Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Paribu’nun 2026 üçüncü çeyrek kripto trend analizi yayımlandı

2017’den bu yana Türkiye kripto varlık ekosisteminin gelişimine öncülük eden Paribu; GM sekmesindeki haber akışından, Paribu Gündem yayınlarından ve kripto trend analizi verilerinden yararlanarak hazırladığı Kripto trend analizi: 2026 3. çeyrek başlıklı değerlendirmesini paylaştı.

Popüler kripto varlıkların çeyrek performanslarını ve piyasaya yön veren makro gelişmeleri ele alan raporun odak bölümünde, üçüncü çeyrekte hayata geçen yeni blokzincir projelerine yer verildi.

Bitcoin iki çeyreklik kayıp serisini sonlandırdı

Yılın ilk iki çeyreğini kayıpla kapatan Bitcoin, üçüncü çeyrekte %42’nin üzerinde yükselerek 8 ayın zirvelerine, 80 bin doların üzerine çıktı. Aynı dönemde Ethereum %71, Solana %60, XRP ise %43 değer kazandı. 30 yıllık ABD tahvil faizi 18 Ağustos’ta 19 yılın zirvesine çıkınca ABD Hazinesi uzun vadeli tahviller için geri alım işlemlerinin büyüklüğünü iki katına çıkardı. Bitcoin, Hazine’nin açıklamasını izleyen üç gün içinde güçlü bir performans gösterdi. 23 Ağustos’ta sona eren haftada kaydedilen 14.833 dolarlık artış, dolar bazında en yüksek haftalık kazanç olarak Bitcoin tarihine geçti. Temmuz, ağustos ve eylülü üç ay arka arkaya kazançla geçiren Bitcoin’de bu tablo en son 2012’de görülmüştü.

Rapora göre çeyreğin bir diğer önemli başlığı ise CLARITY oylamasıydı. CLARITY Act’i ilerletecek önerge 15 Eylül’de ABD Senatosu’nda reddedildi. Takip eden günlerde ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) tokenize hisse muafiyetini açıkladı. ABD Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu (CFTC) ve ABD merkez bankası Fed de kripto varlık piyasalarını ilgilendiren adımlar attı.

Yeni zincirler, yeni olasılıklar

Raporun odak bölümü, çeyrekte hayata geçen iki blokzincir ağına ve farklı bölgelerden gelen ortak blokzincir inisiyatiflerine ayrıldı. Robinhood’un geliştirdiği Robinhood Chain temmuz başında ana ağını devreye aldı. USDC’nin ihraççısı Circle tarafından geliştirilen ve doğrulayıcıları arasında BlackRock, Mastercard gibi yerleşik finansal kuruluşlar olan Arc 16 Eylül’de açıldı. Paribu da Arc’ın Türkiye’deki lansman partnerleri arasındaydı.

Yerleşik finans kuruluşları da blokzincir ve tokenize mevduat konusunda adımlarını somutlaştırdı. Swift, 17 küresel bankanın tokenize mevduatla sınır ötesi ödeme denemesi için blokzincir tabanlı bir defter tanıttı. HSBC ile Standard Chartered bu ağda ilk canlı bankalararası işlemi tamamladı. ABD’de 39 eyaletin bankacılık birliği BankChain Alliance’ı kurdu. Avrupa’da ise aralarında ABN AMRO ve DekaBank’ın da bulunduğu 10 finans kurumu düzenlenmiş piyasalar için RL1 ağını başlattı.

Paribu 2026 üçüncü çeyrek değerlendirme raporunun tamamına bu bağlantıdan erişilebiliyor.

Şımart Teknoloji’den Ankara’ya yeni fabrika yatırımı: Kapasite 3 katına çıkacak

Tüketici elektroniği, Nesnelerin İnterneti (IoT), akıllı ev teknolojileri, donanım ve yazılım geliştirme alanlarında faaliyet gösteren Şımart Teknoloji, B2B, B2C, B2G ve B2Construction iş kollarını aynı teknoloji ve üretim altyapısı altında büyütmeye hazırlanıyor. Şirket, Ankara’daki yeni üretim tesisiyle hem tüketici ürünleri tarafındaki kapasitesini hem de kurumsal IoT ve OEM çözümleri, kamu teknolojileri ve akıllı yapı sistemlerine yönelik yetkinliklerini daha geniş bir ölçeğe taşımayı hedefliyor.

Şımart’ın bugünkü üretim ve teknoloji yapılanmasına uzanan büyüme yolculuğu 2020’de kurulan yazılım altyapısıyla başladı. Şirket, 2021’de ilk robot süpürgesi katya’yı üretirken, artan üretim ihtiyacı doğrultusunda 2023’te daha büyük bir tesise geçti. Üretim altyapısını ihtiyaçlarıyla paralel biçimde büyüten Şımart, bugün altı yıllık yolculuğunda üçüncü fabrika yapılanmasına geçerek; kalite, mühendislik, yazılım, üretim ve kabiliyetlerini yeni bir ölçeğe taşıyor.

Yeni fabrika, şirket tarafından yalnızca artan üretim talebine cevap verecek fiziksel bir kapasite yatırımı olarak değil; ürün geliştirme, kalite kontrol, otomasyon, yazılım, B2B ve OEM projeleri, kamu teknolojileri, akıllı yapı çözümleri ve kullanıcı ekosistemi hedeflerini aynı çatı altında destekleyecek stratejik bir teknoloji altyapısı olarak konumlandırılıyor.

80 ürünlük teknoloji ekosistemi yeni üretim altyapısıyla büyüyecek

Toplam 15 bin 600 metrekare alana sahip yeni tesisin 10 bin 200 metrekaresi kapalı, 5 bin 400 metrekaresi ise açık alanlardan oluşuyor. Ankara’nın güçlü sanayi ekosistemi, lojistik bağlantıları ve üretim altyapısı da şirketin yeni büyüme döneminde Başkent’i stratejik merkezlerden biri haline getiriyor.

Şımart’ın büyüme hikâyesinde 2020’de yazılım altyapısının kurulması, 2021’de katya’nın üretime alınması, 2022’de katya’nın sektörün prestijli tasarım ödüllerinden A’ Design Award’da Gümüş Ödül kazanması, 2023’te daha büyük üretim tesisine geçiş ve 2024’te gerçek yaşam alanı konseptli showroomun devreye alınması öne çıkan kilometre taşlarını oluşturuyor. Bugün 80 ürüne ulaşan teknoloji ekosistemiyle faaliyet gösteren şirket, yeni üretim altyapısını bu büyümenin bir sonraki aşaması olarak konumlandırıyor.

Yıllık üretim kapasitesinde 5 milyonun üzerinde hedef

Yeni fabrikanın devreye alınmasıyla birlikte Şımart Teknoloji’nin mevcut yıllık 1 milyon 635 bin adetlik üretim kapasitesinin 5 milyon adedin üzerine çıkarılması hedefleniyor.

