kazandırılmasına destek olmak ve kaynakların sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunmak amacıyla Xiaomi Türkiye, E-Atık Programı‘nı hayata geçirdi.

Tüm marka ve modellerde elektrikli ve elektronik cihazları kapsayan program sayesinde kullanılmayan, çalışmayan veya kullanım ömrünü tamamlamış cihazlar, geri dönüşüm sürecine dahil ediliyor.

31 Aralık 2026 tarihine kadar geçerli olacak E-Atık Programı, bu alanda yenilikçi bir platform olan Mol-e ile gerçekleştiriliyor. Programa katılmak isteyen kullanıcıların “xiaomi.mol-e.co” adresi üzerinden kayıt yaptırarak elektronik atıklarının fotoğraflarını yüklemeleri gerekiyor. Kayıt işleminin ardından cihazlar, Mol-e tarafından yönlendirilen yetkilendirilmiş kuruluşlarca adreslerden teslim alınıyor.

Xiaomi E-Atık Programı’na katılan müşteriler, programa dahil ettikleri her bir cihaz için E-Atık Puanı üzerinden Xiaomi Türkiye’nin resmi internet sitesinde kullanabilecekleri indirim kuponları kazanıyor.

“Hedefimiz, Kullanılmayan Cihazlara Yeniden Değer Kazandırmak”

Xiaomi Türkiye Ülke Müdürü Leo Dou; “E-Atık Programı’mızı, tüketicilerimizin ellerindeki eski cihazları kolay ve ücretsiz bir şekilde geri dönüşüme kazandırabilmeleri için hayata geçirdik. Her bir cihazın doğru şekilde değerlendirilmesi, kaynakların korunmasına ve daha sürdürülebilir bir teknoloji ekosisteminin oluşmasına katkı sağlıyor. Xiaomi Türkiye olarak bu dönüşümün bir parçası olmaktan ve tüketicilerimizi de bu sürece dahil etmekten mutluluk duyuyoruz.”

Xiaomi Türkiye, her yıl gerçekleştirdiği e-atık toplama ve geri dönüşüm faaliyetleri sayesinde e-atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasını desteklerken, doğal kaynakların korunmasına katkıda bulunuyor.

Yeşil enerji tedariki 40 milyon kWh’yi aştı

Uluslararası alanda da Xiaomi, azaltma, yeniden kullanım ve geri dönüşümden oluşan ‘3R prensipleri’ doğrultusunda kaynak verimliliği ve çevresel etki yönetimini benimsiyor.

2025’te 40 milyon kWh’den fazla yeşil elektrik tedarik eden Xiaomi’nin bu adımı, bir önceki yıla göre 10 katın üzerinde artışa tekabül ediyor.

Geri dönüşüm ve karbon emisyonunu azaltmada önemli adımlar

Şirketin hava taşımacılığından deniz ve demir yolu taşımacılığına geçiş stratejisiyle 2025’te yaklaşık 2 bin 471 ton karbon emisyonu azaltıldı.

Ayrıca, yıl içinde 2 milyondan fazla kullanılmış akıllı telefon takas programları aracılığıyla geri dönüştürüldü. Geçen yıl 14 yeni pazarda daha hayata geçirilen program, dünya genelinde 24 ülke ve bölgeye ulaştı.

Yapay zeka odaklı oyun stüdyosu Surge Games, 3 milyon dolar yatırım aldı

Kolay öğrenilen ve kısa süreli oynanış deneyimi sunan bulmaca oyunlarına odaklanan Surge Games, 3 milyon dolar yatırım aldı. Yatırım turun; Simya VC, Play Ventures ve Drilo Ventures katıldı.

Surge Games, bu yatırımla ekibini büyütmeyi, kullanıcı edinimi çalışmalarını güçlendirmeyi ve doğru metriklerle öne çıkan oyunlarını ölçeklendirmeyi planlıyor.

Surge Games, Nisan 2026’da dört kurucu ortak tarafından İstanbul’da kurulan, mobil oyun sektöründe faaliyet gösteren bir oyun stüdyosudur. Oyuncu psikolojisini temel alan yenilikçi oyun mekanikleri geliştiren şirket, yapay zekâ odaklı üretim yaklaşımıyla oyun geliştirme süreçlerini daha hızlı ve verimli şekilde yürütmeyi hedeflemektedir. İlk oyunu Twin Tiles! yayında olan Surge Games, bulmaca kategorisinde özgün oyun deneyimleri geliştirmeye ve dünya genelindeki oyunculara ulaşmaya odaklanmaktadır.

Kolay öğrenilen ve kısa süreli oynanış deneyimi sunan bulmaca oyunlarına odaklanan Surge Games, yapay zekâyı oyun geliştirme ve üretim süreçlerinin merkezine yerleştirerek yeni oyun mekaniklerini hızlı bir şekilde test ediyor ve ölçeklenebilir bir oyun geliştirme modeli oluşturmayı hedefliyor. İlk oyunu Twin Tiles! ile bulmaca kategorisinde özgün oyun mekanikleri geliştirmeye odaklanan şirket, yapay zekâ destekli üretim altyapısıyla oyun geliştirme süreçlerini daha hızlı ve verimli hale getirmeye odaklanıyor.

Yatırım stratejisinde yeni bir sayfa

Simya VC Yönetici Ortağı Selma Bahçıvanoğlu, konuyla ilgili şunları söyledi: “Surge Games’in kurucu ekibi; oyun, ürün, veri ve büyüme taraflarında uzun yıllar deneyim kazanmış bir ekip. Bu deneyimi yapay zekâyla oyun geliştirmenin tam merkezine koymaları yatırım kararımızda belirleyici oldu. Hızlı prototip çıkarıp hızlı test edebilmek, global mobil oyun pazarında en çok fark yaratan unsurlardan biri; ekibin bunu başarabileceğine inanıyoruz. Surge Games, 17. portföy şirketimiz ve B2B odağımızın dışına çıktığımız ilk yatırım. Simya VC olarak ana odağımızın yanı sıra, Surge Games’te olduğu gibi potansiyeli yüksek özel durumlarda esnek hareket ederek de yatırım yapabiliyoruz. Türkiye’nin global ölçekte başarılı olduğu oyun sektöründe, Surge Games’in potansiyeline inancımız tam.”

Oyuncu psikolojisini merkeze alan yeni nesil oyun geliştirme

Surge Games Kurucu Ortağı ve CEO’su Onur Uras, konuyla ilgili verdiği demeçte;

“Surge Games olarak, dünya genelindeki oyuncular için özgün ve yenilikçi bulmaca deneyimleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Amacımız, oyuncu davranışlarını ve beklentilerini derinlemesine anlayarak özgün ve inovatif oyun mekanikleri geliştirmek, bunları yapay zekâ destekli üretim altyapımızla hızlı ve verimli şekilde hayata geçirmek. Bu yatırım turunu, vizyonumuza en başından inanan ve oyun sektörünü yakından tanıyan deneyimli yatırımcılarla tamamlamış olmak bizim için çok değerli. Yolun henüz başındayız; ancak doğru ekip ve doğru iş ortaklarıyla global ölçekte başarılı oyunlar geliştireceğimize inanıyoruz.”

