Ana Sayfa Blog Sayfa 2

İş Bankası’ndan işletmeler için ödeme çözümlerini bir araya getiren uygulama: İşPOS

Türkiye İş Bankası, işletmelerin dijitalleşme yolculuğuna katkı sağlamak ve ticari hayatı daha kolay ve erişilebilir hale getirmek hedefiyle mevcut Maximum İşyerim uygulamasını İşPOS’a dönüştürdü.

İşPOS; kullanıcı dostu yapısıyla işletmelere POS’um Cepte, Linkle Tahsilat ve TR Karekod ile Ödeme Alma gibi farklı ödeme seçenekleri sunma esnekliği kazandırarak dijital ve hızlı ödeme alma deneyimi sunuyor. Mobil ödeme alma çözümlerinin yanı sıra uygulama üzerinden geçen işlemleri yönetme imkânı da veren İşPOS, ödeme süreçlerini kolaylaştırırken işletmelerin operasyonel yükünü azaltıyor. İşPOS’ta tüm işlemler anlık olarak görüntülenirken, POS yönetimi tek uygulamadan zahmetsizce gerçekleştirilebiliyor.

İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sn. Sezgin Lüle, bankacılığı yalnızca finansal bir hizmet olarak değil, müşterilerin günlük yaşamını ve ticari faaliyetlerini kolaylaştıran bütüncül bir deneyim olarak ele aldıklarını belirterek şöyle konuştu:

“Teknolojiye yaptığımız yatırımlar ve yenilikçi bakış açımızla, müşterilerimizin beklentilerine hızlı, pratik ve güvenilir çözümler sunmayı önceliklendiriyoruz. Bu anlayışla, işletmelerin dijitalleşme yolculuğunu sadeleştiren ve finansal işlemleri daha hızlı ve pratik yapabilmelerine olanak tanıyan bir uygulama olarak Maximum İşyerim uygulamasını bir adım öteye taşıyarak İşPOS’u hayata geçirdik. Önümüzdeki dönemde de dijital dönüşümü destekleyen, müşteri deneyimini sürekli iyileştiren uygulamalar geliştirmeye ve ticari hayatı kolaylaştıran çözümler üretmeye devam edeceğiz.”

Humanis’ten pulmoner hipertansiyon için dijital vaka platformu: PAHCase

İlaç ve sağlık sektörünün önde gelen oyuncularından Humanis, pulmoner vasküler hastalıklar alanında çalışan hekimler için geliştirilen PAHCase dijital platformunu 8. Pulmoner Vasküler Hastalıklar Toplantısı’nda tanıttı.

Platform, gerçek klinik pratiğe yakın vaka örnekleri üzerinden bilgi paylaşımını destekleyerek hekimlerin bilimsel içeriğe daha hızlı ve sürdürülebilir şekilde erişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Vaka bazlı değerlendirme süreçlerini güçlendiren platform, pulmoner hipertansiyon alanında multidisipliner iletişimi de destekliyor.

Klinik pratiğe yön veren dijital platform

Hekimler PAHCase platformunda gerçek klinik pratiği yansıtan vaka simülasyonlarına erişebilecek, tanı ve tedavi süreçlerine yönelik interaktif içerikleri inceleyebilecek. Bunun yanı sıra alanında uzman hekimlerin değerlendirmelerinden yararlanabilecek, dilerlerse kendi vakalarını kapalı konsey grubuna taşıyarak uzman görüşü alabilecek. PAHCase platformunda, Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon, Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyon, ayırıcı tanı süreçleri, multidisipliner hasta yönetimi, güncel yaklaşımlar ve vaka tartışmaları odağında bilimsel içerik paylaşımı yapılması hedefleniyor.

“PAHCase ile hekimlerimize interaktif bir uzman ağı sunuyoruz”

Humanis PAHCase’in hekim iletişimi ve bilimsel etkileşim açısından yeni bir yaklaşım sunduğunu söyleyen Humanis Ticari Operasyonlar Genel Müdürü Dr. Yalçın Yaşin; “Pulmoner vasküler hastalıklar, tanı ve tedavi süreçlerinde multidisipliner değerlendirme ihtiyacının öne çıktığı alanlardan biri. Humanis PAHCase ile hekimlerimize bilimsel paylaşımı, deneyim aktarımını ve ortak değerlendirme kültürünü destekleyen interaktif bir uzman ağı sunuyoruz. Saha uygulamaları ve hekim iletişimi alanında benzeri bulunmayan bu projeyi bilimsel etkileşimi artıran, vaka bazlı değerlendirmeyi destekleyen ve sürdürülebilir bilgi paylaşımına katkı sağlayan yenilikçi bir adım olarak görüyoruz. Humanis PAHCase’in pulmoner hipertansiyon alanında dijitalleşme ve bilimsel iletişim açısından yenilikçi bir yaklaşım sunacağına inanıyoruz.”

17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar ile Ege tarafından kurulan Atlantic, 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı

17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar İmren ve Ege Mustafa Çelik tarafından kurulan yapay zeka şirketi Atlantic, Galata Business Angels (GBA)’dan 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı.

Şirketlerin Slack, Jira, Google Workspace gibi onlarca araç arasında kaybolan saatlerini geri kazandıran yapay zeka ajan platformu Atlantic’in yatırımcıları arasına; Arif Akdağ, Kaan Boyner, Bülent Çelebi, Uğur Şeker, Ahu Büyükkuşoğlu Serter, Görkem Güven, Ata Uzunhasan ve diğer birçok isim katıldı.

2026’nın Mart ayında ABD’de kurulan şirket, alınan bu yatırımla birlikte müşteri kitlesini genişletmeyi ve satış ekibini büyütmeyi hedefliyor.