Bu artış, şirketin üretim ölçeğini üç katın üzerine taşıyabilecek yeni bir kapasiteye işaret ederken; Şımart, büyümeyi yalnızca adet üzerinden değil, ürün çeşitliliği, kullanıcı deneyimi, kurumsal projeler, akıllı yapı çözümleri ve uluslararası erişimle birlikte ele alıyor.

Şımart Teknoloji, kapasite artışını yeni ürünlerin daha hızlı üretime alınması, kalite süreçlerinin güçlendirilmesi, OEM ve kurumsal projelerin ölçeklenmesi ve farklı iş kollarının daha bütünleşik bir üretim modeliyle yönetilmesi açısından önemli görüyor.

Robotik sistemler ve yapay zekâ destekli kalite kontrol

Yeni tesiste tam otomatik ve yarı otomatik üretim hatları, robotik kollar ve yüksek otomasyon teknolojileri kullanılacak. Üretimin farklı aşamalarının takibi ve kalite kontrol süreçlerinde yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanılırken; operasyonlar, Şımart Teknoloji tarafından özel olarak geliştirilen ERP Yönetim ve Üretim Takip Sistemi üzerinden izlenmeye devam ediyor.

Şirket, bu altyapıyla üretim süreçlerini daha ölçülebilir ve izlenebilir hale getirmeyi; B2C ürünlerinden OEM projelerine, kamu çözümlerinden akıllı yapılara kadar farklı teknoloji ihtiyaçlarını ortak mühendislik ve üretim altyapısıyla desteklemeyi hedefliyor.

Mustafa Emrah Babur: “Türkiye’de akıllı olmayan ev kalmayacak vizyonuyla büyüyoruz”

Şımart Teknoloji CEO’su Mustafa Emrah Babur, yeni fabrikanın şirketin teknoloji ve kullanıcı ekosistemi yaklaşımındaki yerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Yeni tesisle yıllık 1 milyon 635 bin adet olan üretim kapasitemizi 5 milyon adedin üzerine taşımayı hedefliyoruz. Aynı zamanda bugün 400 bin aktif kullanıcıya ulaşan ekosistemimizi 2027 yıl sonuna kadar 1 milyon aktif kullanıcıya çıkarmak istiyoruz. ‘Türkiye’de akıllı olmayan ev kalmayacak’ vizyonu bizim için yalnızca bir söylem değil; teknolojiyi ulaşılabilir hale getirerek 1 milyon haneye ulaşma hedefimizin özeti. Şımart’ı yalnızca akıllı cihaz satan bir marka olarak görmüyoruz. B2C’de 80 ürünlük akıllı yaşam ekosistemi geliştirirken, B2B’de kurumsal IoT ve OEM çözümleri, B2G’de kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özel teknolojiler, B2Construction’da ise birbirleriyle haberleşen ve proaktif aksiyon alabilen akıllı yaşam alanları tasarlıyoruz.”

Şımart dört iş kolunda büyüyor: B2B, B2C, B2G ve B2Construction

B2C’de Şımart, ürünlerini dijital satış kanalları üzerinden doğrudan tüketiciyle buluşturuyor. Aracıları azaltan “Fabrikadan Halka” modeli erişilebilir fiyat politikasını desteklerken, robot süpürgelerden cam temizleme robotlarına, kamera ve sensörlerden akıllı yaşam çözümlerine uzanan 80 ürünlük ekosistem farklı ihtiyaçları ortak bir platformda buluşturuyor.

B2B’de şirket, IoT ve sensör teknolojileriyle standart ürünleri veri üreten, izlenebilir ve akıllı yapılara dönüştürüyor; tasarım, mühendislik ve üretimi kapsayan uçtan uca OEM hizmetleriyle farklı markalar için özel ürünler geliştiriyor.

B2G tarafında donanım ve yazılımın eş zamanlı geliştirildiği modüler teknoloji projeleri öne çıkarken; B2Construction’da konut, ticari alan ve nitelikli gayrimenkul projelerine kablolu ve kablosuz akıllı sistemler entegre ediliyor. Sensörler, güvenlik, iklimlendirme ve enerji yönetimi yazılım ve yapay zekâ altyapısıyla bütünleştirilerek uzaktan yönetilebilen, veriyi işleyebilen ve proaktif aksiyon alabilen yapılar hedefleniyor.

80 ürünlük akıllı yaşam ekosistemi

Şımart’ın tüketici ekosistemi; katya serisindeki robot süpürgelerden cam temizleme robotlarına, kameralar ve sensörlerden iklimlendirme, güvenlik, aydınlatma, evcil canlılar, sağlıklı yaşam ve enerji yönetimi çözümlerine uzanıyor. Şirket, ürün sayısını artırmanın ötesinde bu cihazların ortak bir bulut altyapısında birlikte çalışmasını sağlıyor.

Farklı Şımart cihazlarının tek merkezden uzaktan yönetilebilmesini sağlayan Şımart Mobil Uygulaması Türk mühendisler tarafından geliştiriliyor. Şirketin Ankara merkezli ekipleri donanım, gömülü yazılım, robotik, sensör teknolojileri ve kullanıcı arayüzlerini bütünleşik ve kullanıcı dostu bir teknoloji mimarisi içinde geliştiriyor.

Şımart, 2027 yıl sonuna kadar 1 milyon aktif kullanıcıya ve 1 milyon haneye erişme hedefiyle kullanıcı ekosistemini büyütmeyi planlıyor.

Rönesans Holding, Digital Realty’yi Türkiye’ye yatırım ortağı olarak getiriyor

Türkiye’de ortaklarıyla birlikte bugüne kadar yaklaşık 13 milyar dolarlık özel sektör yatırımını hayata geçiren Rönesans Holding, dünyanın önde gelen şirketleri ve uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiği ortaklık modelini şimdi Türkiye’nin dijital altyapısına taşıyor.

Dünyanın en büyük bulut ve operatör bağımsız veri merkezi platformlarından biri olan Digital Realty ile Rönesans Altyapı, Türkiye’de yeni nesil veri merkezleri geliştirmek ve işletmek üzere stratejik ortaklık kurdu.

Ankara Temelli’de ortaklığın geliştirdiği veri merkezi kampüsünde ilk fazın inşaatına başlandı. İlk fazda 22 MW üzerinde IT kapasitesine ve toplam 10 bin metrekare üzerinde beyaz alana sahip olacak veri merkezinin 2028 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Ankara’nın ardından İstanbul’da da yeni veri merkezi kampüsü yatırımının duyurulması hedefleniyor.

Uzun vadede ortaklığın Türkiye’de 200 MW kapasiteye ve 3 milyar dolara kadar yatırım potansiyeline ulaşması öngörülüyor.

Yeni yatırımlarla Türkiye’nin yapay zekâ, bulut teknolojileri, veri depolama ve bağlantı altyapısında hızla artan kapasite ihtiyacının karşılanmasına; Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bölgesel bir dijital altyapı merkezi olarak konumunun güçlendirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.