Protel Holding ve TKPAY, uzaktan tahsilat süreçlerini kolaylaştırmak için iş birliği yaptı

Protel Holding, Türk Hava Yolları’nın uçuşla başlayıp konaklama, ulaşım ve restorana uzanan seyahat ekosistemine finansal altyapı sunma hedefiyle faaliyet gösteren TKPAY ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında, ödeme çözümlerini otel ve restoran işletmelerinin günlük tahsilat süreçlerine taşıyor.

İşletmeler, tahsilatlarını Simpra Link paneli üzerinden yönetmeye devam ederken TKPAY’in sunduğu ödeme altyapısından ve avantajlı komisyon oranlarından yararlanabilecek. İş birliğiyle birlikte işletmelerin tahsilat süreçlerinin kolaylaştırılması, operasyonel verimliliğin artırılması ve müşterilere daha güçlü bir ödeme deneyimi sunulması hedefleniyor.

Simpra Link, işletmelerin misafirlerine e-posta veya SMS yoluyla ödeme bağlantısı göndererek tahsilatlarını hızlı ve güvenli biçimde gerçekleştirmelerine olanak tanıyan dijital bir çözümdür. Özellikle yabancı misafirlere hizmet veren oteller ve yeme-içme işletmeleri için ödeme sürecini kolaylaştıran Simpra Link, tüm işlemleri anında kayıt altına alıyor, misafir bilgilerini koruyor ve sahtekârlık riskini azaltıyor.

Bu yapı, geleneksel mail order yöntemlerine göre daha pratik ve düşük riskli bir alternatif oluştururken özellikle farklı lokasyonlardan ve yurt dışından ödeme alan işletmelerin operasyonel yükünü azaltıyor. Global işletme yönetim sistemleriyle entegre çalışan Simpra Link, satıştan ödemeye kadar uzanan tüm işlemlerin tek noktadan raporlanmasına imkân tanıyor.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Protel Holding Genel Müdürü Cenk Temiz verdiği demeçte; “Simpra Link’i, işletmelerin uzaktan tahsilat süreçlerini tek merkezden yönetebildiği bir çözüm olarak konumlandırıyoruz. MICROS Simphony ve Simpra POS çözümlerimizle yeme-içme sektörünün, OPERA ve Cloudbeds otel yönetim sistemlerimizle ise konaklama sektörünün Türkiye’de ve dünyada önde gelen işletmelerine hizmet veriyoruz. TKPAY ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde Simpra Link kullanan işletmeler, güçlü bir ödeme altyapısının yanı sıra müşterilerimize özel avantajlı komisyon oranlarından yararlanabiliyor. HoReCa sektörünü çok iyi bilen iki oyuncu olarak önemli iş birliklerine imza atmayı planlıyoruz.”

TKPAY Genel Müdürü Mustafa Ekmen ise iş demecinde; “Türk Hava Yolları’nın %100 iştiraki olan TKPAY olarak, seyahat ekosisteminin tamamına yenilikçi ve güçlü finansal çözümler sunma hedefiyle hareket ediyoruz. Konaklama ve restoran sektörleri bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Protel ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde TKPAY’in ödeme altyapısını Simpra Link kullanan işletmelerin günlük tahsilat süreçlerine entegre ediyoruz. İşletmelerin ödeme alma süreçlerini kolaylaştırırken avantajlı ticari koşullar ve verimli bir tahsilat deneyimi sunmayı hedefliyoruz.”

Meta, küçük işletmeleri desteklemek için yeni Meta AI özelliklerini duyurdu

Meta, küçük işletmelerin verimliliği artırmalarına ve daha hızlı büyümelerine yardımcı olmak için özel olarak tasarlanan yeni Meta AI özelliklerini kullanıma sunduğunu duyurdu. Küçük işletmeler için stratejik bir ortak olarak tasarlanan Meta AI, girişimcilerin daha iyi sonuçlar elde etmelerine destek olacak yeni özellikler sunarken, şirket bu adımı, işletme sahiplerini destekleme konusundaki taahhüdünün sadece bir başlangıcı olarak nitelendirdi.

Yeni özelliklere meta.ai, Meta AI mobil uygulaması ve yeni kullanıma sunulan Meta AI masaüstü uygulaması üzerinden erişilebiliyor. Kullanıcılar artık Meta AI’ı Instagram ve Facebook hesaplarıyla, Meta reklam kampanyalarıyla ve Gmail, Docs, Sheets ile Slides dahil olmak üzere Google Workspace uygulamalarıyla doğrudan entegre etmeyi seçebiliyor. Meta, tüm bu ortak bağlama tek bir sohbet içinde erişilmesinin, yapay zekanın daha net ve kişiselleştirilmiş içgörüler sunmasını sağladığını vurguladı. Şirket ayrıca yeni Mac uygulamasının, kullanıcıların üzerinde çalıştıkları işe özel ve gerçek zamanlı tavsiyeler alabilmesi için oturum sırasında ekran penceresi paylaşmasına olanak tanıdığını ve tüm Mac uygulamalarında çalışan yerleşik dikte özelliğine sahip olduğunu belirtti.

Meta, işletmelerin artık Meta AI’a sorular sorarak hesap etkileşimi ve reklam performansı gibi yalnızca platforma özel bağlamlardan elde edilen yanıtların yanı sıra, benzer markalar hakkındaki kamuya açık içgörülere de erişebileceğini vurguladı. Meta AI ayrıca işletme bilgilerini ve web verilerini işleyerek anında sunumlar, belgeler ve tablolar oluşturabiliyor. Bunun yanı sıra şirket, Meta AI’ın, tekrarlayan görevler ve hatırlatıcılar oluşturarak manuel iş akışlarını otomatikleştirebileceğini ve böylece işletme sahiplerini performansları konusunda güncel tutabileceğini paylaştı.

Şirket, Meta AI’ın işletmeleri destekleyeceği üç temel alanı şu şekilde sıraladı:

  • Organik İçeriği Anlama: Meta AI, erişim, kaydetme, paylaşım, yorum ve profil ziyareti gibi kitle etkileşim ölçütlerini analiz ederek işletmelerin hangi içeriklerin ilgi gördüğünü tespit etmesine yardımcı oluyor ve geçmiş başarılara dayalı kişiselleştirilmiş öneriler sunuyor.
  • Pazar Dinamiklerini Anlama: İşletmeler, Facebook ve Instagram’daki benzer markaların kamuya açık içeriklerini ve etkileşim modellerini analiz etmesini isteyebiliyor, bu sayede performanslarını karşılaştırabiliyor ve öne çıkmanın yollarını keşfedebiliyor.
  • Meta Reklamlarını Optimize Etme: Meta AI, reklam performans verilerini inceleyerek hedef kitle erişimi, en iyi performans gösteren içerik modelleri, kreatif etkililiği ve bütçe optimizasyonu konularında kapsamlı analizlerin yanı sıra gelecek kampanyalar için uygulanabilir öneriler sunuyor.