Türkiye’den kurulan küresel bir yapay zeka şirketi

Bugün şirketlerin yapay zeka otomasyonuna geçişindeki en temel engel modellerin yetersizliği değil; e-postalara, kapalı dosyalara ve kurum içi veri tabanlarına dağılmış olan “şirket hafızasının” bir araya getirilememesidir. Atlantic, farklı kanallara dağılmış bu verileri toplayarak şirketin nasıl işlediğini uçtan uca öğrenip, bir “şirket beyni” olarak çalışıyor. Ancak platform yalnızca pasif bir bilgi merkezi olmakla kalmıyor; oluşturduğu bu kurumsal hafızayı doğrudan yapay zeka otomasyonuyla birleştiriyor. Şirketin organizasyon yapısını ve yetki zincirini birebir yansıtan yapay zeka ajanları; “şirket beyni”nden aldığı bağlamla toplantıları analiz edip ilgili kişilere atıyor, geciken görevleri proaktif olarak raporluyor ve departmanlar arası karmaşık süreçleri tek merkezden koordine ediyor. Böylece şirketlerin verileri, Atlantic ekosisteminde önce kurumsal bir hafızaya, ardından da kusursuz iş akışı otomasyonlarına evriliyor.

Atlantic, gücünü kendi Atlas yapay zeka model ailesinden ve entegrasyonlardan (Slack, Jira, Google Workspace vb.) alıyor ve ürün şirketlerin mevcut altyapısını değiştirmeden anında devreye alınıyor. Kurumsal veri güvenliğini merkeze alan Atlantic, verilerin şirket dışına çıkmasını tamamen engelliyor. Müşteriler, Atlantic’te kullandıkları yapay zeka modellerini hem kendileri konfigüre edebiliyor, hem de Atlantic’in Atlas model ailesini tercih edebiliyor. Böylelikle uçtan uca veri güvenliği sağlanıyor. Bununla birlikte yapay zeka model eğitiminde hiçbir müşteri verisi kullanılmıyor. Ek olarak SOC 2 uyumluluğu ve KVKK veri rezidansı gerekliliklerini eksiksiz karşılaması üstün bir mimari sunuyor.

Atlantic’in en dikkat çekici yönlerinden biri, kurucu kadrosunun genç yaşı. Şirketin kurucu ortağı ve CTO’su 17 yaşındaki Rüzgar İmren, bu yaşına rağmen yaklaşık dört yıldır farklı startup’larda yazılım mühendisi olarak görev yaptı. Bu deneyim boyunca bizzat yaşadığı ekipler arası koordinasyon kaosunu çözmek için Atlantic’i kurmaya karar verdi. Diğer yandan şirketin kurucu ortağı ve CEO’su 18 yaşındaki Ege Mustafa Çelik ise daha önce bir EdTech şirketinde CMO olarak çalıştı; öncesinde ise kendi dijital pazarlama ajansını yöneterek performans pazarlama, potansiyel müşteri bulma ve müşteriye dönüştürme alanlarında deneyim kazandı. Şimdi ise bu deneyimi Atlantic’e taşıyarak her şirketin koordinasyon yükünden kurtulmasını ve her ekibin zamanını asıl işine harcamasını mümkün kılıyor. İkili, henüz lise yaşında bir teknoloji şirketi kurarak Türkiye girişimcilik ekosisteminin en genç ve iddialı temsilcileri arasında yer alıyor. Atlantic’i ABD’de Delaware merkezli bir şirket olarak kuran Rüzgar ve Ege, hem küresel pazarda rekabet edebilecek bir yapı kurmayı hem de Türk kurumlarına özel KVKK uyumlu çözümler sunmayı stratejik bir öncelik olarak benimsiyor.

GBA’dan stratejik yatırım

Türkiye’nin önde gelen melek ağı olan GBA, bugüne kadar Insider One gibi onlarca büyük teknoloji girişimine yatırım yaparak Türk girişimcilik ekosisteminin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Atlantic’e gerçekleştirdiği bu yatırım, GBA’nın yapay zeka alanına olan güveninin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Atlantic’in kurumsal güvenlik gereksinimlerini karşılayan mimarisi, mevcut araçlarla sadece birkaç gün içinde sağladığı entegrasyon kabiliyeti ve KVKK uyumlu altyapısı bu yatırımın arkasındaki temel etkenler arasında gösteriliyor. 5 milyon dolar değerleme üzerinden gerçekleşen yatırım, Atlantic’in kuruluşundan sonraki ilk kurumsal sermaye girişini temsil ediyor. Şirket, alınan bu yatırımla birlikte ürün geliştirme, model eğitimi ve müşteri kazanımı alanlarında yakaladığı ivmeyi hızlandırmayı planlıyor.

Alantic’in kurucu ortağı ve CEO’su Rüzgar İmren; “Genç bir girişimci olmak fırsatları görmenin ötesinde aksiyon alıp doğru zamanda doğru yerde olabilmekle alakalı. Bu konuda ilk günden beri bize destek olan Atakan Özkaya ve ilk melek yatırımcımız Umut Baran Zorlu’ya teşekkür etmek istiyorum. Genç bir girişimcinin bir teknoloji startup’ı kurarak Silikon Vadisi’ne gitmesinin en hızlı yolu geçmiş tecrübeleri olan girişimci dostlarının tecrübelerinden faydalanmaktır.”

CVC Bosphorus Summit, yatırım ekosistemini İstanbul’da buluşturdu

Kurumsal girişim sermayesinin geleceği, bölgesel yatırım fırsatları, jeopolitik dönüşümün sermaye piyasalarına etkisi ve girişim ekosisteminin yeni büyüme dinamiklerinin ele alındığı zirve; Türkiye’den ve dünyadan kurumsal yatırımcıları, VC fonlarını, aile ofislerini, kalkınma finans kuruluşlarını ve ekosistem liderlerini İstanbul’da buluşturdu.

CVC Bosphorus Summit’26, bu yıl gördüğü yoğun ilgiyle yeni bir rekora imza attı. 485 şirketten 700’ü aşkın katılımcı başvurusu alan konferans, bölgesel yatırım ekosisteminin en önemli buluşma noktalarından biri olarak konumunu güçlendirdi.

“Türkiye bölgesel yatırım merkezi olma yolunda ilerliyor”

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Barış Tan, üniversitelerin girişimcilik ve inovasyon ekosistemindeki rolüne dikkat çekerken Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Rektör Danışmanı ve Finberg Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin ise açılış konuşmasında girişim sermayesi ekosistemindeki dönüşümün yeni bir dönemi işaret ettiğini belirtti.

Elgin konuşmasında şunları söyledi: “Dünya ekonomik ve jeopolitik açıdan oldukça çalkantılı bir dönemden geçiyor. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada aynı zamanda çok önemli fırsatlar da oluşuyor. Özellikle Körfez bölgesi, Orta Avrupa, Doğu Avrupa ve Orta Asya hattında sermaye hareketliliğinin yeniden şekillendiğini görüyoruz. Bugün uluslararası yatırımcıların ve fonların bu bölgeye ilgisi artıyor.