Digital Realty ortaklığı, Rönesans’ın 30 yılı aşkın süredir geliştirdiği uluslararası ortaklık ve yatırım modelinin son örneği.

Dünyanın önde gelen şirketleri ve yatırımcılarıyla kurduğu ortaklıkları Türkiye’de büyük ölçekli ve uzun vadeli yatırımlara dönüştüren Rönesans, sağlık alanında Meridiam, Sojitz ve Samsung ile 6 şehir hastanesi yatırımı ve enerjide TotalEnergies ile 577 MW kapasiteye ulaşan yenilenebilir enerji platformu hayata geçirdi. Ceyhan’da ise Sonatrach ve Stolt-Nielsen ile Polipropilen Üretim Tesisi ve Sıvı Yük Terminali projesi hızla devam ediyor.

Rönesans’ın proje geliştirme, finansman, mühendislik ve işletme kabiliyeti; uluslararası kurumsal yönetim, çevresel ve sosyal standartlarla birleşerek global sermaye, teknoloji ve bilgi birikiminin Türkiye’de uzun vadeli yatırımlara dönüşmesine katkı sağlıyor. Digital Realty ortaklığıyla bu global yatırım modeli şimdi Türkiye’nin dijital altyapısına taşınıyor.

“Türkiye’nin potansiyelini global sermaye ve teknolojiyle buluşturuyoruz.”

Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak: “Biz Türkiye’nin potansiyeline her zaman inandık. Stratejik konumumuz, nitelikli insan kaynağımız, girişimcilik gücümüz ve bölgesel rolümüz Türkiye’yi global yatırımcılar için çok önemli bir pazar haline getiriyor. Digital Realty gibi dünyanın önde gelen şirketlerinin Türkiye’ye yatırım yapma kararı da ülkemizin uzun vadeli potansiyeline duyulan güvenin önemli bir göstergesi. Bizim Rönesans olarak görevimiz, Türkiye’nin bu potansiyelini uzun vadeli global sermaye, teknoloji ve bilgi birikimiyle buluşturmak. Bunun için uluslararası yatırımcıların beklediği güçlü kurumsal yönetimi, yüksek çevresel ve sosyal standartları, finansal disiplini ve uluslararası iş yapma kültürünü yıllar boyunca istikrarlı biçimde korumak gerekiyor. 30 yılı aşkın süredir inşa ettiğimiz en önemli değerlerden biri de bu güven ve istikrar. Dünyada rekabet ederek kazandığımız deneyimi, sermayeyi ve ilişkileri Türkiye’de yatırıma dönüştürdük. Bugüne kadar Türkiye’de yaklaşık 13 milyar dolarlık özel sektör yatırımını hayata geçirirken, finansmanımızın yaklaşık yüzde 85’ini uluslararası kaynaklardan sağladık.

GIC, TotalEnergies, Meridiam, Samsung, Sojitz, Sonatrach ve Stolt-Nielsen‘in aralarında bulunduğu uluslararası şirketler ve IFC, EBRD ve DEG gibi önde gelen uluslararası finans kuruluşlarıyla güçlü ilişkiler kurduk. Digital Realty ile attığımız bu yeni adımı da hem Türkiye’ye duyulan güvenin hem de uzun yıllardır geliştirdiğimiz global ortaklık modelinin devamı olarak görüyorum. Veri merkezleri artık ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik altyapılardan biri. Digital Realty’nin global deneyimiyle Rönesans’ın yatırım, finansman ve uygulama gücünü bir araya getirerek Türkiye’nin dijital geleceğine uzun vadeli yatırım yapıyoruz. Uluslararası pazarlarda 30 yılda inşa ettiğimiz güveni, Türkiye’ye sermaye, teknoloji ve uzun vadeli yatırım olarak taşıyoruz. Rönesans ortaklığı konusunda görüşlerini bildiren Digital Realty Yatırımlardan Sorumlu Üst Düzey Yöneticisi Greg Wright ise “Digital Realty olarak Rönesans ile iş birliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Türkiye, bölgedeki en dikkat çekici dijital altyapı pazarlarından biri olarak önemli fırsatlar sunuyor. Rönesans’ın alanındaki güçlü uzmanlığı ve Digital Realty’nin küresel platformu, müşteri ilişkileri ve operasyonel deneyimiyle bir araya getiren bu ortak girişim; bulut, yapay zekâ ve kurumsal altyapıya yönelik artan talebi karşılamak ve Türkiye genelinde uzun vadeli büyüme için güçlü bir temel oluşturmak açısından önemli bir konumda bulunuyor.”

Yapay zekâ, bulut teknolojileri ve veri yoğun uygulamaların hızla büyümesi, veri merkezlerini ülkelerin ekonomik ve teknolojik rekabet gücü açısından stratejik altyapılardan biri haline getiriyor.

Türkiye’nin yaklaşık 86 milyonluk nüfusu, Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki stratejik konumu, artan veri kullanımı ve hızla büyüyen dijital ekonomisi, veri merkezi yatırımları açısından önemli bir büyüme potansiyeli yaratıyor.

Digital Realty, 6 kıtada, 30+ ülkede, 50’den fazla şehirde 300’ün üzerinde veri merkeziyle dünyanın en büyük dijital altyapı platformlarından biri olarak faaliyet gösteriyor.

Yeni ortaklıkla Digital Realty’nin global veri merkezi platformu Türkiye’ye taşınırken; global bulut sağlayıcıları, teknoloji şirketleri, telekom operatörleri ve uluslararası şirketlerden oluşan müşteri ekosistemine Türkiye’de yeni kapasite sunulması hedefleniyor.

İlk yatırım Ankara’da, Sırada İstanbul var

Ortaklığın ilk veri merkezi kampüsü Ankara’da geliştirilecek. Projenin ilk fazında 22 MW’ın üzerinde IT kapasitesi ve yaklaşık 10 bin metrekare operatör bağımsız kolokasyon alanı oluşturulması planlanıyor. Ankara veri merkezi kampüsündeki ilk fazın, 2028 yılında faaliyete geçmesi hedefleniyor. Ankara’nın ardından ise ortaklığın İstanbul’da da yeni bir veri merkezi kampüsünde yatırımlarına devam etmesi bekleniyor.

Ankara ve İstanbul’da oluşturulacak altyapıyla hem Türkiye’deki şirketlere ve kamu kuruluşlarına hem de uluslararası bulut, teknoloji ve dijital hizmet sağlayıcılarına hizmet verebilecek yüksek kapasiteli ve bağlantılı bir dijital altyapı platformunun oluşturulması amaçlanıyor.

3 milyar dolara kadar yatırım potansiyeli

Ortaklığın uzun vadede Ankara ve İstanbul’da toplam 200 MW IT kapasitesine ve 3 milyar dolara kadar yatırım potansiyeline ulaşması hedefleniyor.

Planlanan kapasitenin “Ulusal Yapay Zeka Eylem Planı” kapsamında 2030 yılı hedefi olan 1 GW kapasitenin %20’sine karışılık gelmesi öngörülüyor.