Meta, küçük işletmelerle yapılan testlerden elde edilen ilk geri bildirimlerin oldukça umut verici olduğunu paylaştı. Test katılımcıları, aracın genel geçer tavsiyeler yerine doğrudan kendi içeriklerine ve kitle verilerine dayalı özel, uygulanabilir öneriler sunmasını takdirle karşıladı. Kapsamlı, veri odaklı analizleri saniyeler içinde sunma yeteneğine dikkat çeken katılımcılar, uzun manuel yüklemeler ve bağlam oluşturma süreçleri gerektiren diğer yapay zeka araçlarına kıyasla entegrasyonun son derece zahmetsiz olduğunu vurguladı.

Bu yeni özellikler ücretsiz olarak kullanıma sunuldu Meta, araçlar çeşitlendikçe daha yüksek kullanım kapasitesine ihtiyaç duyan işletmelerin Meta One aboneliğine geçebileceğini ifade etti. Şirket, bu yeni özelliklerin yanı sıra Meta AI’ın Business Agents ve asistanlardan oluşan geniş ekosistemine nasıl entegre olduğunu açıklayan bir rehber de yayınladı.

Geleceğe yönelik olarak Meta, temel hedeflerinin bir zamanlar yalnızca büyük ekiplere ve yüksek bütçelere sahip şirketlere özel olan araçlara her küçük işletmenin erişebilmesini sağlamak olduğunu belirtti. Şirket, önümüzdeki aylarda daha fazla özellik, daha kapsamlı entegrasyonlar ve Meta AI’ın işletmelerin büyümesini destekleyeceği yeni yollar sunulacağını ifade etti.

EY Raporu: Girişim ekosisteminde sermayeye erişim ve finansman zorlukları devam ediyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından gerçekleştirilen EY Girişimcilik Barometresi’nin ikinci sayısının sonuçları açıklandı.

Europe Central bölgesi genelinde Türkiye’nin de aralarında olduğu çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 1.000’den fazla aile şirketi sahibi, startup kurucusu ve farklı ölçekteki şirketlerden liderlerin katıldığı araştırma; bölge genelindeki girişimcilerin artan maliyetler, düzenleyici baskılar ve makroekonomik belirsizliklere rağmen büyüme hedeflerini korurken yatırım ve operasyonlarında daha seçici ve disiplinli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Bulgular, girişimcilerin operasyonel disipline, dayanıklılığa ve uzun vadeli değer sağlamaya her zamankinden daha fazla önem verdiğini gösteriyor. Bu yaklaşım yatırım kararlarından inovasyon stratejilerine, teknoloji kullanımından iş gücü planlamasına kadar pek çok alanda yeni öncelikler oluşturuyor.

İnovasyon ve dijital dönüşüm girişimcilerin gündeminde öne çıkıyor

İnovasyon öncelikleri 2026 yılında pazar odaklı ve uygulama ağırlıklı bir dağılım gösteriyor. Türkiye’de strateji ve pazarlama odaklı inovasyon %50 oranıyla bölge genelinin üzerinde seyrederken, ürün ve süreç inovasyonunun %48 seviyesinde, organizasyonel inovasyonun ise %45 seviyesinde olduğu gözlemleniyor. İnovasyon eğilimi geniş tabanlı bir görünüm sunmakla birlikte, herhangi bir inovasyon planlamadığını belirtenlerin oranı %5 seviyesinde geçen yıla göre sabit kalıyor.

Bununla birlikte, Türkiye’de dijital dönüşüm ivme kazanıyor. Yapay zekâ ve makine öğrenimi %82, veri analitiği %79 kullanım oranlarıyla öne çıkarken, bunu bulut teknolojileri %63 ve dijital müşteri deneyimi platformları %70 oranlarıyla takip ediyor. Algılanan performans etkisi ise inovasyonda %71 ve teknolojiye adaptasyon hızında %70 ile güçlü bir görünüm sunarken, gelir büyümesine etkisi %36 ile sınırlı kalıyor. Yapay zekâ destekli süreçler, veri odaklı karar alma ve müşteri deneyimi uygulamalarında güçlü bir adaptasyon görülürken, bu dönüşümün gelir büyümesine etkisinin artırılması önemli bir gelişim alanı olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemine güven yıllık bazda iyileşme gösteriyor

Araştırma sonuçları girişimcilik ekosistemine yönelik algıda belirgin bir iyileşmeye işaret ediyor. Olumlu değerlendirmelerin oranı %34’e yükselirken, olumsuz değerlendirmeler %51’den %25’e gerilemiş durumda. Girişimcilik ekosisteminin önündeki temel zorluklar ise, bürokratik zorluklardan ziyade makrofinansal unsurlardan kaynaklanıyor. Finansmana erişim %71, ve ekonomik belirsizlik %70 oranıyla öne çıkarken, düzenleyici karmaşıklık %45 ile bölgenin altında kalıyor. Türkiye girişimcilik ekosisteminde iştah güçlü olmakla birlikte, ölçeklenme süreci sermaye erişimi ve güven düzeyi ile sınırlanıyor.

Sermaye maliyeti ve finansmana erişim yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar arasında

Türkiye’de yatırım eğilimleri temkinli ancak seçici bir görünüm sergiliyor. Şirketler bölge ortalamasına kıyasla büyüme yatırımlarına daha sınırlı kaynak ayırırken, modernizasyon ve otomasyon yatırımlarına öncelik veriyor. Bilişim teknolojileri yatırımları %50, otomasyon %45, ekipman yatırımları %36 ve yeni tesis yatırımları %13 seviyesinde iken; herhangi bir yatırım planlamadığını belirtenler ise %18 ile bölge genelinin üzerinde yer alıyor. Yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar ise sermaye maliyeti ve finansmana erişim zorlukları olurken; ekonomik risk ve piyasa belirsizliği %71, finansman yetersizliği %52 ve yüksek faiz oranları %41 ile bölge ortalamasından yüksek seyrediyor. Finansman kaynaklarına bakıldığında ise, ağırlıkla öz kaynaklar %61 oranıyla öne çıkarken, krediler %20 ve teşvikler/hibeler %14 düzeyinde kalıyor. Şirketler, geri dönüşün net olduğu ve finansmanın güvence altına alındığı durumlarda yatırım kararlarını daha güçlü şekilde hayata geçiriyor. Bu çerçevede, teşvikler ve otomasyon yatırımları bu ivmenin korunmasında öne çıkan unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’de iş gücü modeli daha esnek bir yapıya evriliyor

Türkiye’de girişimcilik ekosisteminde işe alım süreçleri tam zamanlı istihdam artışından daha esnek kapasite kullanımına doğru yönelim gösteriyor. Tam zamanlı işe alım oranı geçtiğimiz yıla kıyasla %44’ten %34’e gerilerken, dış kaynaklı iş birlikleri ve yarı zamanlı işe alım artış gösteriyor. İşe alım sürecindeki temel zorluk aday sayısının sınırlı olması değil, rekabetçilik baskısı. Bu kapsamda; ücretlendirme zorlukları %41, aday beklentilerini karşılama %30 ve büyük ölçekli şirketlerle rekabet %25 seviyelerinde seyrederken, coğrafi erişim ve aday hacmi ise her biri %9 ile bölge ortalamasının altında kalıyor. Bu görünüm; başarılı işverenlerin farklılaşmasının yalnızca işe alım hacmi ile değil, çalışan değer önerisi ve verimlilik odaklı yaklaşımlarla mümkün olacağına işaret ediyor.