Türkiye yalnızca büyük bir iç pazar olduğu için değil; girişimcilik kapasitesi, yetenek havuzu, teknoloji üretim kabiliyeti ve bölgesel bağlantıları sayesinde doğal bir yatırım merkezi olarak konumlanıyor. Önümüzdeki dönemde sermaye akışını doğru değerlendirmeli, bölgesel iş birliklerini artırmalı ve Türkiye’yi girişim sermayesi açısından bölgenin lider platformlarından biri haline getirmeliyiz. Bu konuda yatırımcılarımıza büyük rol düşüyor.”

Ayrıca bu yıl girişim sermayesi dünyasının önemli kaynaklarından biri olan “Power Law” kitabının Türkçe baskısının lansmanı yapıldı.

İki kuşak aynı sahnede: yatırımcılığın dönüşümü konuşuldu

Konferansın dikkat çeken oturumlarından biri olan “İki Kuşağın Yatırımcılığa Bakışı” panelinde ESAS Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı ile ESAS Ventures ve Formus Capital Kurucusu Fethi Sabancı Kamışlı bir araya geldi. Moderatörlüğünü İhsan Elgin’in yaptığı oturumda yatırımcılık anlayışının dönüşümü, yeni nesil yatırım tezleri ve girişimcilik ekosisteminin geleceği konuşuldu. Private Equity ve Venture Capital dünyaları arasındaki farkın gün geçtikçe azaldığına işaret eden Ali Sabancı, global ekonominin çok değişken olduğunu ve bu nedenle hangi alana yatırım yapılırsa yapılsın disiplin gerektiğini söyledi.

Jeopolitik dönüşüm ve sermaye akışları gündemdeydi

Konferansın keynote konuşmacılarından RBC BlueBay Asset Management Kıdemli Gelişen Piyasalar Stratejisti ve Chatham House Rusya & Avrasya Programı Associate Fellow’u Timothy Ash, küresel jeopolitik gelişmelerin yatırım dünyasına etkilerini değerlendirdi. Değişen küresel dengeler ve ekonomik kırılmalar ışığında Türkiye’nin bölgesel avantajlarına değinen Ash, Türkiye’nin yatırım yapmak için en iyi ülkelerden biri olduğunu belirtti.

Uluslararası yatırımcılar Türkiye perspektifini değerlendirdi

Türkiye Kalkınma Fonu, Yıldız Ventures, EBRD, Underline Ventures, L-Stone Capital, Singapur Enterprise ve VCPEA gibi Türkiye ve bölgeden yatırım temsilcilerinin yer aldığı panellerde de Türkiye’nin yatırım dünyasında geldiği nokta konuşuldu.

Kapanış konuşmasını yapan EIF Yönetim Kurulu Üyesi ve HDBI Başkanı Dr. Haris Lambropoulos ise politik gerilimler nedeniyle bölgedeki yapının dünyanın geri kalanından farklı işlediğine değinirken, yoğun enerji gündemine ilişkin de enerji konusunun da artık bir maliyet olmadığını, stratejik bir varlık haline geldiğini de belirtti.

Finans dünyasının liderleri girişim sermayesinin geleceğini konuştu

Azimut Türkiye Başkanı ve Genel Müdürü Murat Salar ile Fibabanka Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Mert’in katıldığı fireside chat oturumunda, yatırım ekosisteminin yeniden büyüme süreci, fon dünyasının yeni dinamikleri ve finansal kurumların girişimcilik ekosistemindeki rolü değerlendirildi.

CVC ekosistemine katkı sağlayan kurumlar ödüllendirildi

CVC Bosphorus Summit’26 kapsamında düzenlenen ödül töreninde, kurumsal girişim sermayesi ekosistemine katkı sağlayan kurumlar ve liderler ödüllendirildi.

“Yılın En Fazla Yatırım Yapan CVC’si” kategorisinde TIBAS Ventures, Inveo Ventures ve Eksim Ventures ödül alırken “CVC Ekosistemine Hoş Geldiniz” kategorisinde ise D-Venture ve THY adına BT Hizmet Yönetimi Başkanı İbrahim Uğur ödüle layık görüldü.

CVC Bosphorus Summit bölgesel etki alanını büyütüyor

İlk kez 2023 yılında düzenlenen ve Türkiye’nin ilk kurumsal girişim sermayesi konferansı olan CVC Bosphorus Summit, kurumsal yatırımcılar ile girişimcilik ekosistemi arasında sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmeyi hedefleyen önemli bir platform olarak öne çıkıyor. Dört yıl içinde binlerce profesyoneli, yüzlerce kurumu ve dünyanın farklı bölgelerinden yatırım liderlerini bir araya getiren konferans; Türkiye’nin bölgesel girişim sermayesi merkezi olma vizyonuna katkı sunmayı sürdürüyor.

Özyeğin Üniversitesi iş birliği ve Fiba Grubu ana sponsorluğunda gerçekleştirilen etkinlik, küresel yatırım trendlerini Türkiye’nin girişimcilik dinamizmiyle buluşturarak ekosistemde kalıcı etki yaratmayı amaçlıyor.

fzlPLUS, LC Waikiki’ye müşteri deneyimi operasyonlarında hizmet vermeye başladı

Müşteri deneyimi ve operasyonel süreç yönetimi alanındaki yetkinliğini farklı sektörlerde hayata geçirdiği projelerle geliştiren fzlPLUS, Türkiye’nin en büyük perakende markası LC Waikiki ile çalışmaya başladı. fzlPLUS, iş birliği kapsamında LC Waikiki’nin müşteri deneyimi operasyonlarında proaktif iletişim çalışmaları yürütecek.