Yatırımın, yapay zekâ, bulut teknolojileri ve veri yoğun uygulamalardan kaynaklanan yeni kapasite ihtiyacını karşılamanın yanı sıra Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki veri akışında daha güçlü bir bölgesel merkez haline gelmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Erken aşama teknoloji girişimlerine yatırım yapan ScaleX Ventures, marka kimliğini yeniledi

Yılda yaklaşık 2.500 girişimle temas eden ScaleX Ventures, girişimcilere erken erişimden yetenek ve müşteri desteğine, sonraki yatırım turundan kurucu ve operatör ağına uzanan modelini yeni marka kimliğine taşıdı. ScaleX ayrıca elde ettiği carry’nin bir bölümünü yatırım yaptığı kurucularla paylaşarak girişimcilerin birbirlerinin başarısında pay sahibi olduğu bir yapı kuruyor.

Erken aşama teknoloji girişimlerine yatırım yapan ScaleX Ventures, marka kimliğini yeniledi. “Built for what’s next” mesajını merkeze alan yeni kimlik, ScaleX’in büyüyen portföyünü, global bağlantılarını ve girişimcilere sunduğu destek modelini tek bir anlatıda bir araya getiriyor.

ScaleX’in temel yaklaşımı değişmedi. Kurum, teknik derinliği olan ve global ölçekte yeni kategoriler yaratma potansiyeli taşıyan teknoloji şirketlerine henüz geniş kabul görmeden yatırım yapmaya devam ediyor. Değişen ise bu yaklaşımın çevresinde oluşan yapı: Portföyün, global ağın ve kurucular arasındaki bağların büyümesi, ScaleX’in geldiği noktayı daha açık anlatan yeni bir kimlik ihtiyacını ortaya çıkardı.

ScaleX, bugüne kadar 30’dan fazla teknoloji şirketine yatırım yaptı. ScaleX portföyünde son aylarda yaşanan gelişmeler arasında KuzuDB’nin Apple tarafından satın alınması, Hilbert’in 28 milyon dolarlık Series A turunu tamamlaması ve Opnova’nın Black Hat USA 2026’da 120 girişimi geride bırakarak hem USA Startup Spotlight’ı hem de ilk kez düzenlenen Global Startup Spotlight’ı kazanması yer alıyor.

“Geleceğin teknoloji kategorilerini girişimciler yaratıyor”

ScaleX Ventures Kurucu ve Yönetici Ortağı Dilek Dayınlarlı, yeni kimliğin girişimciyi merkeze alan yaklaşımı daha açık hale getirdiğini belirterek şunları söyledi:

“Geleceğin teknoloji kategorilerini girişimciler yaratıyor. Kurucuları olağanüstü kılmaya çalışmıyoruz; onlar zaten öyle. Bizim işimiz, onlarda var olan potansiyeli doğru zamanda doğru kaynaklarla bir araya getirmeye çalışmak. Bazen bu ilk kritik yeteneğe, bazen ilk büyük müşteriye, bazen bir sonraki yatırım turuna, bazen de aynı yolu daha önce yürümüş bir kurucuya erişim demek. Sermaye bu yolculuğun başlangıç noktası; asıl değer, yatırımın sürecinin devamında girişimcinin önündeki doğru kapının doğru anda açılmasıyla ortaya çıkıyor. Yeni kimliğimiz, bugün olduğumuz yapıyı ve girişimcilerle birlikte inşa etmek istediğimiz bir sonraki aşamayı anlatıyor.”

X’in üç parçası: Source, Support, Share

Yeni marka kimliğinin merkezindeki “X”, ScaleX’in çarpan yaklaşımını temsil ediyor. Bu yaklaşım; Source, Support ve Share olmak üzere üç temel yapı üzerinden şekilleniyor. ScaleX, yılda yaklaşık 2.500 girişimle temas ederek teknik kurucularla ve henüz geniş kabul görmemiş teknoloji alanlarıyla erken aşamada ilişki kurarken, girişimcilere sunduğu çarpan etkisini global danışman ağıyla da güçlendiriyor. Bu ağda Salesforce’un ilk yatırımcısı ve kurucu yönetim kurulu üyesi Magdalena Yeşil, Tribe Capital Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Arjun Sethi, Notion Capital General Partner’ı Itxaso del Palacio ile Allianz Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve eski TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes gibi isimler yer alıyor. ScaleX ayrıca elde ettiği carry’nin bir bölümünü yatırım yaptığı kurucularla paylaşarak girişimcilerin yalnızca kendi şirketlerinin değil, daha geniş portföyün başarısında da pay sahibi olmasını amaçlıyor.

“Built for what’s next” mesajı, ScaleX’in bugünün en görünür trendlerini takip etmekten ziyade önümüzdeki yıllarda yeni ürünler, iş modelleri ve teknoloji kategorileri yaratabilecek girişimlere erkenden odaklanmasını anlatıyor. “Before consensus” yaklaşımı ise bu şirketlerin henüz küçük bir ekip ve erken bir fikir aşamasındayken ortaya çıkabileceği düşüncesine dayanıyor.

Yenilenen görsel kimlik, ScaleX’in erken inanç, somut destek ve paylaşılan başarı üzerine kurduğu modeli daha sade ve tutarlı biçimde görünür kılıyor. Böylece marka yenilemesi yalnızca yeni bir logo veya web sitesi değişikliği değil, ScaleX’in girişimcilerle kurduğu ilişkinin daha açık bir ifadesi olarak konumlanıyor.

Microsoft; Home, Code ve Autopilot ile yenilenen Copilot’u duyurdu

Microsoft, yenilenen deneyimle hem bireylerin hem de kurumların yapabileceklerini genişletmeyi hedefliyor. Copilot uygulamasına eklenen üç yeni yetenek olan Home, Code ve Autopilot; sohbeti, uçtan uca delege edilen işleri, uygulama geliştirmeyi ve proaktif bir dijital ekip arkadaşını aynı çatı altında buluşturuyor. İşin bağlamını anlayan bir zemin üzerine kurulan yeni Copilot, kullanıcıların tek bir başlangıç noktasından hareketle soru sorabilmesini, iş delege edebilmesini, çözüm geliştirebilmesini ve tekrar eden süreçleri otomatikleştirebilmesini mümkün kılıyor; yönetim, güvenlik ve maliyet kontrolü ise kurumun kendi ortamında kalıyor.

Home: Yeni başlangıç noktası

Home, Chat ve Cowork’ü tek bir noktada buluşturuyor. Kullanıcılar son etkinliklerini görüyor, öneriler alıyor ve bıraktıkları yerden devam ediyor. Chat hızlı sorular, arama ve taslak oluşturma için; Cowork ise bir RFP yanıtı, lansman kiti, müşteri brifingi ya da finansal kapanış paketi gibi uçtan uca delege edilen işler için kullanılıyor. Yakın gelecekte mod seçme gereksiniminin de ortadan kalkacağı ve Copilot’un gelen işi Chat, Cowork veya Code’a kendisi yönlendireceği belirtiliyor.