Mevcut risk profili şirketlerin finansal dayanıklılıklarını zorluyor

Türkiye’de artan maliyetler, zayıflayan talep ve finansmana erişim zorlukları, şirketlerin finansal dayanıklılığı üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor. Araştırma sonuçlarına göre; en fazla riskler operasyonel maliyetler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları , krediye erişim ve yüksek faiz oranları olarak öne çıkıyor. Ayrıca Türkiye’de maliyet unsurları geniş bir yelpazeye yayılarak finansman, uyum ve risk transferi kalemlerini içeriyor.

Türkiye’de girişimciler birleşme ve satın alma işlemlerine temkinli ancak fırsat odaklı yaklaşıyor. Kısmi satışın “biraz olası” olduğunu belirtenlerin oranı %43 ile “çok olası” diyenlerin (%7) belirgin şekilde üzerinde bulunuyor. Bu durum, birçok girişimcinin kısa vadeli bir işlem planından ziyade ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmeye açık olduğunu gösteriyor. Geleneksel çıkış alternatifleri ise çeşitlenmiş olup; bir yatırım fonuna satış oranı %30 ve halka arz oranı %18 seviyesinde seyrediyor..

Türkiye aile işletmelerinde halefiyet planlamalarında olgunluk seviyesi artış gösteriyor

Türkiye’de halefiyet planlamasına ilişkin olgunluk artış eğilimi göstermekle birlikte, “henüz planlamaya başlanmamış” segmentinin varlığı da dikkat çekiyor. Resmî planlara sahip olanların oranı %15’ten %22’ye, bu konuda resmi olmayan görüşmeler yürütenlerin oranı ise %15’ten %28’e artış gösteriyor. Buna karşın, konuyu henüz ele almamış olanların oranı %39 ile bölge ortalaması olan %29’un üzerinde seyrediyor. Aile işletmelerine ilişkin temel zorluklar ise ağırlıklı olarak iç dinamiklerden kaynaklanırken, servet yönetimi yaklaşımı çeşitlendirme odaklı ilerliyor.

EY Türkiye Şirket Ortağı, Girişimci Kadın Liderler Programı ve EYnovation Start-up Programı Lideri Müge Tan Belviso, araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“EY Girişimcilik Barometresi 2026 sonuçlarına göre Türkiye’de girişimcilik ekosistemine duyulan güvenin artması oldukça memnuniyet verici bir gelişme. Buna ek olarak, araştırmamız girişimcilik ekosisteminin büyüme, yatırım ve dönüşüm kararlarında artık daha seçici hareket ettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, yapay zekâ ve veri analitiği gibi teknolojilerin hızla yaygınlaştığı görülürken, belirsizliklerin ve maliyetlerin büyüme üzerindeki belirleyici etkisini koruduğuna işaret ediliyor. Bununla birlikte araştırmamız girişimcilik ekosisteminin gelişimi için 5 temel öncelik önerilerini sunuyor; “kademeli büyüme”, “kârlılık ve likiditenin korunması”, “finansal risk yönetimi”, “müşteri değerinin gelire dönüştürülmesi” ve “esnek yetenek stratejilerinin geliştirilmesi”. Bu alanlarda kaydedilecek ilerleme, girişimcilerin yalnızca mevcut belirsizliklere karşı daha dayanıklı olmalarını değil, aynı zamanda yerel ve küresel pazarlarda rekabet güçlerini artırmalarını da sağlayacaktır.”

EY Türkiye Şirket Ortağı ve Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Ferzan Ülgen ise şu açıklamalarda bulundu:

“Araştırma sonuçları, Türkiye girişimcilik ekosisteminin teknoloji ve yapay zekâ alanlarındaki odağıyla katılımcı ülkeler ortalamasının üzerinde bir seviyede seyretmesi dikkat çekiyor. Bulgular, günümüz koşullarında başarının yalnızca yeni fırsatları değerlendirmekten değil; inovasyon kapasitesini güçlendirmekten, kaynakları etkin yönetmekten, yetenek stratejisini doğru belirlemekten ve sürdürülebilir değer sunmaktan geçtiğini gösteriyor. Bu doğrultuda geleceğin başarılı girişimleri, değişime hızla adapte olabilen, doğru yetenek stratejilerini benimseyen, yeteneği merkeze koyarak teknolojiyi ve yapay zekayı süreçlerine entegre edebilen girişimciler olacak.”

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Driventure ve Turkishe’den kadın kurucuları ekosisteme kazandıran program: She by Driventure

Ford Otosan’ın kurumsal girişim sermayesi şirketi Driventure ile Turkishe, girişimcilik ekosistemine geleceğin kadın kurucularını kazandırma amacıyla She by Driventure programını hayata geçiriyor. Program katılımcılarına kendi girişimlerini kurmak veya mevcut girişimlere ortak olabilmek için ihtiyaç duydukları uygulamalı eğitim ve uzman mentorluk desteği sunulacak.

Tamamen online olarak düzenlenecek ve tüm Türkiye’den katılıma açık olacak program kapsamında, 18-27 yaş aralığındaki üniversite öğrencileri, yeni mezunlar veya kariyerinin başındaki kadınlardan oluşan 60 katılımcıya eğitim verilecek. Katılımcılar başvuru aşamasında mobilite, sürdürülebilirlik ve endüstri 4.0 alanları arasından kendi önceliklerini belirleyecek. Sonraki aşamada, katılımcılar ilgi ve yetenek profillerine uygun ekiplere dahil edilecekler. Program, coğrafi ve sosyoekonomik engelleri ortadan kaldırarak fırsat eşitliğini önceliklendiren kapsayıcı yapısı, kapsamlı içeriği ve mentorluk rehberliği ile genç kadınlara girişimcilik yolculuklarında güçlü bir destek olacak.

Ekipler, program başlangıcında mobilite, endüstri 4.0 ve sürdürülebilirlik ana odak alanları arasından birini seçerek bu alanda çözüm geliştirmeye odaklanacak. Fikirden uygulanabilir ürün aşamasına uzanan bu yolculuk, tamamen uygulamalı öğrenme ilkesiyle tasarlandı. Program katılımcıları her eğitim modülünü kendi projeleri üzerinde uygulayarak girişimlerin kuruluş ve yönetimine ilişkin yeteneklerini güçlendirme olanağı bulacak. Program kapsamında sektör uzmanlarının yanı sıra gönüllü Ford Otosan uzmanları, katılımcılara haftalık olarak düzenli mentorluk desteği verecek.