LC Waikiki’ye özel bir ekip tarafından yürütülecek operasyon, fzlPLUS’ın markaların farklı ihtiyaçlarına göre yapılandırılabilen hizmet modelinin somut örneklerinden birini oluşturuyor. fzlPLUS, bu iş birliğiyle LC Waikiki’nin müşterileriyle kurduğu temasın sürekliliğine katkı sağlarken, perakende sektöründeki operasyonel yetkinliğini de güçlendirecek.

fzlPLUS Genel Müdürü Hüseyin Yerçok, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Perakende sektöründe müşteri deneyimi, markanın müşterisiyle kurduğu ilişkinin her temas noktasında aynı dikkat ve özenle sürdürülebilmesini gerektiriyor. LC Waikiki ile başladığımız bu iş birliğini, fzlPLUS’ın müşteri deneyimi alanındaki operasyonel yetkinliğinin bir yansıması olarak görüyoruz. İş ortağımızın ihtiyaç duyduğu alanlarda ölçülebilir, sürdürülebilir ve müşteri odağını güçlendirecek operasyonlar yürüteceğiz.”

LC Waikiki Müşteri Hizmetleri Müdürü Canan Karabulut ise açıklamasında ise; “LC Waikiki olarak müşteri deneyimini yalnızca bir destek süreci değil, markamızın müşterilerimizle kurduğu ilişkinin en önemli yapı taşlarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle operasyonel süreçlerimizde; müşteri memnuniyetini artıracak, hız ve kaliteyi sürdürülebilir şekilde destekleyecek iş ortaklıklarına önem veriyoruz. fzlPLUS ile başlattığımız bu iş birliği kapsamında, özellikle proaktif iletişim süreçlerinde müşterilerimize daha hızlı, daha çözüm odaklı ve daha güçlü bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Ortak operasyon yapımızın, müşteri deneyimi yolculuğumuza önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”

Türk Telekom Ventures, girişimlere özel düzenlediği Silikon Vadisi programını tamamladı

İnovasyon kültürünü yaygınlaştırarak Türkiye’nin dijital geleceğini inşa etmeyi hedefleyen Türk Telekom, yerli girişimlerin küresel varlığını güçlendirmek için stratejik adımlar atmaya devam ediyor.

Türk Telekom Ventures (TT Ventures), yurt dışında yürütülen tamamlayıcı programlarla girişimlerin globalleşme yolculuğuna öncülük ederken, yerli girişimler ile uluslararası ekosistemler arasında köprü görevi üstleniyor. Yenilikçi girişimleri dünyanın en prestijli teknoloji liderleri ve küresel yatırımcılarıyla buluşturan TT Ventures, yerli ve milli girişimleri küresel girişimcilik ekosisteminin merkezinde konumlandırarak Türkiye’nin yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke olma vizyonunu desteklemeyi sürdürüyor. Yenilikçi girişimleri küresele taşıma vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdüren TT Ventures’ın “Stanford Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Küresel ve Uzaktan Eğitim Merkezi” iş birliğiyle hayata geçirdiği “Ölçeklenme ve Küreselleşme” odaklı tamamlayıcı yurt dışı programı sona erdi. TT Ventures portföyündeki dokuz girişim, Stanford Üniversitesi’ndeki büyüme programının yanı sıra iki hafta boyunca Silikon Vadisi’nde çeşitli toplantılara ve etkinliklere katılarak, TT Ventures’ın güçlü küresel bağlantıları sayesinde yatırımcılar ve küresel teknoloji şirketlerinin liderlerinden oluşan uluslararası bir ağ ile buluşma fırsatı buldu.

“Gelişmiş bir girişimcilik kültürü ile Türkiye’nin geleceğe taşınmasına liderlik ediyoruz”

Hedeflerinin Türkiye’den yeni ‘unicorn’lar çıkarmak olduğunu vurgulayan TT Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan,

“TT Ventures olarak yenilikçi girişimlere sadece yatırım yapmakla yetinmiyor, onların küresel arenada söz sahibi olması adına stratejik hamleler yapıyoruz. Bu vizyonla yeni nesil teknolojiler geliştiren yerli ve milli girişimlere TT Ventures ile hem stratejik danışmanlık desteği sağlayarak yatırım yapıyor hem de global bağlantılarımız sayesinde iş birliği ve yatırım fırsatları sunuyoruz. Hızlandırma programımız TT Ventures PİLOT ile 10 yılı aşkın süredir girişimlere mentorluk, nakit ve yatırım desteği, ofis ve altyapı desteği, geniş müşteri ağımızın yanı sıra sadece Türkiye’deki değil globaldeki iş bağlantılarımıza erişim, mobil iletişim desteği gibi önemli faydalar sağlıyoruz. Silikon Vadisi’ndeki (San Francisco) ofisimiz ve güçlü sektör bağlantılarımızla, yerli girişimleri küresel ölçekte büyüyebilecekleri uluslararası teknoloji ve girişimcilik ekosistemi ile buluşturan bir köprü görevi görüyoruz. Stanford Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirilen program, girişimlerimizin büyümesi ve uluslararası ölçekte değer yaratabilmesi açısından kritik önem taşıyor. Bugüne kadar 131 PİLOT mezunu girişime toplam 3,2 milyon dolar nakit ve yatırım desteği sağladık. Bu girişimlerden 78’i, yerli ve uluslararası yatırımcılardan toplam 58 milyon dolar yatırım aldı. 2025 yıl sonu itibarıyla PİLOT mezunlarının portföy değeri 600 milyon doları aştı. Bugün girişimlerimiz Asya’dan Avrupa’ya, Kuzey Amerika’dan Güney Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteriyor. Ekiplerimizin küresel ekosistemin dinamiklerini doğru yorumlamasını ve ülkemize yüksek katma değerli çıktılarla dönmesini çok önemsiyoruz. Gelişmiş girişimcilik kültürüyle Türkiye’nin geleceğe yolculuğuna liderlik etme misyonumuz doğrultusunda, yerli ve milli teknoloji girişimlerinin küresel yükselişini hızlandırmaya ve Türkiye’den yeni global şirketler çıkarmaya kararlılıkla devam ediyoruz.”

Silikon Vadisi’nde TT Ventures girişimlerine özel tasarlanan programa; tekstil ve moda profesyonellerine uçtan uca yapay zeka çözümleri sunan Refabric, güvenlik operasyonları çözümleri sunan Priam AI, 3D iç mimari tasarım uygulaması ile Homster, veriyi gelire dönüştüren pazarlama platformu ile Zuzzuu, rüzgar türbin kanatları için yapay zeka tabanlı sağlık izleme teknolojisi sunan Werover, otonom mobil robot (AMR) çözümleri ile Milvus Robotics, kullanıcılar için dijital cüzdan pazaryeri uygulaması olan Macellan SuperApp, gerçek zamanlı yapay zeka ile ultrason görüntülerini herkes için basitleştiren SmartAlpha, her yerden güvenli bağlanma özgürlüğü sunan Pocket eSim’den oluşan dokuz ekip katıldı.