Office deneyimi Copilot’un içinde

Word, Excel ve PowerPoint’in tüm gücü de yeni Copilot deneyimine taşınıyor. Home üzerinden gerçek ve düzenlenebilir belgeler, çalışma kitapları ve sunumlar oluşturulabiliyor veya güncellenebiliyor; dosyalar ekiple canlı paylaşılıyor, @bahsetme ile eş zamanlı düzenleme yapılabiliyor ve Copilot ile Office uygulamaları arasında senkronizasyon sürüyor.

PowerPoint sunumları otomatik olarak marka kimliğine uygun olarak şekilleniyor. Excel’de yapılan değişikliklerin ne olduğu ve neden yapıldığı görülebiliyor, Copilot ise veriye en uygun grafiği öneriyor. Microsoft 365 genelinde sunulan “Skills” yeteneğiyle Excel’de finans, Word’de hukuk gibi alan uzmanlıkları doğrudan uygulamalara taşınıyor.

Code: Çözüm geliştirmek artık yalnızca yazılımcıların işi değil

Code ile bir uygulama, takip aracı, pano, otomasyon veya iş akışı doğal dille tarif ediliyor; Copilot uygun yaklaşımı seçip çözümü geliştiriyor. Ortaya çıkan sonuç masaüstü widget’larından etkileşimli panolara, ekiple paylaşılabilen bulutta barındırılmış kurumsal uygulamalara kadar uzanabiliyor. Code, GitHub Copilot ile aynı temel teknolojiden güç alıyor, yalıtılmış (sandbox) bir ortamda çalışıyor ve kurumun kendi tenant’ında güvenle barındırılabiliyor. Microsoft IQ sayesinde üretilen her çıktı, işin gerçek bağlamına dayanıyor. Yazılım geliştiriciler ise günlük işlerinde GitHub Copilot’u kullanmaya devam ediyor.

Copilot Managed Runtime: Kurumsal güvence altında çalışma zamanı

Copilot Managed Runtime, üretilen kodun şirketin Microsoft 365 ortamında güvenle çalışmasını sağlayan barındırma altyapısını sunuyor. Altyapının BT tarafından yönetildiği sistemde kullanıcılar uygulamaları paylaşabiliyor ve canlı veriye bağlayabiliyor. Cowork, Code ve Copilot Studio’da geliştirilen uygulamaları destekleyen çözüm, üçüncü taraf ve pro-code geliştiricilere de açılıyor. Copilot Managed Runtime’ın şu anda önizleme aşamasında olduğu belirtiliyor.

Autopilot: Kalıcı ve proaktif bir dijital ekip arkadaşı

Önceki adı Scout olan Autopilot; kalıcı, proaktif ve kişisel bir ajan olarak konumlanıyor. Kullanıcı, ajana bir ad, rol ve hedef veriyor; Autopilot kanalları izliyor, konuları takip ediyor, tekrar eden işleri yürütüyor ve günler sonra bile herhangi bir projeyi kaldığı yerden sürdürebiliyor. Örneğin uçtan uca bir tedarikçi değerlendirme sürecinde takvimi kurup geriye doğru planlama yapabiliyor, hazırlığı üstleniyor, toplantıları ve takipleri yürütüyor, paydaşlardan güncelleme talep ediyor. Bulutta barındırılan ajan sürekli izleme gerektirmiyor.

Autopilot; kendi kimliği, hafızası, bilgisayarı ve çalışma alanıyla kurumun tenant’ı içinde yaşıyor ve Microsoft IQ üzerine kuruluyor. Teams, Outlook, sohbetler, kanallar ve belgelerde görünüyor; tıpkı bir çalışan gibi @ ile bahsedilebiliyor. Tüm bu yetenekler izin, denetim ve yönetişim yapısıyla destekleniyor.

Yeni Copilot, Microsoft IQ üzerine kuruluyor. Fabric IQ; Power BI’daki 20 milyondan fazla anlamsal model dahil olmak üzere güvenilir veri bağlamını Copilot’a taşıyor. Bu yetenek Chat ve Cowork’te bugün genel kullanıma açık; Code entegrasyonu ise yakında Frontier ile geliyor.

Yapay zekâ harcama yönetimi (FinOps for AI)

Günlük yapay zekâ kullanımı, sabit maliyetli kullanıcı abonelik lisansı (USL) ile sağlanıyor. Bu modelin merkezinde, her istekte doğruluk, hız ve maliyeti tartarak en uygun modele yönlendiren Auto bulunuyor. Ajan tabanlı işler ise kullanım bazlı faturalandırma (UBB) ile ücretlendiriliyor: Cowork, Code, Autopilot ile Astra ve Fable gibi öncü modeller UBB üzerinde çalışıyor. Agent 365’te maliyet yönetimi, Code ve Copilot Managed Runtime’ı kapsayacak şekilde genişliyor. Yöneticiler harcama politikalarını API ile ölçeklenebilir biçimde yönetebiliyor, kredi taleplerini mevcut onay akışlarına yönlendirebiliyor ve hangi model ailelerinin hangi kullanıcı gruplarına açık olacağını belirleyebiliyor. Son kullanıcılar ise kredi kullanımını, kalan bakiyesini ve geçmişini doğrudan Copilot içinde görebiliyor.

Smartwings satın alımını tamamlayan Pegasus, Çekya Hava Yolları’nın yeni sahibi oldu

Pegasus Hava Yolları, gerekli tüm düzenleyici kurum onaylarının alınması ve kapanış için gerekli koşulların sağlanmasının ardından, Çekya Hava Yolları ve Smartwings Grubu‘nun satın alımını başarıyla tamamladığını duyurdu.

İşlemin tamamlanması, Pegasus Hava Yolları’nın uluslararası ayak izi ve Smartwings Grubu’nun gelecekteki büyümesi açısından önemli bir kilometre taşı oluşturuyor. Bu stratejik ortaklık, birbirini tamamlayan güçlü yönlere ve uzun vadeli büyümeye yönelik ortak bir hedefe sahip iki köklü havacılık şirketini bir araya getiriyor. İki hava yolunun filosundaki toplam uçak sayısı 175’in üzerinde olurken her iki hava yolunun halihazırda vermiş olduğu 140 uçağı kapsayan kesin uçak siparişleri geleceğe yönelik büyüme potansiyelini ortaya koyuyor.

1990 yılında kurulan Pegasus Hava Yolları, 2005 yılında düşük maliyetli iş modelini benimsemesinden bu yana, ‘herkesin uçma hakkı’ olduğu inancıyla hava ulaşımını milyonlarca kişi için erişilebilir hale getiriyor. Bugün Pegasus, 57 ülkede 161 noktaya uçuş gerçekleştirirken, dünyanın en genç ve yakıt verimliliği en yüksek filolarından birini işletiyor.