She by Driventure, Ford Otosan’ın kadınların teknoloji, inovasyon ve üretimde daha güçlü bir şekilde yer almasına yönelik uzun soluklu vizyonundan ilham alıyor. Gelecek Hayalim ile binlerce genç kadının potansiyelini destekleyen bu yaklaşım, şimdi girişimcilik ekosisteminde yeni bir sayfa açıyor. “She by Driventure”; üniversite öğrencisi ve yeni mezun genç kadınların fikirlerini girişime dönüştürmeleri, kurucu veya ortak olarak hayata geçirmeleri için onları bilgi, mentorluk ve ilhamla destekliyor.

Driventure’ın girişimcilik ekosistemini güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Gembox AŞ Genel Müdürü İlknur İlkyaz Gül;

“Driventure olarak girişimcilik ekosisteminde edindiğimiz deneyim, kadınların güçlü fikir ve yetkinliklere sahip olmalarına rağmen girişimlerde kurucu veya ortak rolüne sahip kadın sayısının beklenen düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Bu durum da bize potansiyeli ve güçlü fikirleri olan kadınların kurucu ya da ortak rollerinde yer almaları için erken aşamada daha fazla desteklenmeleri gerektiğini gösteriyor. Küresel ölçekte kadın kurucuların girişim sermayesi yatırımlarından aldığı payın hâlâ çok sınırlı olması, Türkiye’de de kadın kurucu ve ortak temsilinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koyuyor. “She by Driventure”ı bu içgörüyle; genç kadınlara eğitim, mentorluk ve uygulamalı girişimcilik deneyimi sunarak onları ekosistemde kurucu veya ortak rollerine hazırlamak amacıyla hayata geçiriyoruz.”

Turkishe platformunun kurucusu Asiye Bahar Tabanlı ise;

“She by Driventure programı ile bu boşluğu dolduruyor; genç kadınların fikirlerini geliştirip güçlü bir başlangıç yapabildiği sürdürülebilir bir öğrenme topluluğu inşa ediyoruz. Çünkü daha fazla kadın kurucu, daha güçlü bir ekonomi ve daha fazla yenilik demek.”

Eğitim, mentorluk ve uygulamalı çalışmaların sonucunda ekipler, hazırlayacakları projeleri ocak ayında düzenlenmesi planlanan Demo Day etkinliğinde sergileyecek. İlk üçe giren projeler ise sırasıyla 100.000 TL, 75.000 TL ve 50.000 TL ile ödüllendirilecek.

“She by Driventure” programı, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan (SKA) “Kaliteli Eğitim”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”, “Eşitsizliklerin Azaltılması” ve “Amaçlar için Ortaklıklar” hedefleriyle tam uyum olarak tasarlandı. Teknoloji ve mobilite alanında ekonomik bir katma değer yaratacak olan program, işe alım süreçlerinden çok önce keşfedilen, donanımlı genç kadınlardan oluşan güçlü bir kurucu havuzunu da Türkiye’ye kazandırarak girişimcilik ekosisteminin gelişimine destek olacak.

Türkiye’de kamu, startupların ilk büyük müşterisi olabilir: İSTKA’dan 42 maddelik yol haritası

İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA), Türkiye’de kamu alımlarının girişimcilik ve inovasyon ekosistemini büyüten stratejik bir araca dönüştürülmesini ele alan Startup Dostu Talep Yönlü İnovasyon Politikaları raporunu yayımladı.

Rapor, Türkiye’de bugüne kadar girişimcilik politikalarının ağırlıklı olarak Ar-Ge teşvikleri, hibeler ve yatırım mekanizmaları üzerinden şekillendiğine dikkat çekerken, girişimlerin geliştirdikleri teknolojilerin ilk müşteriye ulaşması, kamu tarafından doğrulanması ve ölçeklenmesi tarafında önemli bir boşluk bulunduğunu ortaya koyuyor.

İSTKA’nın çalışması bu boşluğun kapatılması için kamu ihale sisteminden regülasyonlara, açık veriden finansmana ve kamu-startup iş birliklerine kadar uzanan dört ana eksende toplam 42 politika önerisi sunuyor. Öneriler arasında startup’lara özel ihale koşulları, en fazla 30 günlük kamu ödeme standardı, hızlı alım koridorları, PoC fonları, ulusal sandbox sistemi, kamu verilerinin API üzerinden girişimlere açılması, startup satın alan büyük şirketlere teşvik verilmesi ve kamu-startup eşleştirme platformunun kurulması gibi dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Türkiye’nin sorunu yalnızca girişimlere para vermek değil, onlardan ürün satın almak

Raporun temel yaklaşımı, inovasyonu yalnızca teknolojinin geliştirilmesi üzerinden değil, o teknoloji için talep oluşturulması üzerinden değerlendiriyor.

Talep yönlü inovasyon politikalarında devlet yalnızca teşvik veren veya piyasayı düzenleyen bir aktör olarak konumlanmıyor. Kamu aynı zamanda yeni teknolojilerin ilk kullanıcısı, ilk müşterisi ve pazar oluşturucusu haline geliyor.

Bu kapsamda inovasyon amaçlı kamu alımları (PPI), ticarileşme öncesi kamu satın alımları (PCP), alım garantileri, standartlar, pilot uygulamalar ve yaşam döngüsü odaklı satın alma modelleri gibi araçlar kullanılıyor.

Bu yaklaşım özellikle startup’lar açısından kritik. Çünkü erken aşamadaki bir teknoloji girişiminin problemi çoğu zaman yalnızca sermayeye ulaşmak değil; teknolojisini gerçek bir kullanıcıyla test etmek, referans müşteri kazanmak ve devamında ölçeklenebilir bir gelir modeli oluşturmak.

Rapor da Türkiye’de Ar-Ge ve teknoloji geliştirme desteklerinin kapsamının geniş olmasına rağmen bu desteklerle kamu alımları arasında yeterli bağlantının kurulamadığını vurguluyor. TÜBİTAK, KOSGEB, kalkınma ajansları ve farklı bakanlıkların programları girişimlere finansman sağlarken, geliştirilen teknolojinin kamu tarafından satın alınmasına uzanan yol aynı ölçüde gelişmiş değil.

Yaklaşık 57 bin ihale içinde yalnızca 45 inovasyon odaklı alım

Rapordaki en dikkat çekici göstergelerden biri kamu ihalelerine ilişkin yapılan analiz.

Kamu İhale Kurumu’nun açık verileri kullanılarak 2023 yılındaki yaklaşık 57 bin ihale üzerinde gerçekleştirilen analitik taramada; şartnamelerde yenilikçi, inovatif, Ar-Ge ve prototip gibi ifadelerin kullanılması ve ihalenin teknoloji yoğunluğu dikkate alınarak yalnızca yaklaşık 45 ihale inovasyon niteliği taşıyan alım olarak değerlendirilmiş.

Rapor bunun resmi bir istatistik değil, mevcut veriler üzerinden yapılan analitik bir tahmin olduğunun da özellikle altını çiziyor.