Nurol Portföy, Metis Ventures’a 30 milyon dolarlık yatırım taahhüdü verdi

Türkiye’de alternatif yatırım araçlarına yönelik ilginin artmasıyla birlikte girişim sermayesi yatırımları, kurumsal ve bireysel yatırımcıların ilgi odağında daha fazla yer almaya başladı. Bu kapsamda Nurol Portföy ve Hollanda merkezli bağımsız fon yöneticisi Metis Ventures, Türk yatırımcıların küresel potansiyele sahip teknoloji girişimlerine güvenle yatırım yapmasını sağlayacak önemli bir iş birliğine imza attı.

Nurol Portföy, Metis Ventures tarafından yönetilecek fonlara toplam 30 milyon dolarlık yatırım taahhüdünde bulunduğunu duyurdu. Kurulacak bu yeni fonlar, Türk yatırımcıların Türkiye ile Orta ve Doğu Avrupa’dan çıkan ve yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji girişimlerine yatırım yapmasına doğrudan imkân tanıyacak.

Bugüne kadar 60’tan fazla erken aşama teknoloji girişimine yatırım yapan Metis Ventures, önümüzdeki 5 yıl içinde toplam 300 milyon dolarlık varlık büyüklüğüne ulaşmayı amaçlıyor.

Teknoloji girişimlerine uzun vadeli yatırım yaklaşımı

Nurol Portföy Genel Müdürü Ercan Güner; “Nurol Portföy olarak uzun süredir girişim yatırımları alanındaki varlığımızı büyütmek ve bu ekosisteme yatırım yapmak istiyorduk. Teknoloji girişim yatırımları, kendi dinamikleri ve uzmanlık gerektiren yapısıyla özel bir alan. Bu nedenle Türk yatırımcılarını teknoloji dünyasıyla buluşturma yolunda Metis Ventures ile ilerlemenin doğru olduğunu düşündük. Önümüzdeki dönemde Metis Ventures tarafından yönetilecek fonlara toplam 30 milyon dolarlık yatırım taahhüdünde bulunuyoruz. Bünyemizde hayata geçecek bu yeni fonlar sayesinde, Türk yatırımcılarına Türkiye ve Doğu Avrupa’daki yüksek potansiyelli teknoloji girişimlerine yatırım yapma fırsatı sunacağız. Bu adımın, hem alternatif yatırım ürünleri alanındaki vizyonumuzu hem de Türkiye’de girişim sermayesi ekosisteminin gelişimine verdiğimiz desteği güçlü biçimde ortaya koyduğuna inanıyoruz.”

Metis Ventures’ın odağında Türkiye ile Orta ve Doğu Avrupa’daki yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji şirketleri yer alıyor

Nurol Portföy’ün yatırım gerçekleştirdiği Metis Ventures; Türkiye ile Orta ve Doğu Avrupa odağında yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji şirketlerine yatırım yapıyor. Merve Zabcı ve Yiğit Arslan tarafından kurulan Metis Ventures; ABD, Hollanda, Doğu Avrupa ve İstanbul’daki ofislerinde görev yapan uzman ekibiyle, girişimlerin küresel ölçekte büyüme ve ölçeklenme süreçlerine odaklanan bir yatırım platformu olarak faaliyet gösteriyor.

Nurol Portföy’ün yatırımının büyüme planları açısından önemli bir katkı olduğunu belirten Metis Ventures Yönetici Ortağı Yiğit Arslan; “Nurol Portföy gibi güçlü ve köklü bir kurumun Metis Ventures fonlarına yatırım taahhüdünde bulunması, Türkiye’de girişim sermayesinin yatırımcılar nezdinde giderek daha stratejik bir varlık sınıfı olarak konumlandığını gösteriyor. Bu iş birliğini yalnızca Metis’in büyüme yolculuğuna verilen bir destek olarak değil, aynı zamanda Türkiye ve bölgedeki teknoloji girişimlerinin daha sürdürülebilir, daha ölçeklenebilir ve daha kurumsal bir sermaye yapısına erişmesi açısından önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız, erken aşama teknoloji şirketlerini destekleyerek bölgeden daha fazla küresel başarı hikâyesi çıkmasına katkı sağlamak olacak.”

Metis Ventures Yönetici Ortağı Merve Zabcı; “Metis Ventures olarak, Türkiye’den çıkan ve global pazarlarda ölçeklenen şirketlere yatırım yapıyoruz. Amacımız, yatırımcılarımıza dolar bazlı uzun vadeli getiri ile coğrafi çeşitlendirme sunmak. Veri odaklı stratejimiz ve güçlü uluslararası yatırımcı ağımız sayesinde, Türkiye’ye yabancı sermaye çekilmesine katkı sağlıyoruz. Aynı zamanda, gelirlerinin büyük bölümünü uluslararası pazarlardan elde eden şirketlere yatırım yaparak yatırımcılarımız için makro risklerden ayrışan bir teknoloji portföyü inşa ediyoruz. Nurol Portföy’ün Metis’e duyduğu güven ve yaptığı yatırım, yatırım yaklaşımımızın ve disiplinli süreçlerimizin güçlü bir göstergesidir.”

Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemine seçilen 10 girişim

İş Bankası bünyesindeki Yapay Zekâ Fabrikası yürütücülüğünde düzenlenecek program için başvuruların ilk değerlendirme süreci Entrapeer’ın yapay zekâ ajanları ve gelişmiş skorlama algoritmaları ile yapıldı. Ön elemenin ardından Workup ekibi, mezun girişimler, mentorlar, paydaşlar ve yatırımcılar, programa seçilen girişimleri belirledi.

Türkiye’nin tüm şehirlerini kapsayıcı erişim yaklaşımı

Girişimlerin seçim aşamasında, İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki şehirlerden girişimlerin görünürlüğünü artırmak amacıyla özenli bir tarama süreci yürütüldü. Programa 800’den fazla başvuru alındı ve 129 girişimle ön görüşme yapıldı.