Tatil odaklı hava yolu taşımacılığında önde gelen Smartwings Grubu, Czech Airlines (CSA) markasıyla birlikte Orta ve Doğu Avrupa’nın en köklü hava yolu gruplarından biri. Grup, 20 ülkede 80 destinasyona uzanan uçuş ağı ve önde gelen tur operatörleriyle güçlü iş birlikleriyle bölgenin havacılık pazarında önemli bir konuma sahip.

Her iki hava yolunun güçlü yönleri ve deneyiminin bir araya gelmesiyle uzun vadeli büyüme için daha güçlü bir yapı oluşturulması; misafirler, çalışanlar ve iş ortakları için yeni fırsatlar yaratılması hedefleniyor.

Smartwings, günlük operasyonlarını, müşteri ilişkilerini ve hizmet sunumunu sürdürerek mevcut markasıyla faaliyetlerine devam ederken inovasyon ve gelişim ile yeteneklerin gelişimi için yeni fırsatlara sahip olacak.

Yeni bir yolculuğun başlangıcı

Satın alma işleminin tamamlanmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk: “Hikâyemiz, herkesin uçabildiği bir dünya hayaliyle başladı. Bugün Pegasus Hava Yolları ve Smartwings olarak bu hayali daha da ileriye taşımak üzere bir araya geliyoruz. Birlikte daha da büyüyebilir ve her birimizin tek başına sunabileceğinden daha fazla seçeneği misafirlerimize sunabiliriz. Her bir hava yolunun arkasındaki insanlar ve ilişkiler, bundan sonraki döneme duyduğum güvenin temelini oluşturuyor. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte bu hikâyenin yeni bölümünü yazmayı heyecanla bekliyoruz.”

Smartwings Kurucu Ortağı Jiří Šimáně ise: “Smartwings, yıllar içinde çalışanlarının özverisi, yolcularının ve iş ortaklarının sadakatiyle inşa edildi. Bu yolculukta emeği olan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Pegasus’un, bu güçlü yönleri ileriye taşımak, gelecekteki büyümeyi desteklemek ve her iki hava yoluyla bağlantılı herkes için kalıcı değer yaratmak adına doğru ortak olduğuna inanıyoruz.”

2011 yılında kurulan Armut, 50 milyon hizmet talebini aştı

Türkiye’nin en büyük online hizmet platformu Armut.com, global büyüme yolculuğunda önemli bir kilometre taşını daha geride bırakarak 50 milyon hizmet talebini aştı. Platformun 50 milyonuncu talebi İtalya’dan, minibüs kiralama hizmeti için geldi. 50 milyon talebi yeni bir kampanyayla kutlayan marka, 50 milyon talepte 50 milyon farklı insan hikayesine destek olmaya odaklanıyor.

Bugüne kadar Armut platformlarında oluşturulan toplam hizmet talebi 50 milyonu geçerken, platform yaklaşık 2 milyon hizmet vereni, Türkiye dışında başta İtalya, İspanya, İngiltere ve Romanya olmak üzere 14 ülkede müşterilerle buluşturdu.

Armut’un yanı sıra farklı ülkelerde ProntoPro ve HomeRun isimleriyle faaliyet gösteren platformda 26.838 farklı hizmet yer alıyor ve yaklaşık her 4 saniyede bir yeni talep oluşturuluyor. Armut’un son 12 aylık verileri, hizmet ihtiyacının coğrafi çeşitliliğini de ortaya koydu. Platforma 14 ülkede 1.246 farklı şehirden talep gelirken, taleplerin yaklaşık yüzde 40’ı mobil uygulamalar üzerinden oluşturuldu.

Türkiye’de gelir büyümesi devam ediyor

Armut’un en büyük pazarı olan Türkiye’de, Euro bazında son 12 ayda yüzde 19 gelir büyümesi kaydedildi.

Taleplerin şehir dağılımında İstanbul yüzde 40’lık payla ilk sıradaki yerini korurken, İstanbul’u yüzde 13 ile Ankara ve yüzde 11 ile İzmir takip etti. Son bir yıllık dönemde İstanbul’un toplam taleplerden aldığı pay 1 puan gerilerken, Ankara ve İzmir’in oranı arttı.

Türkiye’de son 12 ayın en fazla talep gören hizmetleri ise sırasıyla; Evden Eve Nakliyat, Boya Badana, Ev Temizliği, Direksiyon Dersi ve Fayans Döşeme oldu. Bir hizmet talebine en hızlı verilen teklif, talep oluşturulduktan 5 saniye sonra apartman temizliği talebine geldi.

KPSS’den Yapay Zeka’ya: Değişen yeni ihtiyaçlar hizmet taleplerine yansıyor

Armut verileri, Türkiye’deki değişen ihtiyaç ve ilgi alanlarının hizmet pazarına nasıl yansıdığını da gösteriyor.

Son dönem verilerinde KPSS Matematik Özel Ders yüzde 224,5, KPSS Koçu yüzde 178 büyüyerek dikkat çekerken, yeni nesil dijital hizmetlerden Yapay Zeka Tasarımcısı yüzde 143’lük büyüme kaydetti.

Ocak-Ağustos döneminde ise gündelik hayatın farklı ihtiyaçlarını temsil eden hizmetlerden, Türksat değişikliği sonrası Televizyon Kanal Ayarlama yüzde 115 büyüdü. Tenisin popülerliğinin artmasıyla Tenis Kursu yüzde 100, güncel ihtiyaçlardan Instagram Hesap Kurtarma yüzde 90 büyüdü.

Platformdaki hizmet çeşitliliği, Türkiye’nin kültürel ve gündelik yaşamına özgü ihtiyaçları da görünür hale getiriyor. Armut’ta Semazen Ekibi, Gelin Arabası Süsleme, Davul Zurnacı Kiralama, Zeybek Ekibi, Mehter Takımı, Horon Ekibi, Online Mezar Ziyareti, Ev Yapımı Yaprak Sarma, Çeyiz Taşıma ve Sünnet Organizasyonu gibi Türkiye’ye özgü hizmetler bulunuyor.

Daha sıra dışı ihtiyaçlar arasında ise Kumsalda Evlilik Teklifi, Kiralık Futbolcu, Hakem Kiralama, Drone ile Gübreleme ve Kiralık Kaleci gibi hizmetler yer alıyor.

Hizmet ihtiyaçları ülkeden ülkeye farklılaşıyor

Armut’un faaliyet gösterdiği farklı pazarlardaki veriler, tüketicilerin hizmet ihtiyaçlarının ülkelere göre nasıl farklılaştığını da ortaya koyuyor.

İtalya’da en çok öne çıkan hizmetler Klima Montajı, Temizlik ve Psikolog olurken, İspanya’da Ev Tadilatı, Psikolog ve Tamirat en önemli hizmetler arasında yer alıyor. Romanya’da ise Temizlik, Boya Badana ve Psikolog öne çıkıyor. İngiltere’de ev ve yaşam alanlarına yönelik hizmetler dikkat çekiyor. Halı Kaplama, kiracıların evden çıkarken tercih ettiği büyük temizlik hizmetleri ve Lamine Yer Kaplama ülkede öne çıkan hizmetler arasında bulunuyor.