Benzer şekilde raporun karşılaştırmalı analizinde Türkiye’de inovatif kamu alımlarının toplam alımlar içindeki oranı yüzde 1,2, startup ve KOBİ katılımı ise yüzde 11 seviyesinde değerlendiriliyor. Karşılaştırmada inovatif alım için OECD referans seviyesi yüzde 4,5, KOBİ katılımı için ise yüzde 40–60 aralığında gösteriliyor.

Türkiye’nin yasal çerçeve kapasitesi 10 üzerinden 4, veri şeffaflığı ise 10 üzerinden 3 olarak değerlendiriliyor. Rapor bu göstergelerin doğrudan ölçülmüş tekil resmi istatistikler değil; OECD, Avrupa Komisyonu, Dünya Bankası, KİK ve TÜİK verilerinden hareketle oluşturulmuş analitik karşılaştırmalar olduğuna dikkat çekiyor.

Bir başka dikkat çekici veri ise Ar-Ge finansmanında ortaya çıkıyor. TÜİK verilerine göre 2024 yılında Türkiye’de toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 30,4’ü genel devlet tarafından finanse edildi. Rapora göre bu oran kamunun teknoloji geliştirmede zaten önemli bir finansman aktörü olduğunu gösteriyor; esas fırsat ise bu finansmanın kamu talebi ve satın alma politikalarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesinde yatıyor.

Startup’ların kamu ihalelerine girmesi kolaylaştırılabilir

Raporun en kapsamlı politika başlıklarından biri Kamu İhale Kanunu ve kamu tedarik politikaları.

Önerilen modele göre kamu ihalelerinde yalnızca fiyat değil; teknolojik yenilik seviyesi, teknik yeterlilik, performans doğrulaması ve potansiyel ihracat etkisi gibi kriterler de değerlendirmeye alınabilir.

Üstelik startup’ın kamu için geliştirdiği teknolojinin fikri mülkiyetinin şirkette kalması, kamunun ürünü sahiplenmek yerine kullanım hakkını lisans yoluyla edinmesi öneriliyor. Böylece bir girişimin kamu için geliştirdiği teknolojiyi daha sonra başka kurumlara veya uluslararası müşterilere satabilmesinin önü açık tutulabilir.

Raporda ayrıca startup’lar için klasik ihale yeterliliklerinin yeniden ele alınması öneriliyor.

Bugün erken aşamadaki bir şirket açısından iş bitirme belgeleri, yüksek teminatlar veya mali yeterlilik şartları önemli bir giriş bariyerine dönüşebiliyor. Önerilen modelde startup’lar için ayrı bir yeterlilik havuzu oluşturulması, teminat oranlarının düşürülmesi ve geçmiş iş bitirme şartı yerine teknik doğrulama veya başarılı pilot çalışmanın referans kabul edilmesi gündeme getiriliyor.

Startup’lara kamu ödemelerinde en fazla 30 gün önerisi

Rapordaki startup ekosistemini doğrudan ilgilendiren en somut önerilerden biri ödeme süreleriyle ilgili.

Startup’larla yapılan kamu alımlarında ödeme süresinin azami 30 gün ile sınırlandırılması öneriliyor.

Çalışma kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde uzun ödeme vadelerinin girişimler açısından en önemli sistematik bariyerlerden biri olduğu belirtiliyor. Çünkü büyük şirketlerin aksine erken aşamadaki girişimlerin aylarca ödeme bekleyebilmesi çoğu zaman mümkün değil.

Raporda ilk aşamada 30 günlük sürenin pilot alım programlarında zorunlu hale getirilmesi, sonuçlara göre daha sonra tüm startup kategorisindeki kamu tedariklerine uygulanması öneriliyor. Güney Kore örneğinde ise benzer ödeme süresinin 15 günle sınırlandırıldığı belirtiliyor.

Mevzuata ilk kez ayrı bir “startup” kategorisi gelebilir

Rapordaki bir diğer önemli öneri ise startup kavramının Kamu İhale Kanunu kapsamında açık bir kategori olarak tanımlanması.

Önerilen çerçevede startup tanımı için kuruluş tarihinden itibaren en fazla 10 yıllık faaliyet süresi, belirli bir satış hasılatının altında bulunma, teknoloji yoğun bir sektörde faaliyet gösterme veya belirli seviyede Ar-Ge yoğunluğuna sahip olma ve bağımsız şirket statüsü gibi kriterler kullanılabilir.

Böyle bir tanımın mevzuata girmesiyle startup’lar için daha düşük teminat, iş bitirme belgesi yerine pilot referansı ve hızlı ödeme gibi uygulamaların hukuki zemine kavuşturulabileceği belirtiliyor.

Kamu, henüz piyasada olmayan teknolojileri de satın alabilir

Raporda Türkiye’de Ticarileşme Öncesi Kamu Satın Alımı (PCP) ve inovasyon ortaklığı mekanizmalarının mevzuata dahil edilmesi de öneriliyor.

Bu sistemde kamu, piyasada hazır bir ürün aramak yerine çözmek istediği problemi tanımlıyor ve girişimlerin söz konusu probleme yönelik Ar-Ge ve prototip geliştirmesini finanse edebiliyor.

Başarılı prototiplerin ardından satın alma sürecinin devreye girmesiyle kamu hem teknolojinin geliştirilme riskine ortak oluyor hem de startup için ilk ciddi müşteri konumuna gelebiliyor.

Raporda kamu satın alma ekiplerinin yeni teknolojileri denemekten kaçınmasına yol açan risk algısına yönelik de ilginç bir öneri bulunuyor. Kötü niyet taşımayan teknik başarısızlıklarda satın alma sorumlularının doğrudan mali sorumluluk veya zimmet riskiyle karşılaşmasını önleyen bir risk paylaşımı mekanizmasının kurulabileceği belirtiliyor.

Buna ek olarak sağlık teknolojileri ve dijital kamu hizmetleri gibi teknik riskin yüksek olduğu alanlarda kamu destekli teknoloji performans sigortası oluşturulması öneriliyor. Böylece yeni teknolojinin performans hedeflerini karşılayamaması veya entegrasyonda sorun yaşanması durumunda riskin tamamı kamu kurumu ya da startup üzerinde kalmayabilir.

Kamu verileri startup’lara API üzerinden açılabilir

Raporun ikinci önemli politika ekseni regülasyon ve veri.

Öneriler arasında kamu kurumlarının sahip olduğu veri setlerinin anonimleştirilerek kontrollü API erişimiyle girişimlere açılması bulunuyor.

Bunun yanı sıra farklı kamu kurumlarında dağınık halde bulunan veri setlerinin merkezi bir veri erişim platformunda kataloglanması, veri kalite standartlarının oluşturulması ve ulusal veri yönetişimi çerçevesinin geliştirilmesi öneriliyor.