Girişimlerle, onların ekosisteme erişimini güçlendirecek şekilde çok yönlü temas kuruldu. Birebir görüşmelerin yanı sıra mentorluk destekleri, İş Bankası Girişimcilik Şubeleri değer önerisine erişim, potansiyel iş birliği ve yatırım değerlendirmeleri ön görüşme aşamasında başlatıldı. Böylece, Workup’ın temas ettiği girişimci kitlesine değer katan, kapsayıcı ve ekosistem geliştirici etkisi güçlendirildi.

Görüşmelerin yaklaşık %70’i, 3 büyükşehir dışından girişimlerle yapıldı. Eğitim veya çalışma hayatı için büyükşehire gelerek girişimlerini hayata geçiren kurucular da değerlendirme sürecinde önemli yer tuttu. Bu sayede sadece coğrafi konum değil, tüm şehirler ile kurulan bağ ve girişimcilerin hikâyeleri de değerlendirmenin bir parçası oldu.

Girişimlere kişiselleştirilmiş olan bu program seçilen girişimlere 5 ay boyunca;

  • Alanında uzman kişilerden mentorluk,
  • İş Bankası Grubu iştirakleri başta olmak üzere iş birliği fırsatları,
  • İş Bankası’nın kurucusu ve yatırımcısı olduğu fonlar başta olmak üzere yatırım imkânlarına erişim,
  • Teknik çalıştaylar ve deneyim paylaşımı etkinliklerine katılım,
  • İş Kule Workup Alanı’nda ücretsiz ofis kullanımı,
  • Bulut sunucusu, alt yapı ve teknoloji destekleri,
  • Yurt içi/yurt dışı etkinliklere katılım,
  • Sosyal mecralarda görünürlük

Workup’ın 14. dönemine seçilen girişimler

Chexta: Otellerin rezervasyon, operasyon ve gelir yönetimi süreçlerini tek bir platformda dijitalleştiren bulut tabanlı bir otel yönetim yazılımı girişimi.

Filika.co: Türkiye’deki HR ve ERP sistemlerine bordro ve iş gücü regülasyonları odaklı API altyapıları sunan, KOBİ’ler ve mali müşavirler için bordrolama süreçlerini dijitalleştiren bir RegTech girişimi.

Grower: Veriden hareketle kararlar veren, sadece yazışarak dijital pazarlama aksiyonları alınmasını sağlayan dijital pazarlama girişimi.

Homesberg: Kısa dönem konaklama işletmeleri için market ve gerçek zamanlı arama görünürlüğü verilerini tek bir platformda toplayarak yapay zekâ ile gelirleri artırmayı ve fiyat stratejilerini optimize etmeyi sağlayan bir teknoloji çözümü.

Out Plane: Geliştiricilerin uygulamalarını sıfır DevOps bilgisi ile 60 saniyede yayına aldığı, ölçekleme, veritabanı ve güvenliği AI ile yöneten bulut platformu.

Richify: Yapay zekâ destekli bir finansal eğitim platformu olarak bireylerin varlıklarını anlamalarına, takip etmelerine ve finansal hedeflerini bilinçli şekilde planlamalarına yardımcı olan teknoloji girişimi.

SHIM: İşletmelerin yapay zekâ modellerini veri gizliliğinden ödün vermeden güvenle kullanmasını, Semantic Cache ile LLM kullanım maliyetlerini düşürmesini ve tüm AI ekosistemini tek merkezden yönetmesini sağlayan kurumsal bir AI Gateway ürünü.

SolonGate: Kritik altyapılarda bulunan otonom yapay zekâ ajanları için tasarlanmış zero-trust tabanlı bir güvenlik duvarı.

Uplico: İşe alım ve iş gücü yönetimi süreçlerini uçtan uca otonom şekilde yöneten, agentic yapay zekâ destekli bir platform olarak şirketlerin daha hızlı, daha isabetli ve daha düşük maliyetli insan kaynağı kararları almasını sağlayan girişim.

Vitsupp by Marin: Eczane ve klinik satış noktalarına yerleşen yapay zekâ destekli klinik karar motoru ile kullanıcı yaşam tarzını, ilaç etkileşimlerini ve alerjilerini analiz ederek kişiye özel takviye rutini oluşturan ve bu sistemi eczanelere, kliniklere ve kurumsal şirketlere B2B ve B2B2C lisans modeliyle sunan girişim.

Türk Hava Yolları GSYF’den ilk yatırım: Vendorside

Şirketlerin satın alma, tedarik ve operasyon yönetimi süreçlerinde yapay zeka kullanımının hızla yaygınlaştığı bir dönemde, Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ilk yatırımını procurement-tech alanında faaliyet gösteren Vendorside’a gerçekleştirdi. Satın alma teknolojileri ve enterprise AI çözümleri geliştiren şirket, aldığı yatırımı özellikle yapay zeka altyapılarının güçlendirilmesi, agent teknolojilerinin geliştirilmesi, ürün yatırımları ve uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda kullanmayı planlıyor.

Satın alma süreçlerinin yüzde 70’i dijitalleşecek

Küresel ölçekte satın alma teknolojileri, veri analitiği ve yapay zeka destekli karar sistemlerine yönelik yatırımlar hızla artarken, kurumlar da operasyonel verimlilik, maliyet optimizasyonu ve risk yönetimi alanlarında yeni nesil teknolojilere yöneliyor. PwC verilerine göre satın alma departmanları 2027’ye kadar süreçlerin yaklaşık %70’ini dijitalleştirmeyi hedefliyor. Özellikle satın alma fonksiyonunun yalnızca operasyonel bir süreç olmaktan çıkarak stratejik karar mekanizmalarının merkezine yerleşmesi, procurement-tech çözümlerini kurumların dijital dönüşüm ajandasında öncelikli alanlardan biri haline getiriyor.

Bu dönüşüm doğrultusunda geliştirilen Vendorside platformu; stratejik tedarik, satın alma, sözleşme yönetimi, tedarikçi yönetimi, harcama analitiği ve invoice-to-pay süreçlerini tek çatı altında bir araya getiriyor. Platform, kurumların satın alma operasyonlarında daha yüksek görünürlük elde etmesine, karar süreçlerini hızlandırmasına ve maliyetlerini daha etkin yönetmesine imkan tanıyor.