Yazların Avrupa’da artık çok daha sıcak geçmesi klimayla ilgili talepleri son 12 ayda İtalya’da yüzde 61, İspanya’da yüzde 338 artırdı.

Farklı ülkelerde öne çıkan bu hizmetler, yerel yaşam biçimlerinin ve tüketici alışkanlıklarının hizmet taleplerine doğrudan yansıdığını gösteriyor.

Armut yeni dönemde ürün geliştirme hızını artıracak

50 milyon talep eşiğinin ardından Armut, yeni dönemde teknoloji ve ürün geliştirme yatırımlarını daha da hızlandırmayı hedefliyor.

Şirket, yapay zekayı ürün geliştirme süreçlerinde daha etkin kullanarak müşteri ve hizmet veren ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt veren ürünler geliştirmeye, farklı partnership modelleriyle ekosistemini genişletmeye ve yeni ürünleri daha hızlı hayata geçirmeye odaklanacak.

Armut, 14 ülkede 3 markayla sürdürdüğü faaliyetlerinde, platformlarından elde ettiği içgörüleri ürün geliştirme süreçlerine aktararak hem müşteriler hem de hizmet verenler için hizmete ulaşma ve iş bulma deneyimini geliştirmeyi sürdürecek.

Google, 1 milyon token çıktı kapasitesine sahip Gemini 4 Argon’u duyurdu

Google, yazılım geliştirme, kurumsal uzmanlık gerektiren işler ve siber güvenlik alanlarına odaklanan yeni yapay zeka modeli Gemini 4 Argon’u tanıttı. Şirket, yeni modelin çıktı kapasitesini de 1 milyon tokene kadar yükseltti.

Gemini 4 Argon; özellikle uzun soluklu yazılım mühendisliği görevleri, finans ve hukuk gibi uzmanlık gerektiren kurumsal süreçler ile siber savunma alanlarında yüksek performans sunmak üzere geliştirildi.

Google tarafından paylaşılan verilere göre Gemini 4 Argon, gerçek dünya yazılım mühendisliği görevlerindeki performansı ölçen DeepSWE v1.1 testinde yüzde 77,9 skor elde etti. Model, güvenlik açıklarını giderme yeteneklerinin değerlendirildiği CWE-bench testinde ise yüzde 68 skorla en yüksek sonucu paylaşan modeller arasında yer aldı.

Finans, kodlama, hukuk ve vergi gibi alanlardaki ekonomik etkiyi ölçmeye odaklanan Vals Index değerlendirmesinde de Gemini 4 Argon’un lider model konumunda olduğu belirtildi.

Google çalışanları Gemini 4 Argon’u kullanmaya başladı

Google, Gemini 4 Argon’un şirket içerisinde de aktif olarak kullanılmaya başlandığını açıkladı. Binlerce Google çalışanının modeli farklı kodlama ve araştırma süreçlerinde kullandığı ifade edildi.

Bu çalışmalar arasında C ve C++ tabanlı kodların Rust programlama diline taşınması ve veri merkezlerindeki kaynak kullanımının optimize edilmesi gibi projeler bulunuyor. Google, Argon tarafından belirlenen bazı optimizasyonların veri merkezlerinde 300 TiB’ın üzerinde bellek tasarrufu sağlayabileceğini öngörüyor.

İlk aşamada sınırlı kullanıcı grubuna açılacak

Google, Gemini 4 Argon’u daha geniş kullanıma sunmadan önce güvenlik ve performans testlerinden geçirecek.

Model ilk olarak şirketin Fairwind Programı kapsamında belirlenen iş ortakları tarafından test edilecek. Ardından Gemini 4 Argon’un ücretli API müşterileri ve Google AI Ultra abonelerinden başlayarak kademeli şekilde daha geniş bir kullanıcı kitlesine açılması planlanıyor.

Google’ın yeni modeli, şirketin özellikle yazılım geliştirme, kurumsal yapay zeka uygulamaları ve siber güvenlik alanlarındaki yeteneklerini genişletme stratejisinin yeni adımlarından biri olarak konumlanıyor.

Yerli girişim Narron’dan AI raporu: Yapay zeka, Türkiye’de hangi e-ticaret markalarını öneriyor?

Görsel: Yapay zeka ile oluşturuldu

Dijital pazarlamanın son 20 yılında markalar arama motorlarında görünür olmak için kıyasıya bir mücadeleye girişti. Bugün ise tüketici davranışında yeni bir dönem başladı. Kullanıcılar artık “En iyi online alışveriş sitesi hangisi?”, “Türkiye’de elektronik eşya almak için en iyi platform neresi?” ya da “Online market alışverişi için hangi siteyi tercih etmeliyim?” gibi soruları doğrudan ChatGPT, Gemini, Claude ve Perplexity gibi yapay zekâ platformlarına yöneltiyor. Böylece bu uygulamalar, ürün ve marka keşfinde yeni kanaat önderleri noktalarından biri haline geliyor.

Bu değişim, markalar açısından yalnızca arama motorlarında görünür olmayı değil, yapay zekâların önerdiği markalar arasında yer almayı da kritik hale getiriyor. AI destekli öneriler, tüketicilerin satın alma yolculuğunda giderek daha belirleyici bir rol üstlenirken, markalar için de yeni bir performans alanı doğuyor.

Yapay zeka destekli önerilerin tüketicilerin satın alma yolculuğunda giderek daha belirleyici bir rol üstlendiği bu dönemde; markaların yapay zekâ ekosistemindeki algısını, itibarını, konumlandırmasını, ürün ve kategori pozisyonlamasını, önerilme performansını ve rekabetçi görünürlüğünü yönetmelerini sağlayan Brand Intelligence Platform’u Narron, Türkiye E-Ticaret Sektörü AI Görünürlük Endeksi‘ni yayınladı.

Halkla ilişkiler liderleri ve yapay zekâ mühendisleri tarafından kurulan, Türkiye ve Hollanda’da faaliyet gösteren İTÜ Çekirdek girişimi Narron tarafından geliştirilen endeks, e-ticaret sektörünün yapay zekâ ekosistemindeki görünürlüğünü analiz etti. Araştırma kapsamında Türkiye e-ticaret ekosistemini temsil eden 99 marka, kullanıcıların gerçek alışveriş davranışlarını yansıtan 50 farklı markasız sorgu üzerinden incelendi.

Sorular ChatGPT, Claude, Gemini ve Perplexity platformlarında üçer kez çalıştırıldı ve toplam 600 yapay zekâ yanıtı analiz edildi. Endeks; tüketicilerin yapay zekâ platformlarından alışveriş tavsiyesi istediğinde hangi markaların öne çıktığını, yapay zekâların Türkiye e-ticaret pazarını nasıl algıladığını ve kategori bazında hangi markaları önerdiğini ortaya koydu.