Model daha da ileri götürülerek kamu verilerinin ticari ürünlerde kullanılmasına yönelik veri lisanslama ve gelir paylaşımı sisteminin kurulabileceği belirtiliyor. Böylece girişimler kamu verisi üzerinden ticari ürün geliştirirken veri sağlayan kamu kurumunun da oluşturulan ekonomik değerden pay alabileceği bir model tasarlanabilir.

Yapay zekâ, sağlık, enerji ve mobilite girişimleri için ulusal sandbox

Raporda Türkiye için ulusal bir regulatory sandbox çerçevesi de öneriliyor.

Fintek, enerji, yapay zekâ, sağlık teknolojileri ve mobilite gibi regülasyonun yoğun olduğu sektörlerde girişimlerin yeni ürünlerini tüm mevzuat gerekliliklerini ilk günden karşılamak zorunda kalmadan; belirli kullanıcı, süre ve güvenlik sınırları içinde test edebileceği kontrollü ortamların oluşturulması hedefleniyor.

Sandbox sürecinde ortaya çıkan sonuçların daha sonra mevzuat güncellemelerine girdi sağlaması öngörülüyor. Bunun yanında girişimlerin belirli bir süre ve kullanıcı sınırı altında faaliyet göstermesine olanak sağlayacak deneysel lisanslama modeli de öneriler arasında.

Kamu ve şirketlere “startup satın alma” teşviki

Rapor yalnızca kamu tarafını değiştirmeyi hedeflemiyor. Büyük şirketlerin de startup’lardan ürün ve hizmet satın almasını artıracak finansal mekanizmalar öneriliyor.

Bunlardan biri talep bazlı inovasyon çekleri. Kamu kurumları veya KOBİ’lerin bir startup ürününü düşük riskle denemesine imkan veren bu çeklerle girişimin ilk ticari doğrulamasının hızlandırılması hedefleniyor.

Bir diğer öneride büyük şirketlerin startup ürün veya hizmetlerini satın alması durumunda vergi avantajı veya mali destek sağlanması gündeme getiriliyor.

Performansı doğrulanmış inovatif ürünlere belirli alanlarda KDV indirimi veya muafiyet uygulanması da öneriler arasında. Sağlık, enerji verimliliği, dijital güvenlik ve mobilite bu model için öne çıkarılan sektörler arasında bulunuyor.

Belediyeler startup’lardan ürün almaya teşvik edilebilir

Yerel yönetimler de raporun önemli parçalarından biri.

Öneriye göre belediyelerin startup’lardan yaptığı satın almaların belirli bir bölümü merkezi bir fon üzerinden geri ödenebilir. Böylece belediyenin yeni bir teknoloji denemek için üstlendiği finansal risk azaltılabilir.

Ayrıca benzer sorunlarla karşılaşan belediyelerin ortak konsorsiyum oluşturarak birlikte startup çözümleri satın alması öneriliyor. Örneğin bir akıllı şehir çözümü tek bir belediyede pilot olarak kalmak yerine, ortak ihtiyaç tanımlayan birden fazla belediyede aynı anda ölçeklenebilir.

Kamu kurumları problemlerini startup’lara açabilir

Raporun dikkat çekici önerilerinden biri de Singapur modelinden esinlenen GovTech inovasyon çağrıları.

Bu modelde kamu kurumlarının çözmek istediği operasyonel sorunları açık biçimde tanımlaması ve startup’ları bu sorunlara çözüm geliştirmeye çağırması planlanıyor.

Raporda kamu kurumlarının yılda en az iki kez problem tanımlama çalışması gerçekleştirmesi, bu problemlerin dijital bir platform üzerinden açık çağrıya dönüştürülmesi ve seçilen startup’ların PoC aşamasına alınması öneriliyor.

Başarılı girişimlerin ise hızlı alım koridoruna veya raporda önerilen TeknoKatalog 2.0 sistemine taşınması hedefleniyor. Sağlık teknolojileri, akıllı şehirler, dijital kamu hizmetleri ve afet yönetimi bu modelin hızlı sonuç yaratabileceği alanlar olarak gösteriliyor.

TeknoKatalog 2.0 ile doğrulanmış girişimler tek platformda toplanabilir

Kamu ile startup ekosisteminin birbirini bulmasını kolaylaştırmak için merkezi bir kamu-startup eşleştirme platformu kurulması da öneriliyor.

TeknoKatalog 2.0 olarak adlandırılan bu yapının yalnızca girişim ve ürünlerin listelendiği bir katalog olması planlanmıyor.

Sistemde girişimin kullanım senaryoları, daha önce çalıştığı kamu kurumları, pilot sonuçları, performans göstergeleri ve teknik doğrulamaları da yer alabilir.

Böylece bir kamu kurumunda başarıyla test edilen çözümün başka bir kurumda yeniden sıfırdan PoC sürecine girmesi yerine, mevcut doğrulamasından yararlanılarak daha hızlı ölçeklenmesi mümkün olabilir.

Hastaneler, belediyeler ve üniversiteler startup’ların test alanına dönüşebilir

Raporda üniversitelerin, hastanelerin ve belediyelerin fiziksel alanlarının Testbed ve Living Lab olarak girişimlere açılması da öneriliyor.

Startup’lar ürünlerini laboratuvar ortamı yerine gerçek kullanıcıların bulunduğu alanlarda test ederek teknik performanslarını doğrulayabilir. Kamu kurumları ise henüz büyük ölçekli satın alma gerçekleştirmeden teknolojiyi deneyimleme fırsatı bulabilir.

PoC ve pilot programlarının Türkiye genelinde aynı metodolojiyle uygulanması, süreçlerin sürelerinin ve başarı kriterlerinin standartlaştırılması da öneriler arasında yer alıyor.

Dünyadaki modeller ne gösteriyor?

Raporun uluslararası incelemesi Türkiye için özellikle ABD, Güney Kore, Hollanda, Singapur ve İngiltere modellerine dikkat çekiyor.

ABD’deki SBIR/STTR modeli erken aşama Ar-Ge desteğini kamu talebiyle ilişkilendirirken, Güney Kore’nin yeni teknoloji satın alma sistemi Ar-Ge sonucunda geliştirilen ürünlere kamu talebi oluşturarak ticarileşme riskini azaltıyor.

Hollanda’daki Innovation Partnership modelinde ise Ar-Ge, pilot ve satın alma süreci birbirinden tamamen kopuk ilerlemek yerine aynı mekanizma içinde ele alınabiliyor.

Singapur ve İngiltere ise veri şeffaflığı ve kamu satın almalarının ölçümlenmesi tarafında öne çıkıyor.

Rapora göre başarılı ülkelerde ortak nokta yalnızca girişimlere daha fazla finansman sağlanması değil. Ar-Ge desteğinin ardından gerçek bir müşteri ve pazar oluşturulması gerekiyor.

Güney Kore’de KOBİ’lere yönelik kamu alımlarında ödeme sürelerinin 15 güne kadar indirilmesi; Hindistan’ın Government e-Marketplace platformunda teminat muafiyeti, hızlı ödeme ve düşük teknik eşikler uygulanması da startup dostu satın alma modellerine örnek olarak gösteriliyor.

