İki insanın aşık olması için birbirlerine 36 soru sorup, sonra da dört dakika boyunca sessizce bakışması yeterli midir?

Arthur Aron ve arkadaşlarının 1997 yılında yayınladıkları “The Experimental Generation of Interpersonal Closeness” isimli makalesine bakarsanız, bu olasılık yabana atılmayacak kadar yüksek.

Makaleye söz konusu olan deney, psikolog Arthur Aron’un New York State üniversitesindeki dersinde yapılmış. Birbirlerini tanımayan öğrenciler ikişerli olarak gruplanmış ve ellerine birer soru listesi verilmiş. Öğrenciler karşılıklı olarak soruları yanıtladıktan sonra birbirlerine karşı büyük bir yakınlık duyduklarını ifade etmişler. Hatta, deneye katılan iki öğrenci, altı ay sonra evlenmiş.

Deneyde kullanılan soruların bir kısmı çok genel. “En son ne zaman uzun bir yürüyüşe çıktın? Nereye gittiğini ve neler gördüğünü anlatsana!” gibi. Bazı sorularsa çok daha özel. “Ailenden en çok kimi kaybetmek seni üzer?” gibi.

Görülen o ki, iki kişi arasındaki yakınlık, birbirlerini tanımalarına bağlı. Yakınlaşmak için duyguları, düşünceleri, yaşanmış olayları paylaşmak önemli. Ama belki de en önemlisi, güçlü yanları olduğu kadar zayıf yanları da paylaşmak. Yakınlaşmak istediğiniz kişiye karşı olabildiğince saydam olmak.

Son 30 yıldır, pazarlama dünyası da tüketicilerle markalar arasındaki yakınlığın peşinde. Pazarlama guruları hep bir ağızdan “aşk markaları” (lovemarks) yaratmak için neler yapılması gerektiğini konuşuyorlar.

Peki, Arthur Aron’un mantığı tüketicilerle markalar arasında da geçerli mi? Yani, bir markanın müşterilerine yakın olması, onlarla duyguları, düşünceleri, yaşanmış olayları paylaşması mı demek?

Eğer bu doğruysa, bir marka yöneticisinin ilk yapması gereken, tüketicilerine en azından şu meşhur deneydeki sorulardan bazılarını sormak. Ve markasının hikayesini, kimliğini, başarılarını ama en az bunlar kadar bu markanın yaşadığı sorunları, zayıf yanlarını tüketicileriyle paylaşmak. Yani, tüketici karşısında saydam olmak.

McDonald’s Kanada’nın Pazarlama Direktörü’nün hamburgerlerin reklamlarda neden restaurantlardakinden farklı göründüğünü anlatması, ya da Burger King Türkiye’nin Pazarlama Direktörü’nün patateslerinin kötü olduğunu ve müşterilerin memnun olmadığını reklamlarda kabul etmesi gibi.

Peki, Siz aşk markası olma yolunda hala bir ilerleme kaydedemediyseniz?

Büyük bir ihtimalle, malum 36 sorudan hiç birini sormadınız ve kendinize sordurmadınız demektir.

Kaynak: Dr. Engin Baran, Pazarlamablog.com

Yorum yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here