E-ticarette ortak lider: Trendyol

Araştırmaya göre dört farklı yapay zekâ platformu, Türkiye e-ticaret pazarında büyük ölçüde benzer bir görünürlük haritası oluşturuyor. Trendyol, ortalama yüzde17,52 AI Visibility (Share of Voice) ile ilk sırada yer alırken, Hepsiburada yüzde14,96 ile ikinci sırada konumlanıyor. İlk dört sıradaki Trendyol, Hepsiburada, n11 ve Amazon Türkiye, tüm yapay zekâ önerilerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Bu tablo, üretken yapay zekâların Türkiye e-ticaretini büyük ölçüde aynı lider oyuncular üzerinden tanımladığını gösteriyor.

Chatgpt liderleri, Perplexity kategori uzmanlarını öne çıkarıyor

Araştırma, yapay zekâ platformlarının aynı e-ticaret pazarını farklı bakış açılarıyla yorumladığını da ortaya koyuyor. ChatGPT, Trendyol ve Hepsiburada gibi pazar liderlerini daha yoğun şekilde önerirken, Perplexity geniş web tarama kapasitesi sayesinde Boyner, LC Waikiki ve Çiçeksepeti gibi kategori uzmanı markalara daha fazla görünürlük kazandırıyor.

Kategori bazındaki sonuçlar da dikkat çekiyor. Elektronikte Teknosa ve MediaMarkt Türkiye, anne-bebekte ebebek, kozmetikte Watsons Türkiye, Gratis, Rossmann ve Sephora Türkiye, hediye kategorisinde ise Çiçeksepeti yapay zekâların en sık önerdiği markalar arasında yer alıyor.

Buna karşılık tesettür modasında büyük pazaryerleri yerine butik uzman markalar öne çıkarken, ikinci el alışverişte letgo genel görünürlükte liderliği alıyor; Sahibinden ise özellikle ikinci el telefon gibi dikey sorgularda EasyCep gibi uzman platformların gerisinde kalıyor.

Araştırma, yapay zekâların marka büyüklüğünden çok kategori otoritesini, içerik derinliğini ve dijital güven sinyallerini ödüllendirdiğini gösteriyor. Bu bulgu, markaların yalnızca tek bir yapay zekâ platformunda değil, tüm üretken yapay zekâ ekosisteminde görünürlük stratejileri geliştirmesi gerektiğine işaret ediyor.

99 markanın üçte biri yapay zekaların radarına giremiyor

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de analiz edilen 99 markanın 32’sinin, yapay zekâ yanıtlarında neredeyse hiç önerilmemesi oldu. Bu sonuç, güçlü marka bilinirliğinin artık tek başına yeterli olmadığını; güvenilir dijital içerik, kategori otoritesi ve yapay zekâların referans aldığı kaynaklarda görünür olmanın giderek daha kritik hale geldiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka görünürlüğü markalar için yeni performans metriği

Narron’a göre üretken yapay zekâlar, tüketicilerin satın alma yolculuğunda yeni bir karar katmanı oluşturuyor. Bu nedenle markalar için rekabet artık yalnızca SEO performansı veya e-ticaret trafiğiyle sınırlı değil. Yapay zekâların hangi markaları önerdiği, markaları hangi bağlamda konumlandırdığı ve hangi kaynaklardan beslendiği, dijital rekabetin yeni göstergeleri arasında yer alıyor.

AI Visibility (Yapay Zekâ Görünürlüğü), önümüzdeki dönemde e-ticaret markalarının büyüme, tercih edilme ve dijital performansını doğrudan etkileyecek temel metriklerden biri olmaya aday görünüyor.

Airbus, Fransız siber güvenlik şirketi Quarkslab’ı satın aldı

Airbus, 2011 yılında kurulan Fransız siber güvenlik şirketi Quarkslab’ı satın aldı. Düzenleyici kurumların onaylarının ardından tamamlanan işlem, Airbus’ın Avrupa’daki siber güvenlik faaliyetlerini genişletme stratejisinin bir parçası olarak gerçekleştirildi.

Merkezi Fransa’da bulunan Quarkslab, ağırlıklı olarak Paris ve Rennes’de görev yapan yaklaşık 100 kişilik bir ekibe sahip. Şirket, 2020 yılından bu yana küresel alternatif varlık yönetim şirketi Tikehau Capital tarafından destekleniyordu.

Quarkslab, QShield platformuyla yazılımları yapay zeka tehditlerine karşı koruyor

Kamu kurumları ve özel şirketlere yönelik siber güvenlik çözümleri geliştiren Quarkslab, kullanıcıların, kritik varlıkların ve verilerin siber saldırılara karşı korunmasına odaklanıyor.

Şirketin öne çıkan ürünü QShield, yazılım sağlayıcılarına yönelik kapsamlı bir güvenlik çözümü sunuyor. Platform, yazılımları yapay zekâ kaynaklı tehditlere karşı korurken veri ve kaynak kodlarının güvenliğini sağlamayı amaçlıyor.

QShield aynı zamanda uç noktalarda çalışan yazılım bileşenlerinin saldırganlar veya yapay zekâ sistemleri tarafından tersine mühendislik yöntemleriyle analiz edilmesini engellemeye yönelik teknolojiler sunuyor. Bu yetenekler özellikle savunma ve havacılık sektörlerinde kritik önem taşıyor.

Quarkslab, şirket bünyesindeki QLab ekibi ve QShield platformuyla kamu ve özel sektör müşterilerine gelişmiş siber saldırılara karşı özelleştirilmiş koruma sağlıyor. Şirketin siber güvenlik mühendisleri ve geliştiricileri, akademik araştırmalar ile gerçek dünya uygulamalarını bir araya getirerek yeni güvenlik teknolojileri geliştiriyor.

Quarkslab, satın alma öncesinde de Airbus’ın tedarikçileri ve iş ortakları arasında bulunuyordu.

Airbus, Avrupa’daki siber güvenlik yatırımlarını sürdürüyor

Airbus Connected Intelligence Başkanı François Lombard, Quarkslab ekibinin ve şirketin sahip olduğu uzmanlığın Airbus bünyesindeki hızla büyüyen siber güvenlik faaliyetlerine dahil edileceğini belirtti.

Lombard, satın almanın Airbus’ın Fransa ve Avrupa’da dayanıklı ve egemen bir siber güvenlik yapısı oluşturma çalışmalarını güçlendireceğini ifade etti.

Quarkslab satın alması, Airbus’ın son yıllarda Avrupa’da gerçekleştirdiği siber güvenlik yatırımlarının devamı niteliğinde. Şirket, 2024 yılında Almanya merkezli Infodas’ı, Mart 2026’da ise İngiltere merkezli Ultra Cyber Ltd’yi satın almıştı.

Airbus bugün Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya ve Finlandiya’da siber güvenlik faaliyetleri yürütüyor. Şirket; hükümetlere, silahlı kuvvetlere ve kurumlara kritik dijital altyapıların korunmasına yönelik siber güvenlik çözümleri sunuyor.