Türkiye için 5 yıllık yol haritası

İSTKA raporu 42 önerinin tamamının aynı anda uygulanması yerine üç aşamalı bir geçiş modeli öneriyor.

İlk 0–6 aylık “Hızlı Etki Paketi” kapsamında pilot ve PoC metodolojisinin standartlaştırılması, PoC onaylarının hızlandırılması, PoC destek fonunun kurulması, kamu verilerinin anonimleştirilerek açılması ve kamu-startup eşleştirme platformunun hayata geçirilmesi öneriliyor.

6–24 aylık orta vadede ise daha kapsamlı sistem değişiklikleri başlıyor. Ulusal sandbox, deneysel lisanslama, startup dostu belgelendirme, inovasyon kriterlerinin kamu ihalelerine girmesi, startup’lara özel ihale esnekliği, hızlı alım koridoru, PCP, startup tanımının mevzuata eklenmesi, 30 günlük ödeme standardı ve finansal teşviklerin bu dönemde hayata geçirilmesi öngörülüyor.

24–60 aylık uzun vadede ise sistemin kalıcı biçimde kurumsallaşması hedefleniyor. Ulusal veri yönetişiminin tamamlanması, sağlık, enerji, ulaşım ve sigorta gibi sektörlerde konsorsiyumların oluşturulması, teknoloji performans sigortasının uygulanması ve inovasyon tedarik destek merkezlerinin kurulması planın son aşamasını oluşturuyor.

Rapor kamu ihale ve tedarik politikalarında lider kurum olarak Kamu İhale Kurumu’nu; finansal araçlarda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı; regülasyon, pilot uygulamalar ve ekosistem mekanizmalarında ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı öne çıkaran bir sorumluluk matrisi de sunuyor.

Asıl paradigma değişimi: Devlet destekleyen değil, müşteri olan aktöre dönüşüyor

Raporun ortaya koyduğu temel dönüşüm aslında tek bir mevzuat değişikliğinin ötesinde.

Türkiye’de uzun yıllardır girişimciliğin desteklenmesi denildiğinde hibe, teşvik, yatırım fonu, vergi avantajı ve Ar-Ge desteği gibi arz yönlü araçlar öne çıkıyor. İSTKA’nın çalışması ise bunun yanına farklı bir soru koyuyor:

Bir startup’a ürün geliştirmesi için destek verdikten sonra, geliştirdiği ürünü kim satın alacak?

Rapora göre Türkiye’nin inovasyon politikasındaki önemli eksiklerden biri tam olarak burada ortaya çıkıyor. Kamu, Türkiye ekonomisindeki büyük satın alma kapasitesini yalnızca mevcut ürünleri en uygun koşullarla temin etmek için değil, henüz oluşmamış pazarları ve yeni teknolojileri desteklemek için de kullanabilir.

Nitekim raporun etki analizinde en yüksek öncelik doğrudan kamu tedarik sistemini dönüştürecek düzenlemelere veriliyor. Startup tanımının mevzuata girmesi, inovasyon kriterlerinin ihalelerde kullanılması, PCP ve inovasyon ortaklığı modellerinin oluşturulması ve hızlı alım koridoru bu nedenle sistemin en güçlü kaldıraçları olarak görülüyor.

Türkiye’de girişimlerin daha fazla kurulmasının ötesinde daha fazla ölçeklenmesi hedefleniyorsa, finansmana erişimin yanında ilk müşteri, referans, gerçek kullanım verisi ve sürdürülebilir gelir yaratılması giderek daha kritik hale geliyor.

İSTKA’nın 42 maddelik politika seti tam da bu noktada, kamunun yalnızca girişimlere destek veren bir aktörden çıkarak onların ilk müşterilerinden ve yeni pazarların oluşturucularından biri haline gelebileceği yeni bir yaklaşım öneriyor.

Raporda da ifade edildiği üzere hedef; startup’ların pazara erişimini hızlandırırken kamunun inovasyon kapasitesini artırmak ve Türkiye’nin teknoloji geliştirme ekosistemini daha rekabetçi bir yapıya taşımak. Talep yönlü inovasyon bu açıdan yalnızca girişimcilik politikası değil, Türkiye’nin uzun vadeli teknoloji ve büyüme stratejisinin önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İş Bankası’ndan eşya ve cihazlara yapıştırılabilen yeni temassız kart: MaxSticker

Kredi kartının tüm özelliklerini bir etikete sığdıran MaxSticker, cep telefonu ve günlük hayatta sık kullanılan kişisel eşyalara yapıştırılarak kullanılabiliyor. Kullanıcılar, MaxSticker ile mobil uygulamaya girmeden, hatta telefonun şarjı olmadan dahi saniyeler içinde temassız ödeme yapabiliyor.

Maxsticker ile fiziksel POS cihazlarında temassız şekilde ödeme yapılabiliyor. Böylelikle cüzdan taşıma ihtiyacı da ortadan kalkıyor. Kullanıcılar, Maxsticker’a İşCep’ten diledikleri tutarda limiti kredi kartlarından tanımlayabiliyor, bu sayede kullanım limiti kolayca kontrol edilebiliyor. MaxSticker üzerinde kart numarası, son kullanma tarihi veya CVV gibi hassas bilgiler yer almıyor.

Kredi kartının tüm avantajları MaxSticker’da

Bağlı olduğu kredi kartının MaxiPuan ve Maximil yapısına sahip olan MaxSticker, Maximum’un tüm avantaj ve ayrıcalıklarını kapsıyor. Standart temassız ödeme limitleri MaxSticker için de geçerli olurken, limit üstü işlemler POS cihazına şifre girilerek tamamlanıyor. MaxSticker, İşCep veya diğer bankacılık kanalları üzerinden kolayca e-ticaret işlemlerine açılabiliyor.

“Yenilikçi ürün yelpazemizin en yeni halkası MaxSticker”

Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, ödeme sistemleri çalışmalarını günlük hayatta kolayca kullanılabilen yenilikçi çözümler ve kusursuz müşteri deneyimi yaklaşımıyla sürdürdüklerini belirterek şunları söyledi:

“İnovatif ödeme çözümlerimizi her geçen gün çeşitlendiriyoruz. Yüz ile, akıllı saatle ve mobil temassız ödeme çözümlerimizin yanına şimdi de MaxSticker’ı ekleyerek Maximum’un tüm avantaj ve ayrıcalıklarını küçük ve şık bir etikete sığdırdık. MaxSticker ile fiziksel ödemelerde kart ve cüzdan ihtiyacı yok, üstelik cep telefonunun şarjına ihtiyaç duymadan ya da mobil uygulamaya giriş yapmadan anında ödeme yapılabiliyor. Hayatı kolaylaştıran, esnek limit yapısı ve üst düzey güvenlik standartlarına sahip bu ürünümüz, ödeme teknolojilerinde öncülük ettiğimiz dönüşüm vizyonumuzun en yeni halkası oldu.”

İşCep’ten “MaxSticker Kartlarım” menüsünden başvurulabiliyor.