Şirketin geliştirdiği Vendorside AI (Orchaside) platformu ise kurumların kendi yapay zeka agent’larını oluşturmasına, AI workflow’ları geliştirmesine ve veri odaklı karar sistemleri kurmasına olanak sağlıyor. Çoklu agent mimarisi ve gelişmiş yapay zeka altyapısıyla geliştirilen platform, kurumların yalnızca mevcut süreçlerini otomatikleştirmesini değil; öğrenen, öngören ve operasyonları sürekli optimize eden yeni nesil çalışma modelleri oluşturmasını hedefliyor.

Enterprise AI ve procurement-tech yatırımlarında yeni dönem

Yapay zeka destekli karar sistemleri, tedarik zinciri yönetimi ve satın alma teknolojileri son yıllarda küresel yatırım ekosisteminin en hızlı büyüyen alanları arasında yer alıyor. Yapay zeka destekli karar sistemleri, tedarik zinciri yönetimi ve satın alma teknolojileri son yıllarda küresel yatırım ekosisteminin en hızlı büyüyen alanları arasında yer alıyor. Grand View Research araştırmalarına göre, yapay zeka satın alma (AI procurement) pazarının 2024–2030 yılları arasında %36,6’lık bileşik büyüme oranı (CAGR) ile çok hızlı bir şekilde büyümesi öngörülüyor. Artan operasyonel karmaşıklık, maliyet baskıları ve veriye dayalı yönetim ihtiyacı; kurumları daha akıllı, daha öngörülebilir ve daha çevik sistemlere yönlendiriyor.

Vendorside da geliştirdiği teknoloji altyapısıyla kurumların satın alma süreçlerinde yalnızca operasyonel verimlilik sağlamayı değil; risk yönetimi, öngörülebilirlik ve stratejik karar alma kabiliyetlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Şirket bugün, dijital satın alma dinamiklerine uygun olarak satın alma süreçlerinde %40’a varan maliyet avantajı, işlem operasyonlarında %30 ila %50 arasında zaman tasarrufu ve kurulan yapay zeka sistemleri sayesinde %25-40 bandında operasyonel verimlilik artışı sağlayan çözümler sunuyor.

Mehmet Taha Doğruyol: “Türkiye’den çıkan global bir enterprise AI markası olmayı hedefliyoruz”

Vendorside Kurucu Ortağı Mehmet Taha Doğruyol yatırım sonrası değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Kurumsal yazılım dünyası yeni bir dönüşüm dönemine giriyor. Önümüzdeki yıllarda şirketler yalnızca süreçlerini dijitalleştiren sistemler kullanmayacak; verileri analiz edebilen, riskleri öngörebilen ve gerektiğinde otonom aksiyon alabilen yapay zeka agent’larıyla çalışacak. Yapay zeka artık bir destek teknolojisi değil, kurumların operasyonel iş gücünün doğal bir parçası haline geliyor. Satın alma fonksiyonu da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Artan tedarikçi ağları, karmaşık operasyonlar ve hızlanan karar alma süreçleri şirketleri daha akıllı sistemlere yönlendiriyor. Vendorside Procurement platformumuz kurumların operasyonel temelini güçlendirirken, Orchaside ile şirketlerin kendi yapay zeka iş gücünü oluşturabileceği yeni bir yapı inşa ediyoruz. Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun ilk yatırımını Vendorside’a gerçekleştirmesi, geliştirdiğimiz teknolojinin ve ortaya koyduğumuz vizyonun önemli bir göstergesi. Bu yatırımla birlikte yapay zeka altyapılarımıza, agent teknolojilerine, ürün geliştirme çalışmalarımıza ve uluslararası büyüme hedeflerimize hız vereceğiz. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan ve procurement-tech ile enterprise AI alanında küresel ölçekte referans gösterilen teknoloji şirketlerinden biri olmak.”

Oyun dünyasında exit denklemi değişiyor: Yatırımcılar artık hangi kriterlere odaklanıyor?

Türkiye oyun ekosistemi son yıllarda global yatırımcıların radarına daha güçlü biçimde girerken, oyun stüdyolarının exit süreçlerinde hangi kriterlerin belirleyici olduğu da daha fazla tartışılıyor. Xsolla EMEA İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı İlayda Bayari, ürettiği içerikte; Türk oyun stüdyolarının exit süreçlerinde yaptığı kritik hataları, yatırımcıların en çok dikkat ettiği metrikleri ve küresel büyümenin değerlemeye etkisini anlattı.

Türkiye’den bir oyun stüdyosunun global ölçekte exit yapabilmesi için en kritik faktörler

En önemli faktörler; ölçeklenebilir kullanıcı edinimi, güçlü tutundurma (retention) ve küresel ölçekte başarısı kanıtlanmış monetizasyon modelidir. Yatırımcılar ve alıcılar, Tier-1 pazarlarda kullanıcıları tutarlı biçimde edinip etkileşimde tutabilen stüdyolara öncelik verir. Güçlü ve korunan bir IP ya da istikrarlı LTV’ye sahip canlı oyunlardan oluşan bir portföy kritik önem taşır. Operasyonel olgunluk da büyük rol oynar: güçlü live ops, veri odaklı karar alma mekanizmaları ve farklı platformlara uyum sağlayabilme kapasitesi bu kapsamda değerlendirilir.

Son olarak, finansal tabloların düzenli ve şeffaf olması, güçlü kullanıcı kohort verileri ve köklü publisher/platform ilişkileri; satın alma görüşmelerinde güvenilirliği önemli ölçüde artırır ve algılanan riski azaltır.

Türk oyun stüdyolarının exit sürecinde en sık yaptığı hatalar

Türk oyun stüdyoları exit sürecine girdiğinde sık karşılaşılan bazı kalıplar öne çıkar; çoğu zaman stüdyonun kendi değerini algılayış biçimi ile alıcıların buna nasıl baktığı arasında ciddi bir uçurum olduğu görülür. En yaygın hatalardan biri, erken başarının gereğinden fazla önemsenmesidir. Bir oyunun indirme sayısı ya da geliri ani bir yükseliş gösterdiğinde bu durum güçlü bir ivmenin işareti gibi hissettirebilir. Ancak alıcılar için bu tür ani yükselişler tek başına yeterli değildir. Başlangıçtaki bu ivmenin ardından ekonomik yapının sürdürülebilir olup olmadığını incelerler: retention, yaşam boyu değer (LTV) ve oyunun uzun vadede nasıl bir seyir izlediği kritik önem taşır. Stüdyolar değerleme beklentilerini çoğu zaman en iyi dönemin rakamlarına göre belirler; bu da müzakere sürecinde beklentilerin karşılanmamasına yol açar.

Bir diğer yaygın sorun, tek bir oyuna veya tek bir user acquisition kanalına aşırı bağımlılıktır. Gelirin büyük bölümünün tek bir oyundan gelmesi risk yaratır. Kullanıcı ediniminin büyük ölçüde tek bir platforma ya da trafik kaynağına dayanması da aynı sonucu doğurur. Alıcıların aklına şu sorular gelir: Oyun düşüşe geçerse ne olur? Reklam maliyetleri yükselirse? Platform politikaları değişirse?

Öte yandan birden fazla oyun veya çeşitlendirilmiş user acquisition kanalları sunan stüdyolar, genel performans rakamları benzer olsa bile daha olgun ve daha az riskli görünür.

Bir diğer önemli sorun ise satın alma sürecindeki inceleme aşamasına hazırlıksız yakalanmaktır. Pek çok anlaşma tam da bu noktada yavaşlar, hatta yeniden fiyatlandırılır. KPI takibinin düzensiz olması, kohort verilerinin eksik tutulması ya da finansal raporların eksik veya tutarsız olması alıcıların rakamlara güvenmesini zorlaştırır.

Bunun yanı sıra IP sorunları da beklenenden sık karşılaşılan bir problem. Özellikle dış kaynak veya freelancer ile çalışılmış ancak fikri mülkiyet sahipliği net biçimde belgelenmemiş durumlarda bu risk daha da artar. Ürün güçlü olsa bile bu eksiklikler süreci zorlaştırır ve güvensizlik yaratır; satın alma sürecinde belirsizlik çoğu zaman daha düşük bir fiyat veya satıcı açısından daha dezavantajlı koşullar anlamına gelir.

Bir oyun stüdyosunun değerlemesini artıran en önemli metrikleri

Bir oyun stüdyosunun değerlemesini belirleyen metrikler salt rakamların çok ötesine geçer; asıl mesele ekip, ürün ve iş modeli açısından gelecekteki riskleri minimize etmektir.

Temel düzeyde yatırımcılar LTV/CAC oranını yakından inceler. 3:1 veya üzeri bir oran, stüdyonun kullanıcıları verimli biçimde edinip kârlı şekilde ölçeklenebileceğinin sinyalini verir. Tutundurma metrikleri (D1, D7, D30), ürün-pazar uyumunun en net kanıtı olmayı sürdürür. Mid-core oyunlar için yüzde 15 üzerindeki D30 değeri, güçlü oyuncu bağlılığını ve uzun vadeli etkileşim potansiyelini gösterir. Gelirin istikrarlı ve öngörülebilir olması da büyüklüğü kadar önem taşır: birden fazla oyun, platform veya pazardan gelen öngörülebilir ve düzenli gelir volatiliteyi azaltır ve daha yüksek değerleme çarpanlarına zemin hazırlar. Mobil oyunlarda brüt marjların genellikle yüzde 70’i aşması beklenir.

Pratikte değerlemeyi etkileyen yalnızca metrikler değildir; şirketi kimlerin kurduğu ve bugüne kadar nasıl bir performans sergilediği de en az metrikler kadar belirleyicidir. Ekip özgeçmişi kritik bir rol oynar: önceki hit oyunları, başarılı exit’leri veya sektörde derin uzmanlığa sahip kurucular; gelecekteki sonuçlara duyulan güveni somut biçimde artırır. Bir o kadar önemli olan ise ekibin daha önce birlikte çalışıp çalışmadığıdır. İşbirliği geçmişi olan stüdyolar daha hızlı hareket eder, daha etkin iterasyon yapar ve daha az risk taşır.

Liderlerin değişimlere uyum sağlama ve veriye dayalı iterasyon kapasitesi de kritik bir sinyal olarak öne çıkar. Bu yalnızca başlangıçtaki gelir rakamlarıyla ölçülmez; ekibin pazar değişimlerine nasıl yanıt verdiği, ilk planlar işe yaramadığında yön değiştirebilme becerisi ve deneyimlerden çıkarılan sonuçların ürün geliştirmeye nasıl yansıtıldığı da belirleyicidir. Hatalardan hızla ders çıkaran ve değişime kolayca uyum sağlayan kurucuların liderlik ettiği stüdyolar, piyasada daha yüksek değer biçilen yapılar arasında yer alır.

Oyunun ya da portföyün mevcut durumu da bir o kadar önemlidir. Metrikleri gelişen ve aktif live ops’a sahip canlı bir oyun var mı? Oyun hâlâ soft launch aşamasında mı, ilk sinyaller nasıl? Organik büyüme, topluluk etkileşimi, kohort iyileştirmeleri veya güçlü monetizasyon sinyalleri gibi somut göstergeler; ürünün yalnızca ücretli kullanıcı edinimine dayanmadığını ve gerçek bir oyuncu ilgisi yarattığını doğrular.

Son olarak stratejik faktörler de değerlemeyi önemli ölçüde etkiler: belgelenmiş ve sorunsuz IP sahipliği, geliştirilmekte olan güçlü bir oyun portföyü, özgün teknoloji ve güçlü live ops kapasitesi hem stüdyonun sağlamlığını hem de büyüme potansiyelini güçlendirir.

Küresele açılmak ve doğru monetizasyon stratejisi oluşturmanın exit sürecine etkileri

Küresele açılmak genellikle değerleme üzerinde büyük bir fark yaratır. Birden fazla ülkeden gelir elde eden bir stüdyo çok daha güvenli ve ölçeklenebilir görünür. Bu aynı zamanda oyunun tek bir pazarın tercihlerine ya da ekonomisine bağımlı olmadığını da ortaya koyar.

Monetizasyon stratejisi de bir o kadar kritiktir. Oyun içi satın alımlar, reklam ve D2C platformlar dahil olmak üzere birden fazla kanal üzerinden gelirini çeşitlendiren stüdyolar zaman içinde daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir performans sergiler. Tüm bunlar işi alıcılar açısından daha cazip kılar; alıcılar daha düşük risk ve daha fazla büyüme potansiyeli